there! there! - Turc Anglais Dictionnaire
Historique

there! there!

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Sens de "there! there!" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 500 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
there adv. oraya
there adv. orada
there adv. ora
there adv. orası
there interj. şura
there interj. şurada
General
go there v. oraya gitmek
get there v. kıstırmak
get there v. amaca ulaşmak
get there v. oraya gitmek
be there v. var olmak
get there v. başarılı olmak
be there v. (orada) hazır bulunmak
for there to be no longer any need for v. mahal kalmamak
for there to be no room left for v. mahal kalmamak
leave there v. oradan ayrılmak
depart from there v. oradan ayrılmak
be there v. orada olmak
get there v. belirli bir yere gelmek
get there v. belirli bir düzeye erişmek
get there v. belirli bir yere ulaşmak
get there v. belirli bir mevkiye ulaşmak
get there ahead of time v. vaktinden önce varmak
get there ahead of time v. (söylenenden/beklenenden/duyurulan zamandan) önce gelmek/varmak/ulaşmak
inspect the bedsheets to see if there was any blood v. kan var mı yok mu diye var çarşaflara bakmak
inspect the bedsheets to see if there was any blood v. çarşaflara bakarak kan olup olmadığına bakmak
be there v. (bir yerde) bulunmak
over there adv. ta ötede
here and there adv. tek tük
anywhere but there adv. oradan başka her yerde
here and there adv. şurada burada
down there adv. aşağıda
when there adv. orada
here and there adv. orada burada
down there adv. aşağıya
right there adv. tam orada
here and there adv. burada şurada
over there adv. orada
here and there adv. ara sıra
there and then adv. hemen oracıkta
here and there adv. köşede bucakta
there adv. oralarda
just there adv. tam orada
from there adv. oradan
here and there adv. sağa sola
just over there adv. oracıkta
there adv. şurada
when there adv. her nerede olsa
then and there adv. hemen
there or there abouts adv. orada veya o civarda
here there and everywhere adv. her yerde
when there is a need adv. ihtiyaç olduğunda
when there is a need adv. ihtiyaç duyulduğunda
when there is a need adv. ihtiyaç halinde
there adv. orada
here there and anywhere adv. orada burada şurada
here and there adv. oradan buradan
here there and anywhere adv. her yerde
here there and anywhere adv. dört bir yanda
here and there adv. ordan burdan
out there adv. oralar
out there adv. oralarda
here and there adv. zaman zaman
there-anent [scottish] adv. konuyla ilgili (olarak)
there pron. birinin ismi yerine kullanılır
there pron. oradaki
there pron. şuradaki
there it is interj. bütün mesele burada
there interj. haydi
hi there interj. hu
there! interj. hah
there interj. tamam!
there it is interj. durum böyle
there it is interj. gerçek bu
there interj. işte ...
there interj. işte!
