yalnız - Türkisch Englisch Wörterbuch
Verlauf

yalnız



Bedeutungen von dem Begriff "yalnız" im Englisch Türkisch Wörterbuch : 53 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
Common Usage
yalnız lonesome adj.
yalnız lonely adj.
yalnız alone adj.
General
yalnız forlorn adj.
yalnız pure adj.
yalnız single adj.
yalnız sole adj.
yalnız isolated adj.
yalnız singular adj.
yalnız desolate adj.
yalnız single handed adj.
yalnız solo adj.
yalnız private adj.
yalnız lone adj.
yalnız mere adj.
yalnız unattended adj.
yalnız pure and simple adj.
yalnız solitary adj.
yalnız unaccompanied adj.
yalnız only adj.
yalnız single-handed adj.
yalnız bigoted adj.
yalnız solus adj.
yalnız nothing more than adv.
yalnız on one's tod adv.
yalnız solitarily adv.
yalnız solely adv.
yalnız by oneself adv.
yalnız exclusively adv.
yalnız singly adv.
yalnız nothing but adv.
yalnız on one's own adv.
yalnız secludedly adv.
yalnız alone adv.
yalnız just adv.
yalnız by ourselves adv.
yalnız save prep.
yalnız however conj.
yalnız but conj.
yalnız save that conj.
yalnız none but conj.
Phrases
yalnız nothing else
Colloquial
yalnız by herself
yalnız by himself
yalnız on one's own
Idioms
yalnız by oneself
yalnız out on a limb
Technical
yalnız merely
yalnız just
yalnız alone
British Slang
yalnız jack (jones)
yalnız on one's tod
yalnız on one's jack

Bedeutungen, die der Begriff "yalnız" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 238 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
General
yalnız yaşamak lead a solitary life v.
yalnız bırakmak leave somebody alone v.
birini yalnız bırakmamak keep someone company v.
yalnız uçmak fly alone v.
yalnız başına kalmak be on one's own v.
yalnız yaşamak live alone v.
yalnız kılmak excide v.
yalnız bırakmak leave alone v.
yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak buy on margin v.
yalnız bırakmak isolate v.
yalnız bırakmak leave someone alone v.
yalnız kalmak stand alone v.
yalnız kalmak be alone v.
yalnız bırakmak let someone alone v.
yalnız kalmak be lonely v.
yalnız kalmak become lonely v.
yalnız kalmak become isolated v.
yalnız kalmak become desolate v.
yalnız hareket etmek act alone v.
yalnız olmak be alone v.
yalnız olmak be lonely v.
yalnız hissetmek feel lonely v.
yalnız dışarı çıkmak go out alone v.
yalnız bırakmak marginalize v.
yalnız uyumak sleep alone v.
birisini yalnız bırakmak leave somebody alone v.
yalnız seyahat etmek travel alone v.
kendini yalnız yaşamaya alıştırmak reconcile oneself to living alone v.
kendini yalnız hissetmek feel alone v.
yalnız bırakmak marginalise v.
yalnız çalışmak work solo v.
evde yalnız olmak be home alone v.
evde yalnız olmak be alone at home v.
gece yalnız yürümek walk alone at night v.
yalnız çalışmak work alone v.
yalnız bırakma isolation n.
yalnız akıl ile idrak edilen şey noumenon n.
yalnız başına yaşayan kimse hermit n.
yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika closed shop n.
yalnız bir ucu açık oyuk yer caecum n.
yalnız yaşayan kimse hermit n.
başkalarıyla görüşmeden yalnız yaşayan kimse recluse n.
yalnız kimse singleton n.
yalnız kalpler lonely hearts n.
yalnız kovboy the lonesome cowboy n.
yalnız kovboy the lonely cowboy n.
yalnız yaşayan kız bachelor girl n.
yalnız bir ucu açık oyuk yer cecum n.
yalnız gezgin solo traveler n.
yalnız seyahat travelling solo n.
tecrit edilmiş yalnız kılınmış excided adj.
yalnız (kimse) lonely adj.
yalnız yaşayan solitary adj.
yalnız başına unaided adj.
başkalarıyla görüşmeden yalnız yaşayan recluse adj.
yalnız başına unassisted adj.
yalnız dişi yapan thelygenic adj.
yalnız akıl ile idrak edilen şeylerle ilgili noumenal adj.
yalnız başına single-handed adj.
yalnız kendi çıkarını gözeten self-seeking adj.
son derece yalnız exceedingly lonely adj.
yalnız bir defa once again adv.
yalnız başına singly adv.
yalnız bir şekilde isolatedly adv.
yalnız başına alone adv.
yalnız bu değil nay adv.
yalnız ve kimsesiz halde forlornly adv.
yalnız başıma by myself adv.
yalnız başına by oneself adv.
yalnız başına single-handedly adv.
yalnız bir şekilde in isolation adv.
yalnız başına solus adv.
yalnız son zamanlarda (çok yakın geçmişte olmaya başlayan şeyler için) only recently adv.
yalnız başına on one's own adv.
yalnız bu değil not only this conj.
