have to - Turkish English Dictionary
History

have to

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Meanings of "have to" in Turkish English Dictionary : 8 result(s)

English Turkish
General
have to v. mecburiyetinde kalmak
have to v. gerekmek
have to v. mecbur olmak
have to v. zorunda olmak
have to v. zorunda kalmak
have to v. -meli
have to v. -malı
have to v. -mek zorunda olmak

Meanings of "have to" with other terms in English Turkish Dictionary : 500 result(s)

English Turkish
General
not to have a dog's chance v. hiç şansı olmamak
have difficulty to explain v. anlatamamak
have got to v. zorunda olmak
(economy, budget) to have a deficit v. açık bulunmak
have recourse to v. müracaat etmek
have resemblance to v. benzemek
have a bone to pick with somebody v. paylaşacak kozu olmak
have something to do with v. ilgisi olmak
have a yearning to v. arzu etmek
have nothing to do with v. alakası olmamak
have money to burn v. aşırı para harcamak
have something to do with v. ilişkisi olmak
have money to burn v. parayı ezmek
have nothing to do with v. ilgisi olmamak
not to have a deficit or shortage v. açık vermemek
have nothing to show for it v. elinde ne yaptığını gösterecek hiçbir şey olmamak
have nothing to say v. diyeceği olmamak
have resort to v. başvurmak
not to have a good word to say for v. hep tenkit etmek
have to do with v. ile ilgisi olmak
have a dispute to be settled in court v. mahkemelik olmak
have an urge to v. bir şey yapmayı çok istemek
have recourse to v. başvurmak
happen to have something good v. konmak
have something to do with v. alakası olmak
have difficulty to understand v. anlamakta zorlanmak
not to have the courage v. gözü yememek
have oneself to thank for v. bir şeyin suçlusu olmak
have to eat the same food v. aynı yemeğe talim etmek
have to repeat an examination v. ikmale kalmak
have nothing to do with v. ile hiçbir ilgisi olmamak
have something to say v. diyeceği olmak
have money owed to one (by) v. alacaklanmak
not to have a meaning v. anlam ifade etmemek
have a mind to v. niyeti olmak
have the face to do something v. yüzü tutmak
have (a question/remark) directed to oneself v. muhatap olmak
have someone to thank for v. bir şey için birine borçlu olmak
not to have the faintest idea v. en ufak bir fikri olmamak
have title to v. mülkiyet hakkı olmak (bir yerde)
have money owed to one v. alacağı olmak
not to have a clue v. hiçbir fikri olmamak
have money to burn v. para savurmak
have nothing to do with v. ilişkisini kesmek
not to have the heart to v. kıyamamak
have the face to v. cüret etmek
have got to v. mecbur olmak
have a right to v. hak kazanmak
have to put up with somebody v. kahrını çekmek
happen to have v. konmak
have the nerve to v. cüret etmek
have access to v. temin etmek
have no business to do something v. hakkı olmamak
have a bone to pick with somebody v. görülecek bir hesabı olmak
have nothing to do with v. ile hiçbir ilişkisi olmamak
have money to burn v. aşırı harcama yapmak
have other fish to fry v. başka bir işi olmak
not to have the face to v. yüzü olmamak
have sudden wish to do something v. aklına esmek
have made up one's mind to v. aklına koymak
have money to burn v. para yemek
have an axe to grind v. şikayeti olmak
have an axe to grind v. şikayetçi olmak
not to have a moment's peace v. dirlik yüzü görmemek
have a bone to pick v. halledilecek davası olmak
not to have a moment's peace v. rahata kavuşamamak
not to have a moment of peace v. rahat yüzü görmemek
have a bone to pick v. paylaşacak kozu olmak
not to have a stitch on v. çırılçıplak olmak
hardly to have time to breathe v. çok meşgul olmak
not to have a care in the world v. hiç derdi olmamak
hardly to have time to breathe v. nefes bile alacak zamanı olmamak
hardly to have time to breathe v. hiç zamanı olmamak
have to perform an ablution again v. abdesti kaçmak
have access to v. girme imkanı olmak
have access to v. ulaşabilmek
not to have a need for something v. gerek duymamak
have (something/someone) brought to one v. ayağına getirtmek
