gerçek - Turco Inglés Diccionario
Historia

gerçek



Significados de "gerçek" en diccionario inglés turco : 103 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
gerçek truth n.
gerçek authentic adj.
gerçek true adj.
gerçek genuine adj.
gerçek actual adj.
gerçek real adj.
General
gerçek veritas n.
gerçek reality n.
gerçek verity n.
gerçek sooth n.
gerçek veracity n.
gerçek substance n.
gerçek lowdown n.
gerçek the true n.
gerçek the real mccoy n.
gerçek actuality n.
gerçek troth n.
gerçek the real n.
gerçek fact n.
gerçek gospel n.
gerçek honest-to-goodness n.
gerçek low-down n.
gerçek essence n.
gerçek genuineness n.
gerçek actualité [french] n.
gerçek fact n.
gerçek trewth [obsolete] n.
gerçek trowth [scottish] n.
gerçek truthness [obsolete] n.
gerçek candid adj.
gerçek sterling adj.
gerçek rightful adj.
gerçek earnest adj.
gerçek tangible adj.
gerçek positive adj.
gerçek echt adj.
gerçek disillusioned adj.
gerçek literal adj.
gerçek factual adj.
gerçek intrinsic adj.
gerçek right adj.
gerçek leal adj.
gerçek very adj.
gerçek serious adj.
gerçek essential adj.
gerçek truthful adj.
gerçek solid adj.
gerçek pukka adj.
gerçek simon-pure adj.
gerçek pucka adj.
gerçek exact adj.
gerçek unfeigned adj.
gerçek original adj.
gerçek substantial adj.
gerçek substantive adj.
gerçek bona fide adj.
gerçek veritable adj.
gerçek sincere adj.
gerçek proper adj.
gerçek veracious adj.
gerçek dinkum adj.
gerçek virtual adj.
gerçek real adj.
gerçek effective adj.
gerçek honest-to-god adj.
gerçek full-fledged adj.
gerçek straight-out adj.
gerçek verdicial adj.
gerçek actualistic adj.
gerçek subsistent adj.
gerçek fact-based adj.
gerçek absolute adj.
gerçek nontheoretical adj.
gerçek true-blue adj.
gerçek true-life adj.
gerçek unartful adj.
gerçek unartificial adj.
gerçek unfaked adj.
gerçek unforged adj.
gerçek for real adv.
gerçek very adv.
Colloquial
gerçek case n.
gerçek the real deal n.
gerçek trilly adj.
gerçek big fat adj.
Idioms
gerçek straight goods n.
gerçek on the gooch expr.
Trade/Economic
gerçek actual adj.
gerçek substantial adj.
Law
gerçek fact n.
gerçek bona fide adj.
gerçek factual adj.
gerçek virtual adj.
Politics
gerçek achievable adj.
Technical
gerçek fact n.
gerçek truth n.
gerçek genuine adj.
Math
gerçek real adj.
Literature
gerçek unfabled adj.
Archaic
gerçek trewe n.
gerçek trew adj.
Slang
gerçek fair dinkum n.
gerçek rizzle (rap slang) n.

Significados de "gerçek" con otros términos en diccionario inglés turco: 500 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
gerçek olmayan unreal adj.
gerçek kuvveti olan virtual adj.
General
gerçek anlamından saptırmak distort v.
örtmek (sahte bir şey gerçek bir şeyi) belie v.
gerçek olduğunu gizlemek belie v.
gerçek yüzünü açığa vurmak throw off one's mask v.
mitlerin gerçek olay veya kişiler üzerine kurulduğunu ileri süren teoriyle açıklamak euhemerize v.
gerçek kişiliğini ortaya çıkarmak unmask v.
gerçek değerinden az değer vermek undervalue v.
gerçek kimliğini gizleyerek girmek (örgüt, kuruluş vb'ne) infiltrate v.
gerçek yüzünü görmek unmask v.
gerçek değerinden az değer vermek underrate v.
gerçek değerinin altında paha biçmek underestimate v.
gerçek aşkı bulmak find true love v.
rüyaları gerçek olmak (one's) dreams be fulfilled v.
gerçek aşkı aramak search for true love v.
gerçek aşkı aramak seek true love v.
hayallerini gerçek kılmak make one's dream come true v.
(gerçek duygu/düşüncelerini) gizlemek dissemble v.
