stain - English Turkish Sentences
English Turkish
stain leke n.
  • There was a coffee stain on his shirt.
  • Gömleğinde kahve lekesi vardı.
  • It is an unjust law and a stain of dishonour.
  • Bu adaletsiz bir yasa ve bir şerefsizlik lekesidir.
  • BIOQUEST FORMULA contains protease and amylase, two powerful enzymes that break down protein and carbohydrate stains.
  • BIOQUEST FORMULA, protein ve karbonhidrat lekelerini parçalayan iki güçlü enzim olan proteaz ve amilaz içerir.
Show More (43)
stain boyamak v.
  • We stained the floorboards dark walnut.
  • Döşeme tahtalarını koyu ceviz rengine boyadık.
  • He's laughing at me because my lips are stained with squid ink.
  • Dudaklarım kalamar mürekkebi ile boyandığı için o bana gülüyor.
Show More (-1)
stain kirletmek v.
  • She also pleaded with them not to let a single drop of the people’s blood stain the earth.
  • Ayrıca, halkın kanının tek bir damlasının bile yeryüzünü kirletmesine izin vermemelerini rica etti.
  • She also pleaded with them not to let a single drop of the people’s blood stain the earth.
  • Ayrıca halkın kanının tek bir damlasının bile yeryüzünü kirletmesine izin vermemelerini rica etti.
Show More (-1)
stain boya n.
  • We used stain for the doors and varnish for the table.
  • Kapılar için boya ve masa için de vernik kullandık.
Show More (-2)
stain lekelemek v.
  • The tablecloth was stained with red wine.
  • Masa örtüsü kırmızı şarapla lekelenmişti.
Show More (-2)
stain lekelenmek v.
  • This fabric stains easily.
  • Bu kumaş kolayca lekelenir.
Show More (-2)