Phrasals
birini yalnız/bir başın bırakmak lay off someone
(birini) yalnız bırakmamak stand with someone
Phrases
yalnız şu kadarını söyleyeyim ki suffice it to say that
yalnız ve yalnız if and only if
sonsuza dek yalnız forever alone
asla yalnız yürümeyeceksin you will never walk alone
karanlıkta yalnız başına alone in the dark
yalnız ve mutsuz lonely and unhappy
yalnız ve mutsuz alone and unhappy
evde yalnız alone at home
evde yalnız başına alone at home
Proverb
gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün, ağlarsan, yalnız ağlarsın laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone
yalnız ekmekle yaşanmaz man does not live by bread alone
yalnız ekmekle yaşanmaz man cannot live by bread alone
gülersen herkes seninle güler, ağlarsan yalnız ağlarsın laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone
Colloquial
yalnız bırakmak leave to his own devices
yalnız sefayı düşünen lotus eater
sonunda yalnız kaldık alone at last
yalnız adam lonely man
birlikte yaşa yalnız öl live together die alone
birisini mağarada yalnız bırakmak leave someone alone at the cave
yalnız değilsin in good company
yalnız (başına)/bekar hayatı yaşamak bach
yalnız (başına)/bekar hayatı yaşamak bach it
yalnız gezen lone ranger
Idioms
yalnız ikimizin arasında between you and me and the wall
yalnız ikimizin arasında between you and me and the gatepost
yalnız ikimizin arasında between you and me and the bed post
sürekli yalnız kalan kadın a grass widow
yalnız iş görmek plough a lonely furrow
yalnız bırakmak leave in the lurch
annesi ve babası çalıştığından dolayı sürekli evde yalnız kalan çocuk a latchkey kid
annesi ve babası çalıştığından dolayı sürekli evde yalnız kalan çocuk a latchkey child
yalnız iş görmek plough a lone furrow
yalnız kurt a lone wolf
yalnız bırakmak hang somebody out to dry
yalnız bırakmak hang someone out to dry
Speaking
asla yalnız değilsin you are never alone
yalnız kalabilir miyiz can we be alone
beni yalnız bırakma don’t leave me alone
beni burada yalnız bırakma don’t leave me alone here
yalnız mısınız are you alone
yalnız mısın are you alone
yalnız değilsiniz you are not alone
yalnız değilsin you are not alone
o yalnız yaşıyor he/she lives alone
yalnız değilsin (beterin beteri var) you're in good company
onunla yalnız konuşmak istiyorum i want to talk to him alone
onunla yalnız konuşmak istiyorum i want to talk to her alone
beni yalnız bırakma don't leave me alone
çok uzun süredir yalnız başınasın you've been alone for too long
yalnız olmak zorunda değilsin you don't have to be alone
beni orada yalnız bırakmayacağına söz ver promise me you won't leave me alone in there
seni yalnız bırakmıyorum i'm not leaving you alone
yalnız değiliz we're not alone
yabancı bir yerde yalnız hissetmek kadar kötü bir şey olamaz nothing worse than feeling all alone somewhere foreign
bir süre yalnız kalmak istiyorum i want to be alone for a while
yalnız mı geliyorsun? are you coming alone?
onunla birkaç dakika yalnız kalmam mümkün mü? do you mind if i have a couple of minutes alone with him/her?
onunla birkaç dakika yalnız kalmamın bir mahsuru var mı? do you mind if i have a couple of minutes alone with him/her?
bizi bir dakikalığına yalnız bırak leave us alone for a minute
şimdi seni yalnız bırakacağım i'm gonna leave you alone now
yalnız kalmak istiyorum i'd like to be alone
yalnız kalmak istedim i just wanted to be alone
yalnız mı yaşıyorsun? do you live alone?
beni yalnız bırak leave me alone
yalnız uyanmak istemiyorum i don't want to wake up alone
yalnız kendi işime bakıyorum i'm just minding my own business
yalnız değilsin you're not alone
yalnız olduğumu sanıyordum i thought i was alone
yalnız bırak beni leave me alone
yalnız mısın? are you alone?
bizi yalnız bırakın leave us alone
yalnız seni seviyorum i only love you
hiçbir zaman yalnız yürümeyeceksin you will never walk alone
yalnız öleceğim i'll die alone
yalnız öleceğim i will die alone
yalnız seyahat etmiyorsunuz, değil mi? you are not traveling alone, are you?
beni bu şekilde yalnız bırakmazdı he wouldn't just leave me like this
beni bu şekilde yalnız bırakmazdı she wouldn't just leave me like this
beni yalnız bırakın leave me alone
yalnız olmayı severim I like being alone
yalnız olmayı seviyorum I like being alone
yalnız olmadığını bil istiyorum i want you to know you're not alone
kendimi yalnız hissetmiyorum artık i don't feel alone anymore
evde yalnız mısın? are you home alone?
evde yalnız mısınız? are you home alone?
yalnız geldiğimizi sana düşündüren ne? what makes you think we came alone?
yalnız geldiğimizi nereden çıkarttın? what makes you think we came alone?