not to have a baby v. çocuğu olmamak
not to have depth v. derinliği olmamak
have fun to repletion v. doyasıya eğlenmek
have a good time to repletion v. doyasıya eğlenmek
go to have a good time v. eğlenceye gitmek
go to have a good time v. eğlenmeye gitmek
have the right to speak v. söz hakkı olmak
pretend not to have heard v. duymamazlıktan gelmek
have to do (with) v. dahili olmak
have the right to comment on something v. söz sahibi olmak
not have to v. esprisi kalmamak
not have to v. bir esprisi kalmamak
have desire to v. arzusu içinde olmak
have authority to sign v. imza yetkisi olmak
not to have been used for a long time v. örümcek bağlamak
have a blue tinge to it v. maviye çalmak
have nobody to turn to v. tutunacak dalı olmamak
have nobody to turn to v. tutunacak dalı kalmamak
have nowhere to go v. gidecek yeri olmamak
have nowhere to go v. çalacak kapısı olmamak
have nothing else to do v. yapacak başka bir şeyi kalmamak
have nothing to do v. yapacak bir şeyi kalmamak
have nothing else to do v. yapacak bir şeyi kalmamak
have nothing else (left) to do v. yapacak bir şeyi kalmamak
have a set-to v. tartışmak
have a good mind to v. -eceği gelmek
have a mind to v. -esi gelmek
have a mind to v. -eceği gelmek
have half a mind to v. -eceği gelmek
have a good mind to v. -esi gelmek
have a set-to v. kavga etmek
have half a mind to v. -esi gelmek
not to have a good word to say for v. -i hiç beğenmemek
not to have a good word to say for v. -i hep tenkit etmek
have to do with v. ile bir ilgisi olmak
have nothing to do with v. ile ilgisi olmamak
have title to v. tapusunun sahibi olmak
have the title to the land (property) registered in one’s name v. tapuyu üzerine geçirmek
have (strong) desire to defile a family's honour v. namusuna göz dikmek
have the title to the land (property) registered in one’s name v. tapuyu üzerine almak
have recourse to one's courtesy v. birisinin lütufkarlığına başvurmak
have a mind to v. niyetinde olmak
do oneself to have the honour v. şeref addetmek
be unable to have children v. çocuk doğuramamak
have a tale to tell v. anlatacak bir hikayesi olmak
have a story to tell v. anlatacak bir hikayesi olmak
have an obligation to v. boynunun borcu olmak
have lots of things to do v. yapacak çok şeyi olmak
not to have enough time for v. yeterli zamanı ayırmamak
not to have enough time for v. yeterli zaman ayıramamak
have a lot to do v. yapacak çok şeyi olmak
have many things to do v. yapacak çok şeyi olmak
have many things to do v. yapacak çok işi olmak
not to have anything to do with something v. uzaktan yakından ilgisi olmamak
have lots of things to do v. yapacak çok işi olmak
have a lot to do v. yapacak çok işi olmak
not to have the luxury for v. lüksü olmamak
have the quality to stand out among its rivals v. rakipleri arasından sıyrılarak yükselebilecek nitelikte olmak
not to have enough time for v. yeterince zaman ayıramamak
not to have the luxury to v. lüksü olmamak
have little to do v. yapacak çok az şeyi olmak
have the chance to know someone v. tanıma fırsatı bulmak
have the chance to know someone v. tanıma fırsatı yakalamak
have the chance to meet someone v. tanıma fırsatı yakalamak
have the chance to meet someone v. tanıma fırsatı bulmak
have nothing to do v. yapacak bir şeyi olmamak
have no place to stay v. kalacak yeri olmamak
have no place to sleep v. yatacak yeri olmamak
have the opportunity to v. olanağına sahip olmak
have the opportunity to speak v. konuşma fırsatı bulmak
have to say v. söylemek zorunda olmak
have to tell v. söylemek zorunda olmak
have something to say v. söyleyecek sözü olmak
have something to say v. söyleyecek birşeyi olmak
take the cat to the vet to have her vaccinated v. kediyi aşıya götürmek
have no restriction to travel v. seyahat engeli bulunmamak
have no obstacle to travel v. seyahat engeli olmamak
have no obstacle to travel v. seyahat engeli bulunmamak
have no restriction to travel v. seyahat engeli olmamak
have to wait v. beklemek zorunda olmak
have nothing to do with something v. birşeyle ilgisi olmamak