hang in there! interj. dişini sık
there are bugs in my room expr. odamda böcek(ler) var
there are no more towels expr. yeteri kadar havlu yok
there are some people injured expr. yaralılar var
there is a leak in the radiator expr. kaloriferde sızıntı var
there is a leak in the radiator expr. radyatörde sızıntı var
there is a problem with your fax expr. faksınızda bir sorun var
there is a problem with your fax expr. faksınız çalışmıyor
there is no electricity expr. elektrik yok
there is no electricity expr. elektrikler kesik
there is no hot water expr. sıcak su yok
there is no hot water expr. sıcak su akmıyor
there is no soap expr. sabun yok
there is no soap expr. sabun kalmamış
there is no toilet paper expr. tuvalet kağıdı yok
there is no toilet paper expr. tuvalet kağıdı kalmamış
there is something wrong with the electrics expr. arabanın elektrik aksamında sorun var
Phrases
wherever you go, there you are expr. nereye gidersen git kendini de götürürsün
wherever you go, there you are expr. nereye gidersen git kendinden kaçamazsın
wherever you go, there you are expr. nereye gidersen git sorunlarını da beraberinde götürürsün
let there be light expr. ışık olsun
let there be light expr. veee ışık oldu
there ought to be a law! (tobal) expr. çok ayıp
there ought to be a law! (tobal) expr. ayıp denen bir şey var
there ought to be a law! (tobal) expr. ayıp oluyor ama
there ought to be a law! (tobal) expr. kendini dağ başında mı sandın
there ought to be a law! (tobal) expr. dağ başı mı burası nasıl konuşuyorsun/ne yapıyorsun öyle
there will be the deuce to pay expr. çekeceğimiz var
there will be the deuce to pay expr. vay halimize
there will be the deuce to pay expr. başımıza gelecek var
there will be the deuce to pay expr. sonuçlarına katlanırsın
there will be the deuce to pay expr. bedelini ödersin
you had to be there expr. orada olman/görmen lazımdı
you had to be there expr. orada olmalıydın
you had to be there expr. görmeliydin
you had to be there expr. orada olsan/görsen anlardın
been there, done that, bought the T-shirt expr. zaten gittim oraya (tişörtünü de/kupa da/mıknatıs da aldım)
been there, done that, bought the T-shirt expr. onu çoktan yaptım
there is no daylight between (two things) expr. birbirine geçmiş olma
there is no daylight between (two things) expr. birbirine çok yakın olma
there is no daylight between (two things) expr. birbiriyle iç içe olma
there is no daylight between (two things) expr. birbiriyle yakından ilgili/ilişkili olma
there is no daylight between (two things) expr. birbirini yakından etkileme
there is no daylight between (two things) expr. etkileri birbirine yansıma
been there, done that (btdt) expr. benim de başıma geldi, bilirim
been there, done that (btdt) expr. sen giderken ben geliyordum/dönüyordum
been there, done that (got the t-shirt) (btdtgts) expr. benim de başıma geldi, bilirim
been there, done that (got the t-shirt) (btdtgts) expr. sen giderken ben geliyordum/dönüyordum
there is no room for sentiment expr. duygusallığa yer yok
while there is life, there is hope expr. allah'tan ümit kesilmez
there is no difference between them expr. aralarında fark yoktur
there are some people that expr. bazı insanlar vardır ki
there is no a elevator to success, you have to take the stairs expr. başarıya asansörle değil merdivenle gidilir
there is no need to state the obvious expr. bilineni tekrara gerek yok
once upon a time there was a prince who wanted to marry a princess expr. bir varmış bir yokmuş bir zamanlar bir prensesle evlenmek isteyen bir prens varmış
once upon a time there was a prince who wanted to marry a princess expr. bir zamanlar bir prensesle evlenmek isteyen bir prens varmış
once upon a time there was a little girl expr. bir zamanlar küçük bir kız varmış
there was no course open to me but to expr. benim için maktan başka yapacak bir şey yoktu
there is a time for everything expr. herşeyin bir zamanı vardır
while there is bet time expr. iş işten geçmeden
there you are out expr. işte burada yanılıyorsun
there you go expr. ne yaparsın ki
there only remains expr. kala kala
there it is! expr. na
there you are expr. ne yaparsın ki
there are no words left to speak expr. söylenecek söz yok
there and then expr. sıcağı sıcağına
there is no need to ask expr. sormaya gerek bile yok
there is no need to ask expr. sormaya gerek yok
there is no doubt that expr. şüphe yoktur ki
and there is also that expr. ve şu da var ki
there is not the shadow of a doubt that expr. zerre kadar şüphe yok ki
there is/are expr. var
there is not expr. yok
there is expr. var
there is no point/sense in expr. -nın bir manası yok
there are expr. var
and there is something more expr. ve şunları da söylemek gerekir ki
there are not expr. yok
if ever there was expr. eğer … olsaydı, bu olurdu
