so so - Turkish English Dictionary
History

so so

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Meanings of "so so" in Turkish English Dictionary : 4 result(s)

English Turkish
Common Usage
so so interj. şöyle böyle
General
so so interj. pek iyi değil
Colloquial
so so iç güveyisinden hallice
so so eh işte

Meanings of "so so" with other terms in English Turkish Dictionary : 500 result(s)

English Turkish
Common Usage
so funny adj. çok komik
so-called adj. sözde
even so adv. yine de
so adv. bu yüzden
so adv. böyle
so adv. öyle
so adv. şöyle
General
be a weave of so many things v. her tarakta bezi olmak
be getting so into the idea v. fikre ısınmaya başlamak
be so affected by something that one can't think of anything else v. dünyayı gözü görmemek
be so affected by something that one can't think of anything else v. gözü başka hiçbir şeyi göremeyecek kadar bir şeyden etkilenmek
be so blinded by anger v. öfkeden gözü kararmak/dönmek
be so blinded by anger v. gözü kararmak
be so bold as to do something v. (bir şeyi yapmak için) cesaretini toplamak
be so bold as to do something v. (bir şeyi yapmaya) cesareti olmak
be so cynical about something v. kuşkuyla karşılamak
be so few one can count them on the fingers of one hand v. parmakla gösterilmek
be so kind as to v. lütfetmek
be so pleased to v. çok memnun olmak
be so sad v. çok üzülmek
do so v. öyle yapmak
do so v. bahsedilen şeyi yapmak
feel so sad v. çok üzgün hissetmek
fell so sad v. çok üzülmek
find someone so attractive v. birini çok çekici bulmak
get pregnant so easily v. kolayca hamile kalmak
keep looking at someone every so often v. durup durup bakmak
look so unhappy v. çok mutsuz görünmek
lose someone so close v. çok yakın birisini/birini kaybetmek
maintain that it is so v. böyledir diye iddia etmek
make so bold as to do something v. (bir şeyi yapmak için) cesaretini toplamak
make so bold as to do something v. (bir şeyi yapmaya) cesareti olmak
mark so as not to forget v. mim koymak
move so slowly v. çok yavaş ilerlemek
not mean to do so v. öyle yapmak istememek
not mean to do so v. öyle olmasını istememek
not mean to do so v. böyle yapmak istememek
not mean to do so v. öyle olsun istememek
not mean to do so v. böyle olsun istememek
not mean to do so v. böyle olmasını istememek
play the role so convincingly v. rolü çok inandırıcı oynamak
put so much effort into v. çok çaba sarfetmek
run so much v. çok koşmak
so amazed to v. çok şaşırmak
suffer so much after having something good v. burnundan gelmek
think so v. öyle olduğunu düşünmek
try so hard v. çok uğraşmak
want something so badly v. birşeyi çok istemek
sale of foodstuffs by a municipality so as to regulate the prices n. tanzim satışı
say-so n. herhangi bir kanıta dayanmayan düşünce
say-so n. izin
say-so n. düşünce
say-so n. iddia
so n. sol notası
so and so n. nitekim
so and so n. filan adam veya şey
so and so n. filan filan adam veya şey
so and so n. filan
so and so n. vesaire
so and so n. falan
so and so n. keza
so and so n. keza falan
so much hate n. çok fazla nefret
so say we all n. battlestar galactica evreninde amin
so-and-so n. falanca
so-and-so n. bilmem kim
so-and-so n. filanca
so-and-so n. falan
so-and-so n. filan
so-and-so n. filan kişi
soand-so n. filan filanca
so-called intellectuals n. sözde aydınlar
so-called style icon n. sözde stil ikonu
so-called style icon n. ikoncan
think-so n. fikir
jammy so-and-so adj. şanslı
just so adj. düzenli
just so adj. düzgün
not so young adj. geçkin
not-so-subtle adj. açık
not-so-subtle adj. aşikar
not-so-subtle adj. çok gizli olmayan
so comfortable adj. çok rahat
so little adj. çok küçük
so tight adj. dapdar
so tight adj. daracık
so-called adj. lafta
so-called adj. sözüm ona
so-called adj. denilen
so-called adj. adlı
so-called adj. sözümona
so-so adj. şöyle böyle
so-so adj. ne iyi ne kötü
all the more so adv. daha da çok
all the more so adv. daha da büyük bir dereceye kadar
an hour or so adv. bir saate kadar
and so adv. ve bunun gibi
and so adv. vesaire
and so forth adv. filan
and so forth adv. ve başkaları
and so forth adv. falan
and so forth adv. vesaire vesaire