(gerçek duygularını) gizlemek dissemble v.
küçültüp gerçek boyutlarına döndürmek cut down to size v.
gerçek olmak come true v.
gerçek anlamından saptırmak wrest from the true meaning v.
ciddi/gerçek bir salgına dönüşmek escalate into a real epidemic v.
kabuslar gerçek olmak nightmares become real v.
gerçek arkadaşlar bulmak find true friends v.
bir şeye gerçek değerinden fazla ödemek pay more for something than it is really worth v.
bir şeye gerçek değerinden daha fazla ödemek pay more for something than it is really worth v.
onarım bedeli gerçek değerinden yüksek olmak be beyond economic repair v.
gerçek nedenini bulmak ya da tanımlamak pinpoint v.
gerçek dışı/hatalı rapor vermek misreport v.
rüyaları gerçek olmak dreams come true v.
mitlerin gerçek olay veya kişiler üzerine kurulduğunu ileri süren teoriyle açıklamak euhemerise v.
gerçek kimliğini açıklamak reveal one's true identity v.
gerçek kimliğini söylemek reveal one's true identity v.
gerçek dünyaya odaklanmak focus real-world v.
gerçek zamanlı ile karşılaştırıldığında kronometredeki zaman farkını tespit etmek rate a chronometer v.
gerçek mutluluğa eriştirmek emparadise v.
gerçek değerinden az değer vermek underpoise v.
gerçek değerinden az değer vermek underween v.
gerçek olmayan hale getirmek unrealize v.
gerçek dışı hale getirmek unrealize v.
gerçek olmayan hale getirmek unrealise v.
gerçek dışı hale getirmek unrealise v.
asıl gerçek gospel n.
gerçek ismini saklama anonymity n.
spartalının gerçek adı lacedaemon n.
gerçek güney true south n.
gerçek sinek yakalayıcı true flycatcher n.
gerçek anlamından saptırma distortion n.
gerçek eklem bacaklılar earthropoda n.
gerçek lezzet full flavor n.
gerçek kurbağa true frog n.
gerçek ifade true statement n.
gerçek hayat hikayesi real life story n.
gerçek şey the real thing n.
acı gerçek a home truth n.
hukuk ve gerçek law and fact n.
asıl gerçek gospel truth n.
bilinen gerçek common knowledge n.
gerçek yüz colour n.
gerçek dışılık delusiveness n.
gerçek bir fark a positive difference n.
gerçek hayat real life n.
gerçek silah very pistol n.
salt gerçek the naked truth n.
gerçek deri real leather n.
gerçek yüz color n.
gerçek duygu soul n.
gerçek lezzet full flavour n.
gerçek aşk true love n.
gerçek dışılık falsehood n.
gerçek durum fact n.
yarı gerçek half truth n.
edebiyatta gerçek truth in literature n.
gerçek köknar silver fir n.
gerçek değerinin altında paha biçme underestimate n.
gerçek anlam spirit n.
algılanan gerçek perceived reality n.
gerçek damga true seal n.
gerçek sonuç the bottom line n.
gerçek savaş shooting war n.
gerçek renk birimi true color unit n.
gerçek olmama unreality n.
gerçek kimliğini gizleyerek girme (örgüt/kuruluş vb'ne) infiltration n.
herkesçe bilinen gerçek truism n.
gerçek kuzey true north n.
gerçek kedi true cat n.
gerçek anlam real meaning n.
gerçek ıstakoz true lobster n.
gerçek alan actual domain n.
gerçek sayılar real numbers n.
gerçek virüs true bug n.
olgusal gerçek fact n.
gerçek değer substantiality n.
gerçek anlamı dışında kullanılan sözler cant n.
gerçek bakteri true bacteria n.
içinde gerçek payı olan kısa alegorik hikaye parable n.
gerçek süet real suede n.
gerçek yükseklik corrected altitude n.
gerçek değer real value n.
bilinen gerçek truism n.
gerçek anlam value n.
negatif gerçek mantık negative true logic n.
gerçek değerinin altında paha biçme lowball n.
gerçek değerinin altında paha biçme underreckoning n.
gerçek renk true color n.
gerçek dışılık insubstantiality n.
gerçek ve geçici özellikler intrinsic and extrinsic properties n.
gerçek deri genuine leather n.
gerçek mesleği one's true vocation n.
gerçek yüzü real face n.
işin gerçek yüzü nitty gritty n.
kanıtlanmış gerçek substantiated truth n.
kanıtlanmış gerçek proven truth n.
genel gerçek general truth n.
gerçek veri actual data n.
gerçek değer net value n.
