won't - Turc Anglais Dictionnaire

won't

Sens de "won't" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
General
the door won't close expr. kapı kapanmıyor
the door won't lock expr. kapı kitlenmiyor
the door won't open expr. kapı açılmıyor
the toilet won't flush expr. tuvaletin sifonu çalışmıyor
the toilet won't flush expr. tuvaletin sifonu çekilmiyor
the window won't open expr. pencere açılmıyor
Proverb
a word to the wise is enough, and many words won't fill a bushel anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az
what you don't know won't hurt you bilmediklerin seni üzmez
what you don't know won't hurt you bilmediğin şeyden sana zarar gelmez
if you keep your mouth shut, you won't put your foot in it çeneni kapalı tutarsan ağzından bir şey kaçırmazsın
if you keep your mouth shut, you won't put your foot in it çeneni kapalı tutarsan pot kırmazsın
if the mountain won't come to muhammad, muhammad must go to the mountain dağ yürümezse abdal yürür
Colloquial
won't take no for an answer v. hayırı cevap olarak kabul etmeyecek olmak
insurance won't cover it expr. sigorta bunu karşılamaz
stay here it won't take long expr. burada kal uzun sürmez
(he, she) won't thank you for (something) expr. bu yaptığının takdir göreceğini sanıyorsan yanılıyorum
(he, she) won't thank you for (something) expr. buna çok gıcık olacak
(he, she) won't thank you for (something) expr. bundan hiç hoşlanmayacak/memnun olmayacak
(he, she) won't thank you for (something) expr. bu, (onun) hiç hoşuna gitmeyecek
(he, she) won't thank you for (something) expr. bunun için sana teşekkür edeceğini sanıyorsan yanılıyorsun
it/that won't do expr. öyle/böyle olmaz
it/that won't do expr. (bu) işe yaramaz
it/that (just) won’t do expr. öyle/böyle devam edemez
it/that won't do expr. öyle/böyle devam edemez
it/that won't do expr. bu kabul edilemez
it/that (just) won’t do expr. (bu) işe yaramaz
it/that won't do expr. olacak iş değil
it/that won't do expr. bu olmaz
it/that won't do expr. (bir şeyi yapmak) olmaz
it/that (just) won’t do expr. buna bir çözüm bulmak gerek
it/that (just) won’t do expr. öyle/böyle olmaz
it/that (just) won’t do expr. bu olmaz
it/that (just) won’t do expr. olacak iş değil
it/that (just) won’t do expr. bu kabul edilemez
it/that won't do expr. olacak iş mi bu
it/that (just) won’t do expr. (bir şeyi yapmak) olmaz
it/that won't do expr. buna bir çözüm bulmak gerek
it/that (just) won’t do expr. olur iş değil
it/that won't do expr. olur iş değil
it/that (just) won’t do expr. olacak iş mi bu
won't have a bar of expr. hoşlanmaz
won't have a bar of expr. sevmez
won't have a bar of expr. dayanamaz
(it) won't bother me none expr. benim için sıkıntı yok
(it) won't bother me none expr. bana göre hava hoş
(it) won't bother me none expr. bana uyar
(one) won't give up without a fight expr. (biri) kolay/hemen pes etmeyecek
(one) won't give up without a fight expr. (biri) mücadele etmeden vazgeçmeyecek
(one) won't give up without a fight expr. (biri) savaşmadan pes etmeyecek
(one) won't give up without a fight expr. (biri) savaşmadan boyun eğmeyecek
(one) won't give up without a fight expr. (biri) hemen teslim olmayacak
he/she won't eat you expr. merak etme seni yemez
he/she won't thank you for something expr. çok gıcık olacak
he/she won't thank you for something expr. hiç memnun olmayacak
he/she won't thank you for something expr. hiç hoşuna gitmeyecek
I won't do something again in a hurry expr. bir şeyi bir daha hayatta yapmam
I won't do something again in a hurry expr. bir şeyi bir daha ölsem yapmam
I won't do something again in a hurry expr. bir şeyi bir daha asla yapmam
it won't hurt to (have or do something) expr. (bir şeye sahip olmaktan/bir şey yapmaktan/almaktan) zarar gelmez
it won't hurt to (have or do something) expr. (bir şeye sahip olmanın/bir şey yapmanın/almanın) sakıncası yok
it won't hurt to (have or do something) expr. (bir şeye sahip olmanın/bir şey yapmanın/almanın) zararı olmaz
it won't hurt to (have or do something) expr. (bir şeye sahip olmanın/bir şey yapmanın/almanın) mahzuru yok
will-they-won't-they expr. iki kişi arasında romantik bir ilişkinin kurulup kurulmayacağı sorusunu bildiren ifade
what you don't know won't hurt you expr. bilmediğin şeyden zarar gelmez
what you don't know won't hurt you expr. bilmediğin şey sana zarar veremez
what you don't know won't hurt you expr. bilmediğin şey seni üzmez
won't bite expr. (korkma) zarar vermez
won't bite expr. (korkma) bir şey yapmaz
won't bite expr. korkacak bir şey yok
won't bite expr. (korkma) ısırmaz
won't bother me any expr. bana göre hava hoş
you won't get away with this [cliché] expr. kaçışın/kurtuluşun yok
you won't get away with this [cliché] expr. paçayı kurtaramayacaksın
you won't get away with this [cliché] expr. bu yanına kar kalmaz
you won't get away with it [cliché] expr. kaçışın/kurtuluşun yok
you won't get away with it [cliché] expr. yakayı sıyıramayacaksın
you won't get away with it [cliché] expr. paçayı kurtaramayacaksın
you won't get away with it [cliché] expr. bu yanına kar kalmaz
you won't get away with this [cliché] expr. yakayı sıyıramayacaksın
Idioms
won't hear a word said against somebody v. tek kelime bile duymak istememek
won't hear of something v. bir şeye izin/onay vermemek
won't hear a word against somebody v. tek kelime bile duymak istememek
(something) won't get (someone) anywhere v. hiçbir yere vardırmamak
(something) won't get (someone) anywhere v. hiçbir fayda sağlamamak
(something) won't get (someone) anywhere v. hiçbir sonuca ulaştırmamak
(something) won't get (someone) anywhere v. hiçbir sonuca vardırmamak
(something) won't get (someone) anywhere v. hiçbir ilerleme sağlatmamak
(something) won't get (someone) anywhere v. hiçbir başarıya ulaştırmamak
won't give (someone) the time of day v. (birine) yüz vermemek
won't give (someone) the time of day v. (birine) cevap bile vermemek
won't give (someone) the time of day v. (biriyle) muhatap olmamak
won't give (someone) the time of day v. (biriyle) ilgilenmemek
won't give (someone) the time of day v. (birine) aldırış etmemek
he/she won't lift a finger v. elini bile sürmez
he/she won't lift a finger v. parmağını bile oynatmaz
he/she won't lift a finger v. kılını bile kıpırdatmaz
won't budge an inch v. hiçbir şekilde geri adım atmamak
won't budge an inch v. duruşundan/kararından ödün vermemek
won't budge an inch v. kararının arkasında durmak
won't hear of v. izin vermemek
won't hear of v. kabul etmemek
won't hear a word against (someone or something) v. (birine/bir şeye) karşı tek bir kelime/eleştiri duymak istememek
won't budge an inch v. istifini bozmamak
won't budge an inch v. yanaşmamak
won't budge an inch v. taviz vermemek
won't budge an inch v. kararından dönmemek
won't budge an inch v. hiçbir şekilde kararını/duruşunu değiştirmemek
won't hear of v. razı olmamak
won't hear of v. reddetmek
won't hear of v. onay vermemek
I won't breathe a word of it expr. kimseye söylemem!
I won't breathe a word of it! expr. kimseye anlatmam!
I won't tell a soul expr. kimseye söylemem!
I won't tell a soul! expr. kimseye anlatmam!
won't hold water expr. aslı astarı yok
won't hold water expr. tutar tarafı yok
(one) won't (do something) again in a hurry expr. bir daha hayatta gitmem/yapmam anlamına gelen bir deyim
(one) won't be (doing something) again in a hurry expr. bir daha hayatta gitmem/yapmam anlamına gelen bir deyim
(someone) won't thank you for (something) expr. hiç hoşuna gitmeyecek
(someone) won't thank you for (something) expr. hiç memnun olmayacak
(someone) won't thank you for (something) expr. çok gıcık olacak
that cat won't jump expr. hayatta olmaz
that cat won't jump expr. bunu yemezler
that cat won't jump expr. olmaz o iş
that cat won't jump expr. hayatta inanmam
that cat won't jump expr. hayatta olmaz
that cat won't jump expr. olmaz o iş
that cat won't jump expr. bunu yemezler
that cat won't jump expr. hayatta inanmam
(one) won't bite (someone) expr. (birinden) korkacak bir şey yok
(one) won't eat (someone) expr. (birinden) utanacak/çekinecek bir şey yok
(one) won't eat (someone) expr. (birinden) çekinmeye/korkmaya gerek yok
(one) won't eat (someone) expr. (biri birine) zarar vermez
(one) won't bite (someone) expr. (birinden) çekinmeye/korkmaya gerek yok
(one) won't be (doing something) again in a hurry expr. (biri bir şeyi) bir daha ölse yapmaz
(one) won't bite (someone) expr. (biri birine) zarar vermez
(one) won't hear of (something) expr. (biri) bir şeyi kabul etmeyecek/etmez
(one) won't bite (someone) expr. (birinden) utanacak/çekinecek bir şey yok
(one) won't hear of (something) expr. (biri bir şeye) izin/onay vermeyecek/vermez
(one