Slang
yalnız içmek drink with the flies
beni yalnız bırak! eat my shorts!
yalnız kovboy billy-no-mates
yalnız takılan tip billy-no-mates
yalnız takılan mahkum walkalone
Trade/Economic
yalnız yüklermede dispeç despatch loading only
yalnız enflasyonu karşılayabilen menkul kıymet inflation off setting
ülkelerin yalnız kendi çıkarlarını düşünüp başkalarını zarara sokucu politikalar uygulamaları economic nationalism
ödemeler bilançosunun yalnız mal akımlarını kapsayan bölümü balance of trade
yalnız sendika üyelerini çalıştıran iş yeri closed shop
belirli bir amaç için kurulmuş yalnız o amaçla sınırlı geçici nitelikteki komite ad hoc committee
muhasebede yalnız miktarları kaydedilen işlemler blind entry
yalnız boşaltmada dispeç despatch discharging only
yalnız faiz ödemesi yapılan ipotek zero rate mortgage
yalnız hesaba geçirilmek üzere for deposits only
yalnız isimle katılma en nom participation
yalnız sendika üyelerine çalışan işyeri closed shop
yalnız bono politikası bonds-only policy
yalnız sendika üyelerini işe alan işyeri closed shop
yalnız postayla çalışan mağaza mail order house
ailesinden ayrılıp yalnız yaşadıktan sonra ekonomik sıkıntılar nedeniyle ailesinin yanına geri dönen genç grup boomerang generation
yalnız çalışma lone working
yalnız çalışma working alone
Law
yalnız belli bir olaya münhasır komite ad hoc committee
yalnız ana veya babaları bir olan kardeşler half blood
yalnız belirli bir işlemi yapmaya yetkili olan temsilci special agent
Politics
yalnız unvandan ibaret titular
Tourism
yalnız gidiş single journey
Technical
yalnız disketli sistem diskette-only system
uçağın yolcusuz ve yüksüz yalnız kendi ekibiyle uçması ferry
yalnız kayda tabi carded for record only
yalnız iki renk görebilen dichromat
Computer
yalnız görevler tasks only
yalnız ağaç tree only
yalnız son satır widow control
yalnız değerler values only
yalnız satır widow line
yalnız adımı kaydet save my name only
yalnız dizin directory only
yalnız kimden from only
yalnız kalsın leave alone
yalnız çevrimiçi online only
yalnız ilk satır orphan control
yalnız çevrimdışı offline only
yalnız yetişkinler adults-only
Informatics
yalnız disketli sistem diskette-only system
yalnız ilk satır orphan control
yalnız satır widow line
yalnız son satır widow control
Telecom
alıcı ve verici istasyon arasında yalnız tek yönlü iletişim yapabilme özelliği simplex
Aeronautic
yalnız yakıt valfi fuel no air valve
Medical
yalnız tümör ve yayıldığı alanı içeren daha lokalize radyoterapi tekniği conformal radiation therapy
yalnız erkeklerde görülen kanama istidadı hemophilia
yalnız erkeklerde görülen kanama istidadı haemophilia
Psychology
yalnız kalma korkusu autophobia
yalnız kalma korkusu monophobia
yalnız kalma korkusu isolophobia
Gastronomy
yalnız yatak ve kahvaltı bed and breakfast
Chemistry
yalnız çift lone pair
Zoology
yaprakla beslenen ve yalnız başına yaşayan arı leafcutter bee
yaprakla beslenen ve yalnız başına yaşayan arı megachile bee
Agriculture
yalnız ağaç dikimine uygun arazi absolute forest land
Social Sciences
çocuğu yalnız başına büyüten ebeveyn single parent
çocuğu yalnız başına büyüten ebeveyn solo parent
yalnız anne veya baba solo parent
yalnız anne veya baba single parent
Religious
yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz. thee (alone) we worship; thee (alone) we ask for help
Philosophy
yalnız akıl ile idrak edilen şey noumenon
Military
yalnız idari maksatla emre verilmiş attached for administrative purpose only
yalnız idari maksatla emre verilen attached for administrative purpose only
Football
asla yalnız yürümeyeceksin (liverpool takımının marşı) you'll never walk alone (ynwa)
Latin
yalnız başına per se
British Slang
yalnız takılan tip norman no mates
yalnız veya dışlanmış tip norman no mates