not that - Turc Anglais Dictionnaire
Historique

not that

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Sens de "not that" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 4 résultat(s)

Anglais Turc
General
not that adv. aslında
not that adv. …şöyle dursun
not that adv. …değil ama
not that adv. …bir yana

Sens de "not that" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 222 résultat(s)

Anglais Turc
General
not get the attention that one deserves v. hak ettiği ilgiyi görmemek
not only that adv. üstelik
not only that adv. bu bir tarafa
not only that adv. bununla kalmayıp
not all that adv. pek de
not all that adv. çok da
so that not conj. -memesi için
so that not conj. -mesin diye
Phrases
not that it matters n. ehemmiyeti olmamakla beraber
this is not to say that expr. anlamına gelmez
not to mention the fact that expr. ayrıca
not to mention the fact that expr. bundan başka
not that i know of expr. bildiğim kadarıyla hayır
not that I know of expr. bildiğime göre
this is not to say that expr. olmadığı anlamına gelmez
to be, or not to be, that is the question expr. olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu
not that it matters but ... expr. önemli değil ama ...
not to mention the fact that expr. keza
it’s not a question of that expr. mesele o değil
not that it matters but expr. pek bir şey fark ettirmez ama
it’s not a question of that expr. sorun o değil
there is not the shadow of a doubt that expr. zerre kadar şüphe yok ki
not to mention the fact that expr. üstelik
it should not be forgotten that expr. unutulmamalıdır ki
it is not too much to say that expr. ...dığını söylemek abartı değildir
as if that were not enough expr. yetmezmiş gibi
as if that were not enough expr. dahası
as if that were not enough expr. üstüne üstlük
as if that were not enough expr. bir de üstüne
as if that were not enough expr. bununla da kalmayıp
as if that were not enough expr. üstelik
as if that were not enough expr. her şeyin ötesinde
as if that were not enough expr. dahası
all that glitters is not gold expr. görünüşe aldanma
all that glitters is not gold expr. her parlayan altın değildir
all that glitters is not gold expr. hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glitters is not gold expr. görünüşe aldanmamak gerekir
all that glistens is not gold expr. görünüşe aldanma
all that glistens is not gold expr. her parlayan altın değildir
all that glistens is not gold expr. hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glistens is not gold expr. görünüşe aldanmamak gerekir
all that glisters is not gold expr. görünüşe aldanma
all that glisters is not gold expr. her parlayan altın değildir
all that glisters is not gold expr. hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glisters is not gold expr. görünüşe aldanmamak gerekir
all that glitters is not gold expr. görünüşe aldanma
all that glitters is not gold expr. her parlayan altın değildir
all that glitters is not gold expr. hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glitters is not gold expr. görünüşe aldanmamak gerekir
all that glistens is not gold expr. görünüşe aldanma
all that glistens is not gold expr. her parlayan altın değildir
all that glistens is not gold expr. hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glistens is not gold expr. görünüşe aldanmamak gerekir
all that glisters is not gold expr. görünüşe aldanma
all that glisters is not gold expr. her parlayan altın değildir
all that glisters is not gold expr. hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glisters is not gold expr. görünüşe aldanmamak gerekir
Proverb
all that glitters is not gold parlayan her şey altın değildir
all that glitters is not gold görünüşe aldanmamalı
it is not work that kills but worry insanı iş değil endişe öldürür
it is not work that kills but worry insanı iş değil stres yorar
all that glitters is not gold görünüşe aldanma
all that glistens is not gold görünüşe aldanma
all that glistens is not gold her parlayan altın değildir
all that glitters is not gold her parlayan altın değildir
judge not that ye be not judged (başkaları tarafından) yargılanmak istemiyorsan sen de başklarını yargılama
all that glitters is not gold her sakallıyı deden sanma
all that glitters is not gold hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glitters is not gold her parlayan altın değildir
all that glitters is not gold görünüşe aldanmamak gerekir
all that glistens is not gold hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glistens is not gold her parlayan altın değildir
all that glistens is not gold görünüşe aldanmamak gerekir