and so forth adv. ve saire
and so forth adv. ve benzeri gibi
and so forth adv. vesaire
and so forth adv. bu tarzda vesaire
and so forth adv. ve benzerleri
and so forth adv. ve benzeri
and so on adv. falan filan
and so on adv. buna benzer
and so on adv. vb
and so on adv. vs
and so on adv. ve benzeri gibi
and so on adv. ve benzeri şeyler
and so on adv. vesaire
and so on adv. filan falan
and so on adv. ve saire
and so on adv. ve diğerleri
and so on adv. filan
and so on adv. ve benzeri
and so on adv. ve benzerleri
as so adv. -dikçe
as so adv. dahi
as so adv. nasıl öyle
as so adv. olduğu gibi
by doing so adv. bunu yaparak
by doing so adv. böyle yapmakla
even so adv. gene
even so adv. yine de
even so adv. böyle olsa bile
even so adv. bütün bunlara rağmen
even so adv. öyle olmasına rağmen
even so adv. öyle olsa bile
ever so adv. rağmen
ever so adv. aynı veçhile
ever so adv. çok
ever so adv. öyle olsa da
ever so adv. böyle dahi
ever so adv. pek
ever so much adv. derecesiz
ever so much adv. pek çok
ever so often adv. sık sık
every so often adv. bazen
every so often adv. sık sık
every so often adv. arada bir
every so often adv. ara sıra
every so often adv. zırt pırt
every so often adv. sık sık arada sırada
every so often adv. arada sırada
far from doing so adv. şöyle dursun
for so long adv. uzun süredir
in so far as adv. -den ötürü
in so far as adv. şu kadar ki
in so far as adv. kadarıyla
in so far as adv. bir dereceye kadar
in so far as adv. -den dolayı
in so many words adv. açık seçik bir şekilde
in so many words adv. açıkça
just so adv. çok dikkatli bir şekilde
just so adv. tamamen doğru
just so adv. çok düzenli bir halde
or so adv. kadar
or so adv. yaklaşık
or so adv. falan
or so adv. veya takriben
or so adv. civarında
so adv. şöyle
so adv. demek ki
so adv. bundan dolayı
so adv. bu takdirde
so adv. onun için
so adv. denli
so adv. öylece
so adv. aynen
so adv. de
so adv. pek
so adv. şöylece
so adv. böylece
so adv. bu nedenle
so adv. kadar
so adv. böylecene
so adv. şu kadar
so adv. bunun üzerine
so adv. böyle olunca
so adv. bu kadar
so adv. böyle
so adv. öyle
so adv. onun sonucunda
so adv. da
so adv. o yüzden
so adv. sanki
so adv. dolayısıyla
so adv. yeter
so adv. güya
so adv. kafi
so adv. böylelikle
so adv. çok
so adv. bunun sonucunda
so adv. de (dahi anlamında)
so adv. ondan dolayı
so adv. dolayısı ile
so early adv. çok erken
so far adv. şu ana kadar
so far adv. belirli bir yere kadar
so far adv. şimdiye kadar
so far adv. bu zamana dek
so far adv. belirli bir mesafe
so far adv. bir yere kadar
so far as adv. bir dereceye kadar
so far as i know adv. benim bildiğim kadar
so indeed adv. gerçekten de
so long as ago (2000) adv. daha (2000)'de
so many times adv. birçok defa
so much adv. çok
so much adv. bunca
so much adv. bu kadar
so much more adv. katbekat
so much more adv. kat be kat
so much more adv. kat kat fazla
so readily adv. anında
so readily adv. gönülden
so readily adv. kolayca
so readily adv. hemen
so then adv. şu halde
so then adv. bunun için
so to say adv. adeta
so to say adv. sanki
so to say adv. tabir caizse
so to say adv. tabiri caizse
so to say adv. güya
so to say adv. deyim yerindeyse
so to say adv. sözde
so to speak adv. tabiri caizse
so to speak adv. tabir caizse
so to speak adv. adeta
though I say so myself adv. övünmek gibi olmasın ama
thus and so adv. o şekilde
thus and so adv. böyle böyle
thus and so adv. öyle
thus and so adv. şöylece
thus and so adv. böyle
thus and so adv. şu şekilde
thus and so adv. şöyle
thus and so adv. bu şekilde
thus and so adv. böylece
thus and so adv. öylece
as so prep. -cek şekilde
so as prep. kadar
so as to prep. için
so as to prep. üzere
so as to prep. amacıyla
so as to prep. -ecek bir şekilde
so as to prep. -mek için
so as to prep. -mek amacıyla
so as to prep. diye
so far from prep. hiç mi hiç
so far from prep. hiç
so far from prep. şöyle dursun
so much for prep. -e bakın
so... that prep. denli
and so conj. ve böylece
and so conj. o halde
and so conj. bu nedenle
and so conj. ve de
and so conj. ve dahası
and so conj. ve de bu nedenle ve dahası o halde
as ... so ... conj. ne kadar ... o kadar ...