if ever there was expr. eğer … olursa, ancak bu olur
get in there expr. gir
get in there expr. girişken ol
Proverb
there is no smoke without fire ateş olmayan yerden duman çıkmaz
where there is life there is hope çıkmadık candan ümit kesilmez
there is many a true word spoken in jest her şakanın altında bir gerçek yatar
there is many a true word spoken in jest her şakada bir gerçek payı vardır
there is many a true word spoken in jest çoğu doğru söz vardır ki şakacıktan söylenmiştir
there is no rest for the weary durmak yok yola devam
there is no rest for the weary yorulsanda çalışmaya devam etmelisin
there are two sides to every story her öykünün bir de diğer yüzü vardır
there are two sides to every question her öykünün bir de diğer yüzü vardır
there are tricks in every trade her işin bir püf noktası vardır
there ain't no such thing as a free lunch her şeyin bir bedeli vardır
there is safety in numbers birlikten kuvvet doğar
there is safety in numbers birlikten emniyet doğar
there is safety in numbers sayıca çok olursak daha güvende oluruz
there is more than one way to skin a cat bir şeyi yapmanın birden fazla yolu vardır
there but for the grace of god go I (baktıkça/düşündükçe) halime şükrediyorum
there but for the grace of god go I çok şükür benim başıma gelmedi
there is a remedy for everything except death ölümden başka her şeyin bir çaresi vardır
there is a time and a place for everything her şeyin bir zamanı ve yeri var
there is no spring without a winter kış olmadan bahar olmaz
there is no royal road to learning öğrenmenin kolay yolu yoktur
there is a tide in the affairs of men fırsatın varken yap
there is nothing new under the sun yeni/değişen hiçbir şey yok
there is nothing new under the sun aynı tas aynı hamam
there is safety in numbers birlikten güç doğar
there is no pleasure without pain sıkıntı/zorluk/cefaya katlanmadan rahatlık olmaz
there is no pleasure without pain cefa çekmeden sefa sürülmez
there is strength in numbers birlikten kuvvet doğar
there is no accounting for tastes zevkler ve renkler tartışılmaz
there is no accounting for taste zevkler ve renkler tartışılmaz
there is no sin except stupidity aptallıktan başka günah yoktur
there is nothing new under the sun dün nasılsa bugün de öyle
believe you can and you're halfway there inanmak başarmanın yarısıdır
there is no shame in not knowing; the shame lies in not finding out bilmemek değil öğrenmemek ayıp
there is no shame in not knowing; the shame lies in not finding out bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp
there are plenty more pebbles on the beach denizde daha bir sürü balık var
there are plenty more pebbles on the beach elini sallasa ellisi
there are plenty more pebbles on the beach elini sallasa ellisi başını sallasa tellisi
there are plenty more pebbles on the beach aman sana iş mi/adam mı yok
there are plenty of (other) pebbles on the beach denizde daha bir sürü balık var
there are plenty of (other) pebbles on the beach elini sallasa ellisi
there are plenty of (other) pebbles on the beach elini sallasa ellisi başını sallasa tellisi
there are plenty of (other) pebbles on the beach aman sana iş mi/adam mı yok
there are other pebbles on the beach denizde daha bir sürü balık var
there are other pebbles on the beach elini sallasa ellisi
there are other pebbles on the beach elini sallasa ellisi başını sallasa tellisi
there are other pebbles on the beach aman sana iş mi/adam mı yok
while there is a while there is a hope nefes alıyorsak umut var
while there is a while there is a hope nefes alıyorsak umut var demektir
in unity, there is strength birlikten kuvvet doğar
Colloquial
get in there v. bir yere girmek
get in there v. bir durumun/şeyin içinde aktif olmak
get in there v. girişimde bulunmak
be out there v. olağandışı olmak
be out there v. ayrıksı olmak
be out there v. eksantrik olmak
be out there v. garip olmak
be out there v. tuhaf olmak
be out there v. alışılmadık olmak
be out there v. değişik olmak
be out there v. ilginç olmak
be there for the taking v. istediği her iş vs. onun olmak
be there for the taking v. (birinin) istemesi yeterli olmak
be there for the taking v. (birinin) parmaklarının ucunda olmak
be there for the taking v. (birinin) emrine amade olmak
be there for the taking v. (birinin) istediği her iş vs. hazırda olmak
be there for the taking v. istediği her iş vs. ha deyince onun olmak
a woman is waiting for you there n. orada sizi bekleyen bir kadın var
neither here nor there adj. alakasız
there we are expr. işte
there we are expr. işte buldum
there we are expr. bak burada ne varmış
there, there expr. geçti geçti
there may be a way around it expr. belki başka bir yolu vardır
we have all been there expr. bu yollardan hepimiz geçtik
stop right there! expr. dur bakalım orada biraz!
