only - Türkisch Englisch Wörterbuch
Verlauf

only

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Bedeutungen von dem Begriff "only" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 30 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Common Usage
only adj. tek
only adv. sırf
only adv. yalnızca
only adv. sadece
General
only adj. bir
only adj. eşsiz
only adj. mücerret
only adj. biricik
only adj. ağırbaşlı
only adj. yegane
only adj. safi
only adj. yalnız
only adj. salt
only adv. daha
only adv. kala kala
only adv. sade
only adv. şunun surasında
only adv. sadece
only adv. ne var ki
only conj. fakat
only conj. ancak
only conj. ama
only conj. şu var ki
Speaking
only bari
only en azından
only hiç olmazsa
Slang
only paso
Law
only münhasıran
Technical
only bir tek
only sadece

Bedeutungen, die der Begriff "only" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 200 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
be an only child v. ailenin tek çocuğu olmak
be an only child v. tek çocuk olmak
be left only with the shame of an intended misdeed v. ettiğiyle kalmak
be only just v. yerinde olmak
be only too glad v. dünden razı olmak
be only too glad to v. dünden razı olmak
know someone by sight only v. birini sadece yüzünden tanımak
walk away from the accident with only minor injuries v. hafif sıyrıklarla kurtulmak
walk away from the accident with only minor injuries v. hafif sıyrıklarla atlatmak
an only child n. tek çocuk
executives only n. sadece yetkili kişiler
her/his only problem n. tek sorunu
internal use only n. sadece kurum içi kullanım için
only a hair's breadth n. kılpayı
only child n. dikme
only child n. tek çocuk
only for show n. göstermelik
only hope n. tek umut
only just n. yeni
only relative n. tek yakın
only relative n. tek akraba
only suspect in the case n. davadaki tek şüpheli
only two hundred dollars n. sadece iki yüz dolar
pupil who attends school only in the mornings n. sabahçı
tax only refund n. yalnızca vergi iade
the only one n. tek olan
the only one of its kind n. nevi şahsına münhasır
the only thing we can say n. söyleyebileceğimiz tek şey
the only thing we can say n. söylenecek tek şey
the only way to escape n. kurtulmanın tek yolu
for this one time only adj. bu seferlik
for this time only adj. bu defaya mahsus
intended for informative purposes only adj. sadece bilgi (bilgilendirme) amaçlı
one and only adj. tek
one and only adj. bütün
one and only adj. biricik
one and only adj. bir tek
one and only(a) adj. rakipsiz
only too glad adj. dünden hazır
only too glad adj. dünden razı
only too pleased adj. dünden razı
only too pleased adj. dünden hazır
only-begotten adj. babanın tek evladı
single use only adj. tek kullanımlık
the first and only adj. ilk ve tek
the one and only adj. tek
the only survivor of the family adj. aileden tek kurtulan
thinking only of one's own interests adj. yalnızca kendi çıkarlarını düşünen
by name only adv. gıyaben
for decorative purposes (only) adv. süs olsun diye
for information purposes (only) adv. (sadece) bilgi amaçlı
for once only adv. bir kereye mahsus
for once only adv. bir sefere mahsus
for once only adv. sadece bir defaya mahsus
for once only adv. bir defalık
for only once adv. sadece bir defaya mahsus
for only once adv. sadece bir kereye mahsus
for show only adv. göstermelik
not only adv. sadece
not only that adv. üstelik
not only that adv. bu bir tarafa
not only that adv. bununla kalmayıp
on one condition only adv. tek bir şartla
on this occasion only adv. sadece bu defalık
on this occasion only adv. sadece bu seferlik
on this occasion only adv. bir sefere mahsus
on this occasion only adv. bir kereye mahsus
one time only adv. bir sefere mahsus
one time only adv. sadece bir kez
one time only adv. bir kereye mahsus
one-time only adv. bir defalığına
one-time only adv. bir seferliğine
only after a year adv. sadece bir sene sonra
only and solely adv. sadece ve münhasıran
only at that time adv. ancak o vakit
only at that time adv. ancak o zaman
only before tomorrow adv. en geç yarın
only for me adv. sadece benim için
only just adv. henüz
only just adv. zorla
only occasionally adv. bayramda seyranda
only once adv. sadece bir kez
only once adv. bir sefere mahsus
only once adv. sadece bir defa
only once adv. bir kereye mahsus
only once adv. sadece bir kere
only rarely adv. yalnızca nadiren
only recently adv. yalnız son zamanlarda (çok yakın geçmişte olmaya başlayan şeyler için)
only then adv. ancak o vakit
only then adv. ancak o zaman
only two months ago adv. sadece iki ay önce
only when adv. ancak o vakit
only when adv. ancak o zaman
then only then adv. o zaman işte o zaman
then only then adv. işte o zaman
but only conj. aynı zamanda
not only but also conj. keza
not only but also conj. sadece ... değil, aynı zamanda...
not only but also conj. aynı zamanda da
not only this conj. yalnız bu değil