all that glistees is not gold hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glistees is not gold her parlayan altın değildir
all that glistees is not gold görünüşe aldanmamak gerekir
all that glistens is not gold her gördüğün sakallıyı deden sanma
he that will not when he may, when he will he may have nay elinde fırsat varken bir şeyden yararlan, sonra ihtiyaç duyduğunda fırsat kaçabilir
he that will not when he may, when he will he may have nay bulmuşken al/yap sonra bir daha bulamayabilirsin
he that will not when he may, when he will he may have nay elindeki fırsatı değerlendirmeyen sonra gerektiğinde bir daha o fırsatı bulamayabilir
judge not, that ye not be judged anlamadan dinlemeden insanları yargılama
judge not, that ye not be judged yaşamadığın/deneyimlemediğin bir konuda başkasını yargılama
judge not, that ye not be judged birini yargılarken iki kere düşün
judge not, that ye be not judged anlamadan dinlemeden insanları yargılama
judge not, that ye be not judged yaşamadığın/deneyimlemediğin bir konuda başkasını yargılama
judge not, that ye be not judged birini yargılarken iki kere düşün
Colloquial
not that fast! expr. ağır ol bakalım!
it’s not for nothing that! expr. boşuna değil!
not surprising that expr. boşuna değil
not that i've taken much advantage of it yet expr. gerçi bundan yeterince faydalandığım pek söylenemez
not that i have any intention in marrying with her/him expr. gerçi onunla evlenmeye de niyetim yok elbette
not that I recall expr. hatırladığım kadarıyla hayır
not that i can recall expr. hatırladığım kadarıyla yok
not that long expr. o kadar da uzun boylu değil
not that long expr. o kadar uzun boylu değil
not that much expr. o kadar çok değil
not that much expr. o kadar fazla değil
that is not like you expr. o senden beklenmez
not that much expr. o kadar da değil
not that much expr. o kadar değil
not that much expr. o kadar uzun boylu değil
not that fast expr. o kadar çabuk değil
not that much expr. o kadar da uzun boylu değil
let's not and say (that) we did expr. yaptık sayalım
let's not and say (that) we did expr. yapmamayı tercih ederim
let's not and say (that) we did expr. gel vazgeçip yaptık sayalım
let's not and say (that) we did expr. yapmasak da yaptık desek
let's not and say (that) we did expr. yapmış gibi gösterelim
it’s a hundred to one that somebody/something will not do something expr. bire yüz veririm ki (biri bir şeyi yapmayacak)
it’s a hundred to one that somebody/something will not do something expr. (birinin bir şeyi yapmayacağına) bire yüz/bin/bir milyon veririm
to (do something) or not to (do something)(,that is the question) expr. (bir şey yapmak) ya da (bir şey yapmamak), (işte bütün mesele bu)
to (do something) or not to (do something)(,that is the question) expr. (bir şey) yapmak ya da (yapmamak), (bütün mesele bu)
not (all) that good expr. o kadar da iyi değil
not as (something) as all that expr. o kadar da (bir şey) değil
nawalt (not all women are like that) expr. bütün kadınlar öyle değildir
nawalt (not all women are like that) expr. bütün kadınlar aynı değildir
nawalt (not all women are like that) expr. diğerleri gibi olmayan kadın
nawalt (not all women are like that) expr. diğerlerinden farklı olan kadın
nawalt (not all women are like that) expr. herkesin bildiği kadınlardan olmayan kadın
nttawwt (not that there's anything wrong with that) expr. bu yanlış diye demiyorum
Idioms
be not as (something) as all that v. söylendiği/denildiği kadar (bir şey) olmamak
be not as (something) as all that v. o kadar da (bir şey) olmamak
not built that way v. öyle düşünmemek
not built that way v. karakter olarak öyle bir isteği/hevesi olmamak
not built that way v. karakterinde/yaradılışında olmamak
not built that way v. o karakterde/yaradılışta olmamak
not built that way v. o özelliğe doğuştan sahip olmamak
not built that way v. bedeni veya karakteri ona müsait olmamak
not built that way v. öyle doğmamak
not built that way v. karakteri/yaradılışı öyle olmamak
not built that way v. öyle düşünmemek
not built that way v. karakter olarak öyle bir isteği/hevesi olmamak
not play that game v. oyuna gelmemek
not play that game v. tuzağa düşmemek
not play that game v. oyunun parçası olmak istememek
as if that were not enough expr. sanki bu yetmezmiş gibi
as if that were not enough expr. bir de
as if that were not enough expr. üstelik bir de
as if that were not enough expr. üzerine tüy diker gibi
as if that were not enough expr. üstüne üstlük
not (all) that good/well expr. o kadar da iyi değil
Speaking
i’m not sure that I understand expr. anladığımdan emin değilim
I’m not sure that I understand expr. anladığımı sanmıyorum
I'm not really that hungry expr. aslında o kadar aç değilim