been there done that expr. daha önce yaptım
hey are you there expr. hey orda mısın
there, now expr. hepsi geçti
no argument there expr. haklısın
there, now expr. geçti geçti
behind every successful man there is a woman expr. her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır
in every war there is an enemy expr. her savaşta bir düşman vardır
right over there expr. hemen şurada
don't even go there expr. o konuya hiç girme
don't go there expr. o konuya hiç girme
neither here nor there expr. ilgisiz
somebody's in there expr. içeride biri var
neither here nor there expr. ilintisiz
here and there expr. orada burada
it'll take us a couple days to get down to there expr. oraya ulaşmamız birkaç gün sürer
go there and see what's going on expr. oraya gidip ne olup bittiğine bak
u there expr. orda mısın
wait there expr. orada bekle
stop right there expr. orada dur bakalım
neither here nor there expr. konuyla ilgisi olmayan
stop right there! expr. olduğun yerde dur!
hang on there! expr. orada dur işte!
nice work in there expr. orada iyi iş çıkardınız
there, now expr. kafanı takma
isn't there an easier way to get there? expr. oraya gitmenin daha kolay bir yolu yok mu?
nice work in there expr. orada iyi iş çıkardın
there you go expr. şimdi oldu
look there! expr. şuraya bak!
around there/here expr. şu/bu civarlarda
here and there expr. şurada burada
right over there expr. şuracıkta
right there expr. tam orada
stop right there expr. tam orada dur
isn't there anybody that can? expr. yardım edecek kimse yok mu?
there, now expr. yok bir şey
there are not enough hours in a day expr. 24 saat yetmiyor
there aren't enough hours in the day expr. 24 saat yetmiyor
down there expr. aşağısı (genital bölge için kullanılan hüsnütabir)
down there expr. alt (genital bölge için kullanılan hüsnütabir)
down there expr. alt taraf (genital bölge için kullanılan hüsnütabir)
down there expr. alt kısım (genital bölge için kullanılan hüsnütabir)
down there expr. alt takımlar
down there expr. genital bölge
put 'er there(,pal) expr. el sıkışalım
there for everyone to see expr. kabak gibi ortada
there for everyone to see expr. herkesin gözüne sokacak şekilde
there for everyone to see expr. meydanda
there for everyone to see expr. görmemenin imkansız olduğu bir yerde
I see what you did there expr. ne demek istediğini anladım
I see what you did there expr. dalga geçtiğini anladım
I see what you did there expr. yaptığın şakayı anladım
I see what you did there expr. iyi şakaydı
I see what you did there expr. aman ne espri
see what I did there? expr. şakamı anladın mı?
see what I did there? expr. nasıl espri ama?
there we go expr. işte bu
there we go expr. işte ihtiyaç duyulan bu
there we go expr. işte gereken bu
there we go expr. işte aranan bu
there we go expr. işte bulduk/bulundu
there we go expr. işte burada
there we go expr. al bakalım
there we go expr. işte istediğin şey
there we go expr. işte ihtiyacın olan şey
there we go expr. durum bu
there we go expr. yapacak bir şey yok
there we go expr. böyle işte
there we go expr. böyle gelmiş böyle gider
there we go expr. işte oldu
there we go expr. işte yaptın
there we go expr. işte başardın
there we go expr. oley, yaptın!
there we go expr. yaşasın, başardın!
there we go expr. ne bekliyordun ki?