çıplak gerçek naked fact n.
çıplak gerçek bare fact n.
çıplak gerçek gospel truth n.
çıplak gerçek naked truth n.
gerçek zamanlı otomatik haritalama sistemi automatic real-time mapping system n.
yarı gerçek half-truth n.
gerçek zamanlı bilgi işlem real-time data processing n.
gerçek kültür true-real culture n.
gerçek zamanlı sayısal kontrol real-time numerical control n.
gerçek zamanlı programlama real-time programming n.
gerçek zamanlı kontrol real-time control n.
gerçek zamanlı kontrol sistemleri real-time control systems n.
gerçek zamanda hava radyoaktivitesi gözlemi real-time air monitoring n.
gerçek dünya sahnesi real world scene n.
anımsanmaktan kaçınılan akla geldikçe üzüntü veren gerçek home truth n.
acı ama gerçek home truth n.
bir büyüklüğün gerçek değeri true value of a quantity n.
gerçek mermi a real bullet n.
gerçek kurşun a real bullet n.
gerçek mermi real bullet n.
gerçek kurşun real bullet n.
gerçek ve doğru görünüm true and fair view n.
gerçek kişi natural person n.
bilimsel gerçek scientific truth n.
bilimsel gerçek scientific fact n.
ilahi gerçek divine truth n.
fiili gerçek durumlar factual circumstances n.
su götürmez gerçek crystal-clear fact n.
gerçek dışılıklar unrealities n.
gerçek sevgi real love n.
gerçek aşk real love n.
gerçek arkadaş real friend n.
tartışmasız bir gerçek an indisputable fact n.
tartışmasız bir gerçek an indisputable truth n.
görünür gerçek the apparent truth n.
zahiri gerçek the apparent truth n.
görünen gerçek the apparent truth n.
bilinen bir gerçek a known fact n.
gerçek zamanlı tartışma real time discussion n.
yalın gerçek simple fact n.
sorunun gerçek nedeni the true cause of the trouble n.
gerçek gizem real mystery n.
üzücü gerçek sad truth n.
gerçek dünya the real world n.
gerçek silah real gun n.
gerçek dünyada yaşayan aklı başında bir insan a rational person living in the real world n.
basit bir gerçek a simple fact n.
kör gerçek the blunt fact n.
yalın gerçek cold fact n.
somut gerçek cold fact n.
gerçek dostlar real friends n.
gerçek arkadaşlar real friends n.
arazinin gerçek değeri the true value of the land n.
gerçek arkadaş true friend n.
gerçek dost true friend n.
kaçınılmaz gerçek unavoidable fact n.
birinin gerçek ailesi one’s real parents n.
inkar edilemez gerçek hard fact n.
aksi kanıtlanamaz gerçek hard fact n.
gerçek karakter real character n.
gerçek hikaye true story n.
gerçek bilgi true information n.
gerçek provalı tatbikat mock drill n.
inkar edilemez bir gerçek an undeniable fact n.
salt gerçek absolute fact n.
acı gerçek grim reality n.
gerçek menşei actual origin n.
gerçek ilişki real relationship n.
gerçek dünya real world n.
gerçek bir fırsat a real opportunity n.
gerçek boyutlu manken/model/maket life-size dummy n.
gerçek mermi live rounds n.
gerçek basınç real pressure n.
gerçek baskı real pressure n.
gerçek kahramanlar real heroes n.
gerçek sipariş actual order n.
gerçek aşıklar true lovers n.
gerçek boyut real size n.
gerçek bir hikaye a true story n.
gerçek kişi physical person n.
gerçek deri kemer genuine leather belt n.
gerçek ortam real environment n.
gerçek kimlik real identity n.
gerçek teşhis true diagnosis n.
acı gerçek harsh reality n.
gerçek özgürlük real freedom n.
acı gerçek hard reality n.
gerçek anlam literal meaning n.
acımasız gerçek cruel reality n.
gerçek başarı real success n.
gerçek olay real event n.
gerçek hayata benzeyen realistic n.
gerçek hayat reality n.
gerçek olay reality n.
gerçek dışı çözüm nonsolution n.
fikirleri tamamen kavramsal olan, gerçek olmayan kimse notionist n.
gerçek olma thinginess n.
gerçek şeylerle ilgili olma thinginess n.
gerçek insanlık real humanity n.
bilinen gerçek truism n.
apaçık ortada olan gerçek truism n.
