üzüntü - Turc Anglais Dictionnaire
Historique

üzüntü



Sens de "üzüntü" dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 42 résultat(s)

Turc Anglais
Common Usage
üzüntü sadness n.
üzüntü sorrow n.
üzüntü worry n.
General
üzüntü mopes n.
üzüntü hurt n.
üzüntü spite n.
üzüntü care n.
üzüntü trouble n.
üzüntü dejection n.
üzüntü affliction n.
üzüntü load n.
üzüntü woe n.
üzüntü unhappiness n.
üzüntü damp n.
üzüntü disquiet n.
üzüntü grief n.
üzüntü vexation n.
üzüntü strait n.
üzüntü botheration n.
üzüntü lackaday n.
üzüntü twinge n.
üzüntü slough n.
üzüntü heartache n.
üzüntü fret n.
üzüntü dejectedness n.
üzüntü distress n.
üzüntü chagrin n.
üzüntü disturbance n.
üzüntü desolation n.
üzüntü mope n.
üzüntü worry n.
üzüntü regret n.
üzüntü worriment n.
üzüntü gloom n.
üzüntü discomfort n.
üzüntü dumps n.
üzüntü stew n.
üzüntü tristesse (fr) n.
üzüntü disgruntlement n.
Technical
üzüntü grief
Archaic
üzüntü teen n.
British Slang
üzüntü pisser

Sens de "üzüntü" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 69 résultat(s)

Turc Anglais
General
büyük üzüntü vermek grieve v.
üzüntü veya çaresizlikten ellerini ovuşturmak wring one's hands v.
üzüntü çekmek feel sorrow v.
büyük bir üzüntü içinde olmak grieve v.
üzüntü duymak feel sorrow v.
üzüntü ile karşılamak accept with sorrow v.
üzüntü bildirmek express sadness v.
üzüntü basmak feel sadness v.
üzüntü duymak feel sadness v.
üzüntü vermek cause distress v.
üzüntü basmak be full of sadness v.
üzüntü basmak be filled with sadness v.
üzüntü vermek cause someone distress v.
üzüntü bildirmek express sorrow v.
derin üzüntü yaratmak cause deep sorrow v.
derin üzüntü duymak feel deep sadness v.
derin üzüntü duymak be deeply sorry v.
üzüntü ile öğrenmek learn with great sorrow v.
üzüntü duymak rue v.
içini kemirmek (kaygı/üzüntü) prey on v.
derin bir üzüntü içinde olmak be deeply in sorrow v.
üzüntü duymak feel sorry v.
büyük üzüntü grief n.
üzüntü veren kimse heart breaker n.
üzüntü kaynağı source of distress n.
derin üzüntü deep sadness n.
yoğun üzüntü intense sorrow n.
derin üzüntü intense sorrow n.
üzüntü kaynağı annoyance n.
derin üzüntü heartbreak n.
büyük üzüntü extremity n.
anımsanmaktan kaçınılan akla geldikçe üzüntü veren gerçek home truth n.
derin keder/üzüntü deep sorrow n.
üzüntü verme annoying n.
üzüntü verici upsetting adj.
üzüntü verici distressing adj.
üzüntü verici saddening adj.
büyük bir üzüntü içinde olan grief-stricken adj.
üzüntü veren unsettling adj.
tarifi imkansız (üzüntü vb) unnamable adj.
tarifi imkansız (üzüntü vb) unnameable adj.
üzüntü verici afflicting adj.
üzüntü içinde in the doldrums adv.
üzüntü duyarak wofully adv.
üzüntü vererek vexatiously adv.
üzüntü vererek upsettingly adv.
Phrasals
(sıkıntı/üzüntü vb) çökmek wash over someone
(sıkıntı/üzüntü vb) çökmek flood over a person
(üzüntü vb gibi) bir şeyin içine düşmek collapse into
Colloquial
yüreği üzüntü dolu a heavy hearted
içi üzüntü dolu a heavy hearted
Idioms
yapmacık üzüntü crocodile tears
uzun bir beraberlik sonrası yaşanılan ayrılık sonrası üzüntü içerisinde olmak be on the rebound
üzüntü veren durum a sad state of affairs
üzüntü veren durum a sorry state of affairs
büyük üzüntü içinde with a heavy heart
(bir yer) (bir şeyle/heyecan/üzüntü vb) dolu olmak buzz with something
(acı/üzüntü) bir yere kadar katlanmak can take only so much
(acı/üzüntü) bir yere kadar katlanmak can take just so much
(acı/üzüntü) bir yere kadar katlanmak be able to take just so much
(acı/üzüntü) bir yere kadar katlanmak be able to take only so much
(üzüntü/düşünce yüzünden) uykuları kaçmak lose sleep over something
(üzüntü/düşünce yüzünden) uykuları kaçmak lose sleep about something
derin bir üzüntü yaşamak plumb the depths
(üzüntü/düşünce yüzünden) uykusu kaçmak lose sleep over something
(üzüntü/düşünce yüzünden) uykusu kaçmak lose sleep about something
(üzüntü/düşünce yüzünden) uykusundan olmak lose sleep about something
Speaking
üzüntü verici it's enough to make the angels weep
Psychology
üzüntü/keder ile ilgili (başa çıkmada) uzman/danışman grief counselor