there we go expr. işte yine yaptın
there we go expr. işte yine aynı şeyi tekrarladın
there we go expr. buyurun
there we go expr. işte buyurun
there we go expr. işte siparişleriniz
there you go (again) expr. yine aynı şeyi yapıyorsun
there you go (again) expr. al işte
there you go (again) expr. al işte yine aynı şey
there you go (again) expr. bak yine aynı şey
there you go expr. haklısın
there you go expr. doğru söylüyorsun
there you go expr. iyi becerdin
there you go expr. işte cevabın
there is no doing something expr. bir şeyi yapma şansı yok
there is no doing something expr. bir şeyi yapmanın imkanı yok
there is no doing something expr. bir şeyi yapmak mümkün değil
there is no doing something expr. bir şeyi yapmanın bir yolu yok
there is no doing something expr. bir şeyi yapmak yasak
Idioms
be there for (one) v. (birinin) yanında/arkasında olmak
be there for (one) v. (birine) destek/arka olmak/çıkmak
be there for (one) v. (birine) tam destek vermek
be there for (one) v. (birini) her zaman desteklemek
be there for someone v. (birinin) yanında/arkasında olmak
be there for someone v. (birine) destek/arka olmak/çıkmak
be there for someone v. (birine) tam destek vermek
be there for someone v. (birini) her zaman desteklemek
be there for someone v. (birinin) yanında/arkasında olmak
be there for someone v. (birine) destek/arka olmak/çıkmak
be there for someone v. (birine) tam destek vermek
be there for someone v. (birini) her zaman desteklemek
be there for somebody v. (birinin) yanında/arkasında olmak
be there for somebody v. (birine) destek/arka olmak/çıkmak
be there for somebody v. (birine) tam destek vermek
be there for somebody v. (birini) her zaman desteklemek
be there for the taking v. elinin altında olmak
be there for the taking v. elinde olmak
be there for the taking v. elini sallasa/uzatsa ulaşmak/edinmek
be there for the taking v. parmaklarının ucunda olmak
be there for the taking v. çantada/torbada keklik olmak
be there for the taking v. rahatça/kolayca/hemen ulaşılabilir olmak
be there for the taking v. elde etmesi/ulaşması rahat/kolay olmak
be there for the taking v. ha deyince/dese ulaşmak/edinmek
be there with bells on v. canı gönülden gelmek/gitmek/hazır bulunmak
be there with bells on v. canı yürekten gelmek/gitmek/hazır bulunmak
be there with bells on v. can atarak gelmek/gitmek/hazır bulunmak
be there with bells on v. güle oynaya gelmek/gitmek/hazır bulunmak
be there with bells on v. seve seve gelmek/gitmek/hazır bulunmak
be there with bells on v. etekleri zil çalarak/zil takıp oynayarak gelmek/gitmek/hazır bulunmak
be there with bells on v. memnuniyetle gelmek/gitmek/hazır bulunmak
be there with bells on v. bir yere gitmeyi etekleri zil çalarak beklemek
be there with bells on v. bir yere gitmek/bir olaya katılmak için çok heyecanlı olmak
be there with bells on v. bir yere gitmek/bir olaya katılmak için çok heyecan duymak
be there with bells on v. bir yere gitmek/bir olaya katılmak için çok istekli olmak
be there with bells on v. bir yere gideceği/bir olaya katılacağı için etekleri zil çalmak
be there with bells on (btwbo) v. zil takıp oynayarak gelmek/gitmek/hazır bulunmak
be there with bells on v. zil takıp oynayarak gelmek/gitmek/hazır bulunmak
(there) be bad blood between v. aralarında husumet olmak
stand there with one's bare face hanging out v. orta yerde kalakalmak
get there in the nick of time v. son anda gelmek
get there in the nick of time v. son saniyede varmak
get there in the very nick of time v. son saniyede varmak
stand there with one's bare face hanging out v. sap gibi kalmak
get there in the very nick of time v. son anda gelmek
get there ahead of time v. (söylenenden) erken ulaşmak/gelmek
take it from there v. birinin bıraktığı yerden devam etmek/ettirmek
take it from there v. birinin bıraktığı yerden ele almak
take it from there v. birinden devralmak
take it from there v. birinin başlattığı bir şeyi devam ettirmek
take it from there v. bir duruma göre karar vermek
take it from there v. bir duruma göre yeni bir rota çizmek
take it from here/there v. birinin başlattığı bir şeyi devam ettirmek
take it from here/there v. birinin bıraktığı yerden devam etmek/ettirmek