üzücü gerçek trouble n.
gerçek duygular true feelings n.
gerçek dışı veya mantıksız özellikteki karşıt durum alternative n.
gerçek yada detaylar fact or details n.
temel gerçek ultimate n.
ana gerçek ultimate n.
deneyimden bağımsız olarak insan zihninde gerçek bilginin var olabileceğini savunan kimse apriorist n.
sezgisel gerçek ultimate belief n.
gerçek olmama unauthenticity n.
gerçek sayıdan veya miktardan az olan sayı veya tutar undercount n.
gerçek değerinden az değer verme underrating n.
gerçek değerinden az değer veren kimse undervaluer n.
gerçek kimliğini gizleyerek örgüte, kuruma, partiye giren kimse entrist n.
gerçek ve sahte banknotların birbirinden ayırt edilebilmesi için açıklamalar içeren yayın bank-note detector n.
gerçek üstü güce sahip kimse kahuna n.
gerçek üstü güce sahip şey kahuna n.
gerçek hayatta olduğu gibi true to life adj.
gerçek kuvveti olan virtual adj.
gerçek olmayan chimerical adj.
gerçek olmayan insubstantial adj.
gerçek dışı unrealistic adj.
gerçek deliller yerine tahminlere dayanan suppositious adj.
gerçek dışı fanciful adj.
gerçek olmayan ostensible adj.
gerçek dışı unreal adj.
gerçek dışı delusive adj.
gerçek dışı unsubstantial adj.
gerçek payı çok az olan farfetched adj.
gerçek olmayan notional adj.
gerçek olmayan virtual adj.
çıplak (gerçek) unvarnished adj.
gerçek dışı insubstantial adj.
gerçek olmayan irreal adj.
gerçek değerinden daha düşük bir fiyata satılan underpriced adj.
gerçek hayatta rastlanamayacak larger than life adj.
gerçek hayatta rastlanamayacak bigger than life adj.
gerçek olmayan imaginary adj.
gerçek olmayan fictitious adj.
gerçek bir full-blooded adj.
gerçek zaman real-time adj.
gerçek gibi real-like adj.
gerçek değil untrue adj.
gerçek gibi lifelike adj.
gerçek ve kanuni true and legal adj.
gerçek ve yasal true and legal adj.
gerçek olmuş actualised adj.
gerçek olmuş actualized adj.
en gerçek the realest adj.
gerçek boyutlu life-sized adj.
gerçek boyutlu life-size adj.
gerçek boyutlu full-size adj.
gerçek boyutlu lifesize adj.
gerçek ötesi post-truth adj.
gerçek-sonrası post-truth adj.
gerçek-ötesi post-truth adj.
post-gerçek post-truth adj.
gerçek ötesi veya hakikat sonrası post-truth adj.
gerçek dışı phantasmatic adj.
gerçek dışı aeriform adj.
gerçek dışı airy adj.
gerçek hayatta yaşanan real-life adj.
gerçek hayatta olan real-life adj.
gerçek bir güce veya etkiye sahip olmayan ceremonial adj.
gerçek olmayan notionate adj.
gerçek dışı ve tablo gibi görünen toytown adj.
gerçek hayattan alınmış true adj.
gerçek bir suça dayanan true-crime adj.
gerçek bir suçtan hareketle yazılmış true-crime adj.
gerçek gibi truthlike [rare] adj.
gerçek modelden farklı bir şekilde kalıp veya döküm olarak yeniden yapılmış ectypal adj.
gizlenmemiş (gerçek) undissembled adj.
gerçek olarak genuinely adv.
gerçek olarak veraciously adv.
gerçek anlamda in real terms adv.
rüyalarda bile gerçek olmayacak beyond somebody's wildest dreams adv.
gerçek şu ki as a matter of fact adv.
şu bir gerçek ki as a matter of fact adv.
gerçek zamanlı olarak real-timely adv.
gerçek hayatta in real life adv.
gerçek şu ki to be truthful adv.
gerçek zamanda in real time adv.
gerçek anlamıyla literally adv.
gerçek bir şekilde unartfully adv.
gerçek olmadan unreally adv.
gerçek dışı bir şekilde unreally adv.
gerçek şudur ki the fact is that conj.
gerçek şu ki the truth is that conj.
gerçek bu there it is interj.