have no (more) strength to stand v. dayanacak gücü kalmamak
have no (more) strength to stand v. dayanma gücü kalmamak
want to have v. sahip olmak istemek
have a tendency to increase v. artış eğiliminde olmak
want to have sex v. seks yapmak istemek
want to have sex v. sevişmek istemek
want to have a baby v. bebek istemek
have nowhere else to go v. gidecek bir yeri kalmamak
have a lot to do v. yapılacak çok şey/şeyi olmak
always to have v. eksik etmemek
have the lyrics to the song printed out v. şarkının sözlerini yazdırmak
have bigger problems to solve v. çözülmesi gereken daha büyük sorunları olmak
have no family to lean on v. sırtını dayayacağı bir ailesi olmamak
have no family to lean on v. sırtını yaslayacağı bir ailesi olmamak
be deemed to have accepted v. kabul etmiş sayılmak
have access to the files v. dosyalara erişimi olmak
have a chance to win against someone v. -e karşı kazanma şansı olmak
have other thing to do v. yapacak başka işleri olmak
invite to have dinner v. akşam yemeğine davet etmek
have a plane to catch v. uçağa yetişmesi gerekmek
have to be careful v. dikkat etmek zorunda olmak
decide to have her baby aborted v. kürtaj yaptırmaya karar vermek
decide to have an abortion v. kürtaj yaptırmaya karar vermek
have a little too much to drink v. içkiyi biraz fazla kaçırmak
have yet to (do something) v. henüz gerçekleşmemiş ama ileride gerçekleşebilecek eylem
have no access to internet v. internete erişimi olmamak
have a tendency (to) v. -ya eğilimi olmak
have a tendency (to) v. -eğilimli olmak
have to/must v. meli malı
have for purpose to v. ...amacına sahip olmak
have time to relax v. dinlenecek vakti olmak
have time to rest v. dinlenecek vakti olmak
have a sentimental value (to) v. (birine) manevi değeri olmak
have a sentimental value (to) v. (birine) manevi bir değeri olmak
have 6 months to live v. 6 ay ömrü kalmak
have six months to live; v. altı ay ömrü kalmak
have 6 months to live v. altı ay ömrü kalmak
have six months to live; v. 6 ay ömrü kalmak
pretend not to have heard v. duymazlıktan gelmek
gotta (have got to) n. -meli
gotta (have got to) n. -malı
Phrases
i have a good mind to şeytan diyor ki
i have to say that şunu söylemek isterim ki
i have half a mind to şeytan diyor ki
i have come to believe that şu kanaate vardım ki
i have to say that söylemek zorundayım ki
it is unfortunate that i have to inform you üzülerek belirtmek durumundayım ki
i have to hand it to hakkını vermeliyim ki
i have to admit kabul etmeliyim ki
when it does not have to zorunluluğu bulunmamakla birlikte/bulunmadığında
doesn't have to zorunda değil
you have every reason to be angry sinirlenmekte haklısın
you have every reason to be angry kızmakta haklısın
there is no a elevator to success, you have to take the stairs başarıya asansörle değil merdivenle gidilir
Proverb
tis better to have loved and lost than never to have loved at all sevip de yitirmiş olmak hiç sevmemiş olmaktan daha iyidir
it is better to have loved and lost than never to have lost at all sevip de kaybetmek hiç sevmemekten daha iyidir
it is better to have loved and lost than never to have loved at all sevip de kaybetmek sevmemiş olmaktan iyidir
it is better to have loved and lost than never to have loved at all sevip de kaybetmiş olmak hiç sevmemiş olmaktan iyidir
you have to be cruel to be kind birinin iyiliği için onu şimdi üzecek bir şey söylemek
you have to be cruel to be kind dost acı söyler
you have to eat a peck of dirt before you die (üzülme/dert etme) herkes payına düşeni yaşar/herkes sıkıntı yaşar
the gods send nuts to those who have no teeth tanrı cevizi dişi olmayana verir
the gods send nuts to those who have no teeth tanrı dişi olmayana ceviz verir
Colloquial
I could tell you, but then I'd have to kill you expr. (şaka yollu) söylerim/söylerdim ama sonra seni öldürmem gerekir
I could tell you, but then I'd have to kill you expr. (şaka yollu) söylerim/söylerdim ama sonra seni öldürmem gerek