it's not that big of a deal expr. abartmaya gerek yok
that would not work on me expr. bende işe yaramaz o
that is not how we talk to each other in this house expr. bu evde birbirimizle bu şekilde konuşmayız
I'm not in that business anymore expr. benim o taraklarda bezim yok artık
I'm not gonna let that happen to you expr. bunun sana olmasına izin vermeyeceğim
that does not mean i'm going there expr. bu oraya gideceğim anlamına gelmez
I am not buying it/that expr. bunlara karnım tok benim
I'm not that kind of girl expr. ben o tür bir kız değilim
is that right or not? expr. bu doğru mu değil mi?
do not let that happen again expr. bir daha olmasın
let's not go through all that again expr. buna başlamayalım yine!
not that i care expr. bana göre hava hoş
I am not so sure about that expr. bundan tam olarak emin değilim
I'm not really into that expr. buna dahil olmayı gerçekten istemiyorum
it's not that big of a deal expr. bu kadar abartılacak bir şey değil
I am not unaware that expr. bilmez değilim
that is not the way it works here expr. burada işler böyle yürümez
it does not follow that expr. bundan sonucu çıkarılamaz
this is not the way that i planned it expr. bunu böyle planlamamıştım
he's not the only one feeling that way expr. bu şekilde hisseden sadece o değil
was that not a bit strong? expr. bu biraz aşırı olmadı mı?
you are not the first person who said that expr. bunu söyleyen ilk kişi değilsin
I've not heard that before expr. bunu daha önce duymamıştım
you're not really wearing that are you? expr. cidden onu takmayacaksın değil mi?
that is not the case expr. durum böyle değil
that is not what I meant expr. demek istediğim bu değildi
no it's not that expr. hayır öyle değil
i did not think that i would be right expr. haklı çıkacağım hiç aklıma gelmezdi
I wish I were blind to not see that expr. gözlerim kör olsaydı da görmez olaydım
I wish I were blind to not see that expr. görmez olaydım
I did some things that i'm not proud of expr. gurur duymadığım bazı şeyler yaptım
I do not study that much on weekends expr. hafta sonları pek ders calışmam
that is not the case expr. işin aslı başka
I did not mean that expr. onu kastetmedim
it's not that bad expr. o kadar da kötü değil
it's not that simple expr. o kadar basit değil
it is the quality that counts not the quantity expr. önemli olan kemmiyet değil keyfiyettir
not be that good expr. o kadar iyi olmamak
it is the quality that counts not the quantity expr. önemli olan nicelik değil niteliktir
they're not that bad expr. o kadar kötü değiller
it's not that simple expr. o kadar basit değil
it's not that big of a deal expr. o kadar abartılacak bir şey değil
that is not the case expr. konu o değil
I'm not prepared to believe that expr. karnım tok
it's not that good expr. o kadar da iyi değil
it's not that far expr. o kadar uzak değil
I did not mean that expr. onu demek istemedim
there's not a day that goes by that i don't think about that day expr. o günü düşünmeden geçirdiğim bir gün bile yok
it's not just that expr. o kadar basit değil
I'm not that stupid expr. o kadar da salak değilim
I'm not really that tired expr. o kadar yorgun değilim
it is the quality that counts not the quantity expr. önemli olan miktar değil kalitedir
it's not that easy expr. o kadar kolay değil
it's not like that at all expr. kazın ayağı öyle değil
I did not mean that expr. o anlamda demedim
it is the quality that counts not the quantity expr. önemli olan kemiyet değil keyfiyettir
is that the book that i told you not to read? expr. o sana okumamanı söylediğim kitap mı?
tell me you're not falling for that woman expr. o kadına vuruldum deme sakın
I did not mean that expr. o anlamda söylemedim
you're not that old expr. o kadar yaşlı değilsin
it's not that good expr. o kadar iyi değil
it's not that bad expr. o kadar kötü değil
I'm not saying that expr. öyle demek istemiyorum
I wish I were blind to not see that expr. keşke görmez olsaydım
that's not that long expr. o kadar da uzun değil
it's not just that expr. sadece .... değil
I'm not the one that can help you expr. sana yardım edebilecek kişi ben değilim
it's not just that expr. sadece bu değil
do not forget that I love you expr. seni sevdiğimi unutma
we're not really that close expr. pek yakın sayılmayız
we're not really that close expr. pek yakın değiliz
let's not go down that road expr. şimdi işin o tarafına hiç girmeyelim
he is just not that into you expr. sana o kadar da ilgi duymuyor
not surprising that expr. tevekkeli
not to mention the fact that expr. -ğini hiç saymıyorum
I am not buying it/that expr. yemezler
I'm not saying that i would expr. yaparım demiyorum
Computer
data that will not be moved n. taşınmayacak olan veri