only if conj. sadece
only if conj. kaydıyla
only if conj. şayet
only if conj. eğer
god only knows! interj. allah bilir!
Phrases
as if it happened only yesterday dün yaşanmış gibi
available by prescription only sadece reçeteyle satılır
average of only 2 days during the season sezon boyunca ortalama sadece 2 gün
beauty is only skin deep güzellik sadece dıştadır
believe nothing of what you hear, and only half of what you see duyduğunun hiçbirine, gördüğünün yarısına inan.
emergency use only sadece acil durumlarda kullanılır
emergency use only sadece acil durumlar için
for reference purpose only sadece kaynak göstermek amacıyla
for reference purpose only sadece kaynak göstermek için
heaven only knows why hikmetinden sual olunmaz
if and only if sadece ve sadece
if and only if gerek ve yeter şart
if and only if yalnız ve yalnız
if and only if gerek ve yeter koşul
if i only knew! keşke bilseydim!
if only to please me benim hatırım için bile olsa
it cannot be described but only experienced anlatılmaz yaşanır
only a few days left (for) sayılı gün kaldı
only an expression lafın gelişi
only god forgives sadece tanrı affeder
only if ancak eğer...sa
only means of escape tek kaçış yolu
only now ancak şimdi
only two of us sadece ikimiz
only two of us yalnızca ikimiz
only with difficulty ucu ucuna
staff only! personel harici girmek yasaktır!
the only thing that doesn’t change is change itself değişmeyen tek şey değişimdir
there only remains kala kala
this document is for information purpose only bu belge yalnızca bilgi amaçlıdır
we who labor here seek only the truth bizim burada vazifemiz gerçeği bulmak
you only live once sadece bir kere yaşarsın
Proverb
beauty is only skin deep mühim olan ruh güzelliği
beauty is only skin deep güzelliğe kapılma kişiliğe bak
beauty is only skin deep güzellik yalnızca dış görünüştedir
beauty is only skin deep önemli olan ruh güzelliği
beauty is only skin deep güzellik geçici karakter kalıcıdır
beauty is only skin-deep asıl güzellik yürektedir
beauty is only skin-deep iç güzelliği önemlidir
beauty is only skin-deep fiziksel güzellik yüzeyseldir
believe nothing of what you hear, and only half of what you see duyduğunun hiç birine, gördüğünün yarısına inan
full independence is possible only through economic independence tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür
if one cries, only his/her mother feels his/her pain truly ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar
Colloquial
(for) ladies only sadece bayanlar
(for) women only sadece bayanlar
cash only don't ask for credits please veresiyemiz yoktur lütfen teklif etmeyiniz
death is only the beginning ölüm sadece bir başlangıçtır
death is only the beginning ölüm sadece başlangıçtır
for once only bir defaya mahsus olmak üzere
for once only bir sefere mahsus olmak üzere
for one time only bir defaya mahsus olmak üzere
for one time only bir sefere mahsus olmak üzere
for you only sadece senin için
for you only sadece sana
in name only ismi var cismi yok
lord only knows sadece tanrı bilir
not only imkanı yok/olmaz
only a few days to the end of the summer yazın bitmesine sayılı günler kala
only a little longer sadece kısa bir süre sonra
only for me sadece benim için
only for once bir kerecik olsun
only for once bir kere olsun
only for once bir defa olsun
only god can help us işimiz allah'a kaldı
only god knows! allah bilir!
only just once bir kere olsun
only just once bir defa olsun
only just once bir kerecik olsun
pride only hurts gurur sadece acı verir
Idioms
a man can only die once insan yalnızca bir kere ölür
be able to take only so much (acı/üzüntü) bir yere kadar katlanmak
be only a matter of time eli kulağında olmak
be only a matter of time an meselesi olmak
can take only so much (acı/üzüntü) bir yere kadar katlanmak
close only counts in horseshoes and hand grenades sonuna kadar gelip de başaramamak
face that only a mother could love yüzüne bakılmayacak kadar çirkin
face that only a mother could love çok çirkin
face that only a mother could love yüzüne bakılamayacak kadar çirkin
have eyes only for gözleri başka bir şey görmemek
have eyes only for gözü gibi sakınmak
have eyes only for gözü başkasını görmemek
have eyes only for gözü gibi bakmak
in name only sadece ismen
in name only sadece sözde/ lafta
it only stands to reason şüphesiz ki
know something only too well (özellikle geçmişte yaşanmış olumsuz deneyimler neticesinde) bir şeyi çok iyi bilmek
not the only fish in the sea bulunmaz hint kumaşı değil
not the only pebble on the beach bulunmaz hint kumaşı değil
only have eyes for someone gözü ondan başkasını görmemek
only have eyes for someone gözü bir başkasını görememek
only way to go yapılacak tek şey
she is not the only fish in the sea denizdeki tek balık o değil (sana kız mı yok?)
someone's one and only gerçek aşkı
someone's one and only bir tanesi
someone's one and only biriciği