I could tell you, but then I'd have to kill you expr. söyleyemem, yoksa seni öldürmem gerekir
I could tell you but then I’d have to kill you expr. (şaka yollu) söylerim/söylerdim ama sonra seni öldürmem gerek
I could tell you but then I’d have to kill you expr. (şaka yollu) söylerim/söylerdim ama sonra seni öldürmem gerekir
I could tell you but then I’d have to kill you expr. söyleyemem, yoksa seni öldürmem gerekir
have nothing to worry about tuzu kuru olmak
have recourse to başvurmak
have recourse to çare ummak
according to what I have heard duyduğuma göre
according to what we have heard duyduğumuza göre
have to be seen to be believed inanması güç
have to be seen to be believed inanmak için görmek lazım
doesn't have enough sense to come in out of the rain iki gıdım aklı yok
doesn't have enough sense to bell a cat bir gıdım aklı yok
doesn't have enough sense to come in out of the rain hiç aklı yok
doesn't have enough sense to bell a cat akılsızın teki
doesn't have enough sense to come in out of the rain akılsızın teki
doesn't have enough sense to bell a cat hiç aklı yok
try very hard to have a baby bebek sahibi olmak için çok çabalamak
time to have fun eğlence-eğlenme vakti/zamanı
just do what you have to do sadece yapman gerekeni yap
some of us have to work bazılarımızın çalışması lazım
we have to call the police polisi aramalıyız
then we have nothing more to talk about öyleyse konuşacak bir şey kalmadı
have trouble adapting to a new environment yeni bir çevreye uyum sağlama zorluğu yaşamak
have more interesting things to do yapacak daha ilginç şeyleri olmak
what does that have to do with anything ne alaka
Idioms
have one conform to your instruction v. birini hizaya getirmek
have one conform to your instruction v. birini yola getirme
not have room to swing a cat v. avuç içi kadar olmak
not have room to swing a cat v. çok dar olmak (yer)
have a crow to pluck v. iki çift lafı olmak
have license to do something v. bir konuda yetkisi olmak
have a crow to pluck v. konuşacak bir şeyi olmak
have license to do something v. bir konuda ruhsatı olmak
have license to do something v. bir konuda ehliyeti olmak
have license to do something v. bir konuda izni olmak
have two strings to one's bow v. yedekte birini tutmak
not have a penny to bless (oneself) with [old-fashioned] v. cebinde üç kuruşu bile olmamak
not have a penny to bless (oneself) with [old-fashioned] v. çok fakir olmak
not have a penny to bless (oneself) with [old-fashioned] v. parasız/pulsuz olmak
not have a penny to bless (oneself) with [old-fashioned] v. meteliksiz olmak
not have a penny to bless (oneself) with [old-fashioned] v. meteliğe kurşun atmak
not have a penny to bless (oneself) with [old-fashioned] v. çulsuz olmak
not have a penny to bless yourself with v. cebinde üç kuruşu bile olmamak
not have a penny to bless yourself with v. çok fakir olmak
not have a penny to bless yourself with v. parasız/pulsuz olmak
not have a penny to bless yourself with v. meteliksiz olmak
not have a penny to bless yourself with v. meteliğe kurşun atmak
not have a penny to bless yourself with v. çulsuz olmak
have a (heavy) cross to bear v. (ağır bir/bütün) yükü/sorumluluğu tek başına üstlenmek
have a (heavy) cross to bear v. (ağır bir/bütün) yükü/sorumluluğu tek başına sırtlanmak
have a (heavy) cross to bear v. (ağır bir/bütün) yükü/sorumluluğu tek başına yüklenmek
have a (heavy) cross to bear v. (ağır bir/bütün) yükü/sorumluluğu tek başına üzerine almak
have a (heavy) cross to bear v. (ağır bir/bütün) yükü/sorumluluğu tek başına omuzlamak
have a (heavy) cross to bear v. (ağır bir/bütün) yükü/sorumluluğu tek başına taşımak
have a (heavy) cross to bear v. (ağır bir/bütün) yük/sorumluluk (birine) kalmak
not have two brain cells to rub together v. nato kafa
not have two brain cells to rub together v. nato mermer
not have two brain cells to rub together v. zerre kadar aklı olmamak
not have two brain cells to rub together v. aptal olmak
not have two brain cells to rub together v. kafası tıntın olmak
have the brass face to (do something) v. (bir şey yapmaya) yüzü olmak