Phrasals
(bir şeyi) (doğru, gerçek, cevap vb) olarak düşünmek/kabul etmek take (something) to be (something) v.
gerçek anlamını idrak etmek see through v.
gerçek düşüncelerini gizlemek act a part v.
gerçek amacını saklamak act a part v.
araya gerçek olmayan şeyler eklemek embellish with (something) v.
bir hikayeye gerçek dışı eklemeler yapmak embellish something with something v.
bir şeyin gerçek değerini/önemini bilmek get (something) in perspective v.
bir şeye gerçek değerini/önemini vermek get (something) in perspective v.
bir şeyin gerçek değerini/önemini açıklamak get (something) in perspective v.
bir şeyin gerçek değerini/önemini bilmek get (something) into perspective v.
bir şeye gerçek değerini/önemini vermek get (something) into perspective v.
bir şeyin gerçek değerini/önemini açıklamak get (something) into perspective v.
Phrases
gizli gerçek the skinny [usa] n.
bir şeyin gerçek yüzü the true face of something expr.
bu gerçek bir hikayedir this is a true story expr.
doğru veya gerçek olarak görülen ya da kabul edilen bir şey given expr.
gerçek olaylara dayanmaktadır based on actual events expr.
gerçek olaylara dayanmaktadır based on true events expr.
gerçek şu ki the fact that expr.
gerçek şu ki the reality is that expr.
gerçek hayatta olduğu gibi as it is in real life expr.
gerçek olaylardan esinlenilmiştir inspired by true events expr.
gerçek şu ki to tell the truth expr.
gerçek güç kişinin içinden gelir true strength comes from within expr.
gerçek güç kişinin içinden gelir real strength comes from within expr.
gerçek hayatta in real life (irl) expr.
gerçek bir hikayeden esinlenilmiştir inspired by a true story expr.
gerçek hayatta olduğu gibi as in real life expr.
sadece bu gerçek nedeniyle eo ipso (by that fact alone) expr.
şu bir gerçek ki to tell the truth expr.
Proverb
gerçek geciktirilmeyi sevmez truth hates delay
her şakada bir gerçek payı vardır there is many a true word spoken in jest
her şakanın altında bir gerçek yatar there is many a true word spoken in jest
gerçek aşkın yolu engebelidir course of true love never did run smooth
gerçek kurgudan daha şaşırtıcıdır truth is stranger than fiction
gerçek kurgudan daha şaşırtıcıdır fact is stranger than fiction
her şakada bir gerçek payı vardır many a true word is spoken in jest
her şakada bir gerçek payı vardır there's many a true word spoken in jest
aşk; ideal olan, evlilik; gerçek olandır love is an ideal thing, marriage is a real thing
gerçek bir dost, nimetlerin en büyüğüdür a true friend is the greatest of all blessings
gerçek er veya geç ortaya çıkar truth will out
gerçek ne kadar büyükse bühtan da o kadar büyük olur the greater the truth the greater the libel
acı bir gerçek tatlı bir yalandan daha inciticidir the greater the truth the greater the libel
mütevazı olma gerçek sanırlar ıf you have it flaunt it
gerçek seni özgür kılar the truth shall set you free
gerçek güzellik içtedir true beauty lies within
gerçek dost kara günde belli olur a friend in need is a friend indeed
gerçek aşkın yolu inişli çıkışlıdır the course of true love never ran smoothly
gerçek aşk düz bir yol izlemez the course of true love never ran smoothly
gerçek aşkın yolu inişli çıkışlıdır course of true love never did run smooth
gerçek aşk düz bir yol izlemez course of true love never did run smooth
kişinin gerçek babasını kesin olarak bilmesi zordur it is a wise child that knows its own father
asla gerçek babanın kim olduğunu kesin olarak bilemezsin It is a wise child that knows its own father
kaybedene kadar elindekinin gerçek değerini bilemezsin you never know what you've got till it's gone
Colloquial
gerçek değerini vermek do-well by v.
gerçek bir çaba sarf etmek put forth the effort v.
gerçek şey real mccoy n.
gerçek şey real stuff n.
gerçek şey real thing n.
gerçek bir yetenek a true talent n.
gerçek aşkım my lobster n.
gerçek bir kahraman a real hero n.
gerçek bir iş a real job n.
gerçek cehennem living hell n.