as ... so ... conj. nasıl ... öyle ...
as ... so ... conj. nitekim
as so long as conj. takdirde
if not so conj. aksi durumda
in so far conj. şu kadar ki
just so conj. şartıyla
or so conj. veya şöyle
so conj. demek
so conj. öylesine
so conj. ve
so conj. için
so conj. o kadar
so conj. öyleki
so as conj. kadar gibi suretle
so as conj. için
so as conj. veçhile için ki
so as conj. gibi suretle
so as conj. ki
so far as conj. -e göre
so far as conj. kadarıyla
so long as conj. -mek şartıyla
so long as conj. -dikçe
so long as conj. sürece
so long as conj. -mek koşuluyla
so much as conj. ne kadar çok olursa
so much so that conj. zaten
so much so that conj. hatta o kadar ki
so much so that conj. öyle ki
so that conj. o kadar ki
so that conj. diye
so that conj. için
so that conj. -mesi için
so that conj. bu durum üzerine
so that conj. -sin diye
so that conj. böylece
so that conj. ta ki
so that not conj. -memesi için
so that not conj. -mesin diye
(tell me) it isn't so interj. (öyle) olmasa gerek
is that so interj. öyle değil mi
let it be so interj. öyle olsun
like so interj. işte böyle (bir şeyin nasıl olacağını gösterirken)
quite so interj. tabii
so be it interj. olursa olsun
so be it interj. öyle olsun
so be it interj. olsun
so far so good interj. her şey yolunda
so far so good interj. şimdiye kadar iyi
so help me interj. ister inanın ister inanmayın
so help me interj. vallahi
so help me god interj. allah şahidim olsun
so it seems interj. öyle gibi
so long interj. hoşçakal
so long! interj. hoşça kal!
so much for that interj. şimdilik bu kadar yeter
so much the better! interj. canına minnet!
so what? interj. ne olmuş yani
so what? interj. ne çıkar
so what? interj. nolmuş yani?
so, live it up interj. öyleyse yaşamana bak
so? interj. nolmuş yani?
Phrases
as so long as boyunca
as within so without içimiz neyse dışımız da o
circumstances so demand şartlar öyle gerektiriyor
even more so olsa olsa (en çoğu)
even so olsa bile
even so olsa dahi
ever so easy o denli kolay ki
for the bible tells me so incilin bize aktardığına göre
i am afraid so that yazık ki
i love her so much that onu o kadar seviyorum ki
i love him so much that onu o kadar seviyorum ki
if fate so decrees kısmetse
if i may be so bold haddimi aşmak istemem ama
if i may be so bold haddimi aşmak istemiyorum ama
if i may say so deyim yerindeyse
if it be so hadi oldu diyelim
if it be so hadi öyle diyelim
if so bari
if so eğer öyleyse
if so öyle olsaydı
if this be so eğer bu böyle ise
if you haven't already done so henüz yapmadıysanız
if you haven't done so yet henüz yapmadıysanız
i'm so out of practice oynamayalı o kadar çok oldu ki
in so many words harfi harfine
in so many words uzun uzadıya
in so many words açıkça
in so much that o dereceye kadar
in so much that o kadar ki
it just so happens that tesadüfe bakın ki
it just so happens that tesadüfe bak ki
it just so happens that şu işe bak ki
it's so hard to leave you senden ayrılmak o kadar zor ki
just so as to sırf ... olsun diye
none more so than en çok da
none more so than en fazla da
nothing is so firmly believed as what we least know en çok inandığımız şeyler, en az bildiklerimizdir
one day in the not-so-distant future çok da uzak olmayan bir zamanda
so far in the history tarihte şimdiye kadar
so far so good şu ana kadar iyi
so it means that demek oluyor ki
so many bu kadar
so many pekçok
so much as bile
so much so that şöyle ki
so much so that o dereceye ki
so much the more bahusus ki
so much the more özellikle
so much the more özellikle de
so much time çok fazla zaman
so on falan filan
so on buna benzer
so on and so forth vesaire (vs.)