have the brass face to (do something) v. (bir şey yapmaya) yüz bulmak
have the brass face to (do something) v. (bir şey yapmaya) yüzü tutmak
have the brass face to (do something) v. (bir şey yapmaya) cesareti olmak
have the brass face to (do something) v. (bir şey yapmaya) cesaret/cüret etmek
have the brass face to (do something) v. (bir şey yapmaya) çekinmemek
have the brass face to (do something) v. (bir şey yapma) cesaretini/yüzsüzlüğünü göstermek
have the face to (do something) v. (bir şey yapmaya) yüzü olmak
have the face to (do something) v. (bir şey yapmaya) yüz bulmak
have the face to (do something) v. (bir şey yapmaya) yüzü tutmak
have the face to (do something) v. (bir şey yapmaya) cesareti olmak
have the face to (do something) v. (bir şey yapmaya) cesaret/cüret etmek
have the face to (do something) v. (bir şey yapmaya) çekinmemek
have the face to (do something) v. (bir şey yapma) cesaretini/yüzsüzlüğünü göstermek
have (something) to burn v. harcayacak çok parası/zamanı olmak
have (something) to burn v. hazırda bol parası/zamanı olmak
have (something) to burn v. çok parası/zamanı/yeteneği olmak
have (something) to burn v. ihtiyacından çok parası/zamanı/yeri olmak
have (something) to burn v. denizde kum onda para/zaman
have (something) to burn v. dünya kadar/bir dünya/aşırı/fazladan/kum gibi parası/zamanı olmak
have something to burn v. harcayacak çok parası/zamanı olmak
have something to burn v. hazırda bol parası/zamanı olmak
have something to burn v. çok parası/zamanı/yeteneği olmak
have something to burn v. ihtiyacından çok parası/zamanı/yeri olmak
have something to burn v. denizde kum onda para/zaman
have something to burn v. dünya kadar/bir dünya/aşırı/fazladan/kum gibi parası/zamanı olmak
have an ear close to the ground v. kulağı delik olmak
have one's ear close to the ground v. kulağı delik olmak
what does that have to do with the price of tea in china? expr. ne alakası var?
what does that have to do with the price of tea in china? expr. konuyla uzaktan yakından bir ilgisi var mı?
what does that have to do with the price of tea in china? expr. bunun konumuzla ne alakası var?
lose everything one has and have nowhere to turn arafat´ta soyulmuş hacıya dönmek
(sales) have come to a standstill (satışlar) durma noktasına gelmek
have a good mind to do something bir şeye meyilli olmak
have a good mind to do something bir şey yapmayı aklına koymak
have no business to do something bir şey yapmaya hakkı olmamak
hardly have time to breathe başını kaşıyacak vakti olmamak
have an eye to the main chance işini bilmek
have a score to settle with görülecek hesabı olmak
have the hell to pay kıyamet kopmak
have money to burn çok parası olmak
hardly have time to breath başını kaşıyacak vakti olmamak
have a bone to pick with someone birisiyle paylaşacak kozu olmak
have one's back to the wall köşeye sıkışmak
have the devil to pay kıyamet kopmak
not have a leg to stand on desteği olmamak
not have two pennies to rub together elde avuçta bir şey kalmamak
not have a leg to stand on desteksiz olmak
not have two pennies to rub together meteliğe kurşun atmak
to have cut one's eyeteeth cin gibi olmak
have one's back to the wall kuyruğu kapana kısılmak
have something to crow about koltukları kabarmak
have a bone to pick with paylaşacak kozu olmak
have an eye to (bir şeyde) gözü olmak
not have two pennies to rub together meteliksiz olmak
not have two pennies to rub together züğürt
not have two pennies to rub together cebi delik olmak
not have two pennies to rub together cep delik cepken delik olmak
not have two pennies to rub together çok yoksul olmak
not have a leg to stand on üzerinde duracak ayağı olmamak
not have a leg to stand on tutunacak dalı olmamak
have access to bir şeyi kullanabilmek
have access to bir yere gidebilmek
have made one's bed and have to lie in it ne ekersen onu biçersin
have other fish to fry yapacak daha iyi kazançlı bir işi olmak
have other fish to fry aklında başka bir şey olmak