take it from here/there v. birinin bıraktığı yerden ele almak
take it from here/there v. birinden devralmak
take it from here/there v. bir şey yapıp sonrasında nasıl devam edeceğine karar vermek
take it from here/there v. bir şeyin sonucuna göre devam etmek
get there (the) firstest with the mostest v. en hızlı, en avantajlı şekilde varmak
get there (the) firstest with the mostest v. en hızlı, en avantajlı şekilde yapmak/halletmek
be (right) up there with (someone or something) v. (biriyle veya bir şeyle) aynı derecede olmak
be (right) up there with (someone or something) v. (biriyle veya bir şeyle) eşit olmak
be (right) up there with (someone or something) v. (birine veya bir şeye) denk olmak
be (right) up there with (someone or something) v. (biriyle veya bir şeyle) aynı şey demek
be (right) up there with (someone or something) v. (birinden veya bir şeyden) aşağı kalır yanı olmamak
there is no love lost between them n. birbirlerini hiç sevmezler
couldn't pour water out of a boot (if there was instructions on the heel) (rur.) n. ahmak
(right) up there with (someone or something) adj. (biriyle/bir şeyle) eşit
(right) up there with (someone or something) adj. (biriyle/bir şeyle) denk
(right) up there with (someone or something) adj. (birinden/bir şeyden) aşağı kalır yanı yok
out there adj. alışılmadık
out there adj. alışılmışın dışında
out there adj. tuhaf
out there adj. çılgın
then and there adv. tam o anda
then and there adv. o esnada
then and there adv. hemencecik
there follows expr. devamında … başladı
there follows expr. takip etti
there go expr. sona erdi
there go expr. artık mümkün değil
there goes expr. sona erdi
there goes expr. artık mümkün değil
there is no escaping expr. artık şüphe yok
there is no question of expr. ihtimal dahilinde değil
there is no question of expr. imkanı yok
there, there expr. üzülme
there the similarity ends expr. ortak noktaları burada bitiyor
there the similarity ends expr. başka ortak noktaları yok
there you have it expr. işte budur
there you have it expr. işte bu kadar basit
(there) ain't no free lunches expr. öyle bedavaya yok
(there) ain't no free lunch expr. öyle bedavaya yok
(there) ain't no free lunches expr. öyle beleşe yok
(there) ain't no free lunch expr. öyle beleşe yok
(there) ain't no free lunches expr. her şeyin bir bedeli vardır
(there) ain't no free lunch expr. her şeyin bir bedeli vardır
(there) ain't no free lunches expr. ne kadar ekmek o kadar köfte
(there) ain't no free lunch expr. ne kadar ekmek o kadar köfte
(there) ain't no free lunches expr. yok öyle üç kuruşa beş köfte
(there) ain't no free lunch expr. yok öyle üç kuruşa beş köfte
there are many ways to skin a cat expr. bir hedefe ulaşmanın birden çok yolu vardır
there are many ways to skin a cat expr. bir işi yapmanın birden çok yolu vardır
there are many ways to skin a cat expr. her problemin birden çok çözümü vardır
there are many ways to skin a cat expr. olmadı başka bir yol buluruz
there are many ways to skin a cat expr. olmadı başka bir hal çaresi vardır illaki
all there expr. akıllı
not all there expr. akla mantığa sığmayan
all there expr. aklı başında
not all there expr. aklı başında olmayan
all there expr. aklı ve gücü yerinde
not all there expr. aklını oynatmış
not all there expr. aklını yitirmiş
couldn't pour water out of a boot (if there was instructions on the heel) (rur.) expr. aptal
(there is) no smoke without fire expr. ateş olmayan yerden duman çıkmaz
there is never a dull moment expr. bir an/dakika bile sıkıcı geçmez
odds are against you there expr. bu konuda her şey sana karşı
there is no love lost between them expr. birbirlerinden hiç hoşlanmazlar
there is never a dull moment expr. bir dakika boş duramazsın
been there done that expr. biz de bu yollardan geçtik
in there pitching expr. canla başla
there are no flies on him expr. cin gibi
don't cross the bridge before you get there expr. dereyi görmeden paçayı sıvama
there are plenty more fish in the sea expr. denizde daha çok balık var
there is a catch expr. dikkat edilmesi gereken bir şey var
not all there expr. deli
not all there expr. çılgın
wild horses couldn't drag me there! expr. dünyada oraya gitmem!