gerçek cehennem a living hell n.
gerçek mermi live round n.
patronu olan gerçek bir iş a real job with a boss n.
gerçek jazz müziğin, sadece türün tarihindeki notanın kullanılmadığı ilk zamanlarda olduğu görüşünü benimseyen kimse moldy fig n.
gerçek azim true grit n.
gerçek kararlılık true grit n.
beni çimdikle bu gerçek olamaz stall me out expr.
gerçek hayatta tanıştık mı hiç? have we ever met in real life? expr.
hayalleriniz gerçek olsun let your dreams come true expr.
gerçek şu ki in point of fact expr.
gerçek hayatta in reality expr.
gerçek şu ki in fact expr.
gerçek yaşamda in the flesh expr.
gerçek hayatta olduğu gibi like in real life expr.
gerçek şu ki truth is expr.
gerçek hayatta karşılaştık mı hiç? have we ever met in real life? expr.
gerçek hayat sırça köşkün dışındadır life begins at the end of your comfort zone expr.
şu bir gerçek ki actually expr.
şu bir gerçek ki in fact expr.
şu bir gerçek ki in point of fact expr.
tam da gerçek hayatta olduğu gibi just as in real life expr.
tam da gerçek hayatta olduğu gibi just like in real life expr.
yalan mı gerçek mi? lie or true? expr.
ve bu da gerçek and that's a fact expr.
ve gerçek de bu and that's a fact expr.
bal gibi gerçek right enough expr.
(bir gerçek) görmezden gelinemez there's no getting away from (something) expr.
(birinin) gerçek yeteneği what (one) is made of expr.
(birinin) gerçek gücü what (one) is made of expr.
(birinin) gerçek cesareti what (one) is made of expr.
(birinin) zorluklar karşısındaki gerçek dayanıklılığı what (one) is made of expr.
gerçek yeteneğin what you are made of expr.
gerçek gücün what you are made of expr.
gerçek cesaretin what you are made of expr.
zorluklar karşısındaki gerçek dayanıklılığın what you are made of expr.
birinin gerçek yüzü what somebody is made of expr.
birinin gerçek yeteneği what somebody is made of expr.
birinin gerçek gücü what somebody is made of expr.
birinin gerçek cesareti what somebody is made of expr.
birinin zorluklar karşısındaki gerçek dayanıklılığı what somebody is made of expr.
eğer kulağa gerçek olamayacak kadar iyi geliyorsa, muhtemelen gerçek değildir if it sounds too good to be true, it probably is expr.
eğer kulağa gerçek olamayacak kadar iyi geliyorsa, o işte bir bit yeniği/yanlışlık olabilir if it sounds too good to be true, it probably is expr.
eğer kulağa gerçek olamayacak kadar iyi geliyorsa, genellikle gerçek değildir if it sounds too good to be true, it usually is expr.
eğer kulağa gerçek olamayacak kadar iyi geliyorsa, genellikle o işte bir bit yeniği/yanlışlık vardır if it sounds too good to be true, it usually is expr.
(bir şeyin) doğru/gerçek bir yanı yok nothing in (something) expr.
gerçek/doğru bir yanı yok nothing in it expr.
(bir söylentinin, raporun, hikayenin) gerçek/doğru bir yanı yok (there's) nothing in it expr.
Idioms
gerçek olarak kabul etmek take something as read [brit] v.
gerçek dışı hayaller kurmak dream in color v.
gerçek dışı hayaller kurmak dream in colour v.
gerçek dışı hayaller kurmak dream in technicolor v.
gerçek yüzünü göstermek reveal (one's) (true) colors v.
gerçek yüzünü göstermek show one's true colors v.
gerçek tutkusunu keşfedip onun peşinden koşmak find (one's) calling v.
gerçek gibi görünmek come alive v.
gerçek gibi görünmek come to life v.
birinin gerçek yüzünü görmek see someone for what one really is v.
birinin gerçek yüzünü görmek see someone for what one is v.
gerçek nedeni anlamak come out in the wash v.
gerçek kimliğini göstermek show one's true colours v.
gerçek yüzü ortaya çıkmak show one's true color v.
gerçek kabul etmek accept something as gospel truth v.
gerçek gücünü göstermemek pull one's punches v.
gerçek niyetini belli etmek show one's true colors v.
gerçek sınırını aşmak draw the longbow v.