so/that much o denli
that being so öyle olan
the best-so-far şu ana kadar en iyisi
thus and so filan filan
we were so close not any more than anyone else hiç kimsenin olmadığı kadar yakındık birbirimize
without his father’s say-so babasının izni olmadan
without my say so ben demedikçe
without my say so ben söylemedikçe
Proverb
as a man sows, so shall he reap ne ekersen onu biçersin
as a man sows, so shall he reap insan ektiğini biçer
as the twig is bent so is the tree inclined ağaç yaşken eğilir
as the twig is bent so is the tree inclined ağaç yaş iken eğilir
as the twig is bent, so grows the tree ağaç yaşken eğilir
as you make your bed, so you must lie in it kendi düşen ağlamaz
as you make your bed, so you must lie on it kendi düşen ağlamaz
as you sow, so shall you reap ne ekersen onu biçersin
as you sow, so shall you reap insan ektiğini biçer
devil is not so black as he is painted kimse söylendiği kadar kötü değildir
nothing is given so freely as advice nasihat vermek kolaydır
nothing so bad but it might have been worse daha kötüsü de olabilirdi
nothing so bad but it might have been worse beterin beteri var
nothing so bad but might have been worse beterin beteri var
so many countries so many customs ne kadar çok ülke o kadar fazla adet
there's none so blind as those who will not see hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir
there's none so deaf as those who will not hear hiç kimse duymak istemeyen biri kadar sağır olamaz
there's none so deaf as those who will not hear hiç kimse duymak istemeyenler kadar sağır değildir
there's none so queer as folk insanlar çok tuhaf olabilir
there's none so queer as folk dünyada bin bir tuhaflıkta insan var
why buy a cow when milk is so cheap maşa varken elimi niye ateşe sokayım
why buy a cow when milk is so cheap bedava bulabiliyorsam neden para vereyim
why buy a cow when milk is so cheap nerede beleş oraya yerleş
Colloquial
and so it shall be bu şimdiye kadar hep böyle oldu
and so it shall be bundan sonra da böyle olacak
and so on bu ve bunun gibi
appears so öyle görünüyor
be it so olsun
be it so öyle olsun
but you did not say so the last time we talked en son konuştuğumuzda öyle demiyordun ama
by doing so bu şekilde yaparak
cos i wanted so yeşillik olsun diye
don´t be so tight on me fazla yüklenme bana
don´t be so tight on me fazla üstüme gelme
'fraid so korkarım öyle
go so far as to call someone stupid birisine aptal diyecek kadar ileri gitmek
go so far as to say something söyleyecek kadar ileri gitmek
hundred or so yüz küsür
hurt so bad in one's heart yüreği yanmak
hurt so bad in one's heart içi acımak
I'm so into you sana çok ilgiliyim
I'm so into you sana çok ilgi duyuyorum
like so böylelikle
look so happy çok mutlu görünmek
make so bold as to bir şeyi yapmak için cesaretli olmak
not so hayır
not so öyle değil
not so bad just surviving iyidir nasıl olsun işte yuvarlanıp gidiyoruz
not so fast yavaş gel
not so fast dur bakalım
not so fast yavaş
not so fast hop
not so fast dur bir dakika
not so fast bu ne hız
not so fast bekle
not so hot yeterince iyi değil
not so hot pek iyi değil
not so much çok fazla değil
not so much çok değil
not-so-good çok iyi değil
say it ain't so öyle olmadığını söyle
say it isn't so öyle olmadığını söyle
say it's not so öyle olmadığını söyle
seem so helpless çok çaresiz görünmek
so as long as it stays that way o şekilde kaldığı sürece
so be it hadi öyle olsun
so be it (o halde) öyle olsun
so be it peki öyle olsun
so boring çok sıkıcı
so clean you could eat off the floor tertemiz
so clever çok zeki
so cold you could hang meat buz gibi
so desperate to get pregnant aklı fikri hamile kalmakta
so early çok erken
so far as anyone knows bilindiği kadarıyla
so far as possible mümkün olabildiğince
so far as possible mümkün olduğunca
so far as the money is concerned konu para olunca
so gross çok kötü!
so gross iğrenç!
so gross berbat!
so help me god tanrı şahidim olsun ki
so help me god allah çarpsın ki!
so help me god tanrı şahidimdir ki
so it goes işte öyle/öyle gider/devam eder
so it has been bu şimdiye kadar hep böyle oldu
so it has been bundan sonra da böyle olacak
so it's none of my business iyi de bana ne
so late çok geç
so long görüşmek üzere
so long! sevgiyle kal
so long! sevgiyle kalın
so much for bitiş
so much for [... da] buraya kadar(mış)
so much the better çok daha iyi (olur vb)
so my hints worked demek imalarım işe yaradı
so pigs do fly bir yaşıma daha girdim
so quiet you could hear a pin drop iğne atsan duyulur
so quiet you could hear a pin drop yaprak düşse duyulur
so soon çok erken
so still you could hear a pin drop yaprak düşse duyulur
so still you could hear a pin drop iğne atsan duyulur
so tell me what it is söyle bakalım neymiş?
so tell me what it is neymiş bakalım?
so then things are going well demek ki işler yolunda
so they say öyle diyorlar
so think about it bir düşün istersen
so to speak deyim yerindeyse
so to speak öyle de denebilir
so what ne yapayım yani
so what do i get in return? karşılığında ben ne alacağım?