have a bone to pick görecek meselesi olmak
have a bone to pick halledilecek davası olmak
have a bone to pick paylaşılacak kozu olmak
have other fish to fry daha önemli bir işi olmak
have an eye to bir şeyde gözü olmak
have one's ear to the ground her yerde kulağı olmak
have an eye to bir şeye göz dikmek
have one's ear to the ground kulağı delik olmak
have a cheek to yüzü olmak
have a cheek to küstahlığında bulunmak
have a cheek to sıkılmamak
have a right to hakkı olmak
not have a penny to one's name beş parasız olmak
not have a penny to one's name beş kuruşsuz olmak
not have a penny to one's name meteliksiz olmak
not to have a sweet tooth tatlıyla arası iyi olmamak
not to have a bad bone in one's body çok iyi niyetli olmak
have money to burn dünya kadar parası olmak
have one's back to the wall kendini güvene almak
have one's back to the wall kendini güvenceye almak
have the nerve to cüret etmek
have something off to a fine art bir konuda uzman olmak
have something down to a fine art bir konuda uzman olmak
not have a minute to call your own kafasını kaşıyacak zamanı olmamak
not have a minute to call your own çok meşgul olmak
not have a minute to call your own kafasını kaşıyacak vakti olmamak
have more than one string to fiddle on parmağında on marifet olmak
have more than one string to fiddle bir çok alanda yeteneği olmak
have somewhere to hang one's hat başını sokacak bir yeri olmak
have somewhere to hang up one's hat başını sokacak bir evi olmak
have somewhere to hang up one's hat başını sokacak bir yeri olmak
have somewhere to hang one's hat başını sokacak bir evi olmak
have something down to a fine art şaheser yaratmak
have something off to a fine art şaheser yaratmak
have something down to a fine art kompedanı olmak
have something off to a fine art kompedanı olmak
have one's back to the wall savunmaya geçmek
not have a pot to piss in bir dikili ağacı olmamak
not have a pot to piss in çok fakir olmak
have a familiar ring (to it) bir yerden tanıdık gelmek
have a familiar ring (to it) tanıdık gelmek
have an axe to grind bir şikayeti olmak
have an ax to grind bir şikayeti olmak
things have come to a pretty pass işler sarpa sardı
things have come to a pretty pass işler kötü bir noktaya geldi
I don't have time to breathe kafamı kaşıyacak vaktim yok
I don't have time to catch my breath kafamı kaşıyacak vaktim yok
don't have a window to throw it out of fakirlik fukaralık içinde kıvranmak
don't have a pot to piss in içecek ayranı olmamak
don't have a pot to piss in fakirlikten kırılmak
don't have a window to throw it out of içecek ayranı olmamak
don't have a window to throw it out of fakirlikten kırılmak
don't have a pot to piss in fakirlik fukaralık içinde kıvranmak
have an axe to grind kişisel çıkarı olmak
have half a mind to do something yapmaya niyet etmek
have no power to stand dayanacak gücü kalmamak
(I) have to push off çıkmak zorundayım
(I) have to shove off gitmek zorundayım
(I) have to push off gitmek zorundayım
(I) have to shove off çıkmak zorundayım
not have the heart to say something bir şeyleri söylemeye gönlü/isteği olmamak
have an axe to grind şikayetçi olmak
have an ax to grind şikayetçi olmak
I don't have the energy to halim yok
I don't have the energy to halim kalmadı
have other fish to fry yapacak daha ilginç şeyleri olmak
have other fish to fry yapacak başka işleri olmak
have more important fish to fry yapacak daha önemli işleri olmak
have bigger fish to fry yapacak daha ilginç şeyleri olmak
have bigger fish to fry yapacak başka işleri olmak
have more important fish to fry yapacak başka işleri olmak
have other fish to fry yapacak daha önemli işleri olmak
have more important fish to fry yapacak daha ilginç şeyleri olmak
have bigger fish to fry yapacak daha önemli işleri olmak
have the brass balls to do something bir şeyi yapmaya cesaret etmek
have the brass to do something bir şeyi yapmaya cüret etmek
have the brass neck to do something bir şeyi yapmaya cesaret etmek
have the brass neck to do something bir şeyi yapmaya cüret etmek
have the brass to do something bir şeyi yapmaya cesaret etmek
have the brass balls to do something bir şeyi yapmaya cüret etmek
hardly have time to breathe çok yoğun olmak
hardly have time to breathe aşırı meşgul olmak
scarcely have time to breathe başını kaşıyacak vakti olmamak
scarcely have time to breathe aşırı meşgul olmak
scarcely have time to breathe çok yoğun olmak
have a lot to answer for sorunun kaynağı olmak
have a lot to answer for verecek hesabı olmak
have somebody dead to rights (radar/kamera vb) (birisini bir suç vb işlerken) uluorta yakalamak
have cause to do something (bir şeyi yapmaya) nedeni olmak
have someone dead to rights suçüstü yakalamak
have somebody bang to rights (radar/kamera vb) (birisini bir suç vb işlerken) uluorta yakalamak
have somebody dead to rights suçüstü yakalamak
have somebody dead to rights iş üstünde yakalamak
have someone dead to rights iş üstünde yakalamak
have cause to do something gerekçesi olmak
have something coming to one (cezalandırılmayı vb) hak etmek
have the devil's own job to doing something emdiği süt burnundan gelmek
have the devil's own job to doing something akla karayı seçmek
have to eat one's words tükürdüğünü yalamak
have a familiar ring to it tanıdık gelmek
have something off to a fine art (özellikle deneyimi/yeteneği sayesinde) bir şeyi çok iyi yapmak
have something down to a fine art (özellikle deneyimi/yeteneği sayesinde) bir şeyi çok iyi yapmak
have some food to go paket söylemek
have to hand it to someone birine hakkını vermek
have to hand it to someone yiğidi öldür hakkını yeme
have to hand it to someone birinin hakkını vermek
have to hand it to someone yiğidi öldür hakkını ver
have got it all together to aklı başında olmak
have got it all together to kafası yerinde olmak
hardly have time to think başını kaşıyacak vakti olmamak
hardly have time to think çok yoğun/meşgul olmak
have a score to settle with someone biriyle görülecek hesabı olmak
have one's shoulder to the wheel işine dört elle sarılmak
have one's shoulder to the wheel kendini işe vermek
have one's shoulder to the wheel kendini işine vermek
have one's shoulder to the wheel işine sıkı sıkı sarılmak
have something to prove ispatlayacak bir şeyleri olmak
have the brass balls to do something (us) bir şeyi yapmaya cesareti olmak
have the brass neck to do something (brit) bir şeyi yapmaya cesareti olmak
have the gall to do something (bir şeyi yapmak için) cesareti olmak
have time to kill boş zamanı olmak
have to get married evlenmek zorunda kalmak
have some time to kill boş zamanı olmak
have to live with something bir şey (dert/sorun) ile yaşamak zorunda olmak
have a heart-to-heart talk biriyle dertleşmek
have a heart-to-heart talk birine açılmak
have a heart-to-heart talk birisiyle samimi/dostça sohbet etmek
have a heart-to-heart talk birine içini dökmek
have down to a science bir şeyi çok iyi yapıyor/yapabiliyor olmak
have one's heart go out to someone (başı dertte olan) birisi için sempati duymak
have one's heart go out to someone kalbi birisiyle olmak
have one's heart go out to someone kalbi birisi için çarpmak
have the presence of mind to do something soğukkanlı olmak
have the presence of mind to do something soğukkanlı düşünebilmek
have the presence of mind to do something soğukkanlı düşünmek
have a kick to it acısı/baharatı/alkolü çok olmak
i'll have to let you go zamanını almayayım
i'll have to let you go seni tutmayayım
have the devil's own job to do something (bir yeri bulabilmek/bir şeyi yapabilmek için) akla karayı seçmek
have an itch to do something can atmak
have an itch to do something bir şey yapmayı arzulamak
have an itch to do something yapası/edesi olmak
have an itch to do something heves etmek
have one's ear to the ground kulağı tetikte olmak
have one's ear to the ground dikkat kesilmek
have one's ear to the ground kulağını (gözünü ) dört açmak
have an ear to the ground kulağını (gözünü ) dört açmak
have an ear to the ground kulağı tetikte olmak
have an ear to the ground dikkat kesilmek