gerçek yüzünü/yüzlerini göstermek show somebody in their true colors v.
gerçek kabul etmek take something as gospel truth v.
gerçek amacını gizlemek pull the wool over someone's eyes v.
gerçek gücünü/zekasını vb. göstermek show (somebody) what you are made of v.
gerçek yüzünü göstermek show one's true colours v.
gerçek yüzünü/yüzlerini göstermek show somebody in their true colours v.
gerçek rengini belli etmek show one's horns v.
kişinin gerçek kişiliğini anlamak get one's number v.
yıkıma uğramak (hem gerçek anlamıyla hem de mecazi anlamda) go under the wrecking ball v.
gerçek sayılmak pass current [obsolete] v.
bir ilişkide gerçek hislerini söylememek keep (one) dangling v.
(birinin veya bir şeyin) gerçek yüzünü açığa çıkarmak say a great deal about (someone or something) v.
tamamen hayalperest/gerçek dışı olmak dream in colour v.
tamamen hayalperest/gerçek dışı olmak dream in technicolor v.
gerçek dışı bir şekilde optimist olmak have stardust in (one's) eyes v.
gerçek olmamak not hold water v.
gerçek olmayan bir şeyi olası kabul etmek suspend disbelief v.
tümüyle gerçek dışı olmak be all wet v.
(bir şeyi yapmak) için çok/gerçek bir çaba sarf etmek zorunda olmak have to go some to (do something) v.
(bir şeyin) gerçek değerinin/öneminin farkına varmak have (something) in perspective v.
(bir şeyin) gerçek değerini/önemini kavramak have (something) in perspective v.
bir şeyin tamamen gerçek olduğuna yemin etmek put (one's) hand on (one's) heart v.
gerçeklikle/gerçek hayatla bağını yitirmek lose touch with sanity v.
(gerçek) çizgisini açığa vurmak/belli etmek reveal (one's) (true) stripes v.
(gerçek) kişiliğini, karakterini, tavrını belli etmek reveal (one's) (true) stripes v.
(gerçek) yüzünü göstermek reveal (one's) (true) stripes v.
(gerçek) çizgisini açığa vurmak/belli etmek show (one's) (true) stripes v.
(gerçek) kişiliğini, karakterini, tavrını belli etmek show (one's) (true) stripes v.
(gerçek) yüzünü göstermek show (one's) (true) stripes v.
görmezden gelinen bariz gerçek the elephant in the corner n.
göz yumulan gerçek a polite fiction n.
senin adamakıllı/gerçek/hakiki/harbi/sahici your actual (something) [uk] n.
acı gerçek ugly truth n.
acı gerçek the sad truth n.
görmezden gelinen aşikar gerçek elephant in the room n.
gerçek cehennem hell on earth n.
hoş olmayan gerçek a home truth n.
inkar edilmez gerçek stubborn fact n.
yadsınamaz gerçek stubborn fact n.
yadsınamaz gerçek the gospel truth n.
dile getirilmesi zor gerçek the elephant in the corner n.
görmezden gelinen gerçek the elephant in the corner n.
gerçek yardım yerine tavsiye ve şikayet sunma the tune the old cow died of n.
acı gerçek cruel reality n.
tam olarak doğru/gerçek the straight goods n.
katıksız doğru/gerçek the straight goods n.
en yalın haliyle gerçek the straight goods n.
gerçek hayatta off camera adv.
gerçek hayatta off camera adv.
değiştirilmez gerçek stubborn fact expr.
çıplak gerçek the stark truth expr.
gerçek arkadaş kara günde belli olur a friend in need is a friend indeed expr.
en gerçek dışı rüyaların bile ötesinde beyond one's wildest dreams expr.
en gerçek dışı rüyaların bile ötesinde beyond your wildest dreams expr.
gerçek aşkı someone's one and only expr.
gerçek olamayacak kadar iyi too good to be true expr.
gerçek dışı all my eye and betty martin expr.
rahatsız edecek kadar doğru veya gerçek close to the bone expr.
sorunun gerçek nedeni where the shoe pinches expr.
rahatsız edecek kadar doğru veya gerçek near the bone expr.
rüyaları gerçek olmuş living the dream expr.
gerçek olmakla alakası yok nothing could be further from the truth expr.
tamamen gerçek dışı nothing could be further from the truth expr.
gerçek olmakla yakından uzaktan ilgisi yok nothing could be further from the truth expr.