there is never a dull moment expr. her zaman heyecan dolu
there are plenty more fish in the sea expr. elini sallasan ellisi
there is no point in expr. hiçbir anlamı yok
there wasn't a dry eye in the house expr. herkes gözyaşlarına boğulmuştu
it's a jungle out there expr. gözünün yaşına bakmazlar
there wasn't a dry eye in the house expr. herkes iki gözü iki çeşme ağlıyordu
there are plenty of other fish in the sea expr. elini sallasan ellisi
there are friends and friends expr. her gördüğün sakallıyı baban sanma
don't even go there expr. hiç sorma
there are wheels within wheels expr. işin içinde iş var
getting there is half the fun expr. işin en eğlenceli kısmı
not all there expr. kaçık
there ain't no such thing as a free lunch expr. öyle beleşe/bedavaya olmaz
been there done that expr. o yollardan biz de geçtik
it's a jungle out there expr. orada adamı çıtır çıtır yerler
there are no flies on him expr. kül yutmaz
all there expr. kafası ve gücü yerinde
it's a jungle out there expr. kurtlar sofrası orası
it's a jungle out there expr. orman kanunlarının geçerli olduğu yer
there are plenty more fish in the sea expr. sana göre eş mi yok
there is trouble brewing expr. sorun/problem büyüyor
there are plenty of other fish in the sea expr. sana göre eş mi yok
there is never a dull moment expr. sıkıcı değil
hang on there! expr. sık dişini!
hang in there! expr. sık dişini!
from there to here expr. taa oradan/o zamandan/o günlerden buraya/bugünlere
there is no telling expr. tahmin etmek mümkün değil
as if there is no tomorrow expr. yarın olmayacakmış gibi
as if there was/were no tomorrow expr. yarın olmayacakmış gibi
like there ain't no tomorrow expr. yarın yokmuş gibi
in there pitching expr. var gücüyle
as if there was/were no tomorrow expr. yarını düşünmeden (para harcamak vb)
like there ain't no tomorrow expr. yarını düşünmeden (para harcamak vb)
as if there is no tomorrow expr. yarın yokmuş gibi
as if there is no tomorrow expr. yarını düşünmeden (para harcamak vb)
like there ain't no tomorrow expr. yarın olmayacakmış gibi
as if there was/were no tomorrow expr. yarın yokmuş gibi
there is no daylight between (two things) expr. (iki şey) arasında hiçbir fark yok
there is no daylight between (two things) expr. (iki şey) aralarından ışık sızmayacak kadar birbirine yakın
there is no daylight between (two things) expr. (iki şey) birbirine geçmiş durumda
there is reason in the roasting of eggs expr. her şeyin bir nedeni/sebebi var
there is reason in the roasting of eggs expr. sebepsiz kuş bile uçmaz
(there) ain't no free lunch expr. bedavaya yemek olmaz
(there) ain't no free lunch expr. emeksiz yemek olmaz
(there) ain't no free lunches expr. bedavaya yemek olmaz

Sens de "there! there!" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 8 résultat(s)

Turc Anglais
Linguistics
(kısaca) there had there'd v.
(kısaca) there will there'll v.
(kısaca) there shall there'll v.
(kısaca) there is there's v.
(kısaca) there has there's v.
(kısaca) there have there've n.
Abbreviation
(kısaca) there is there's expr.
(kısaca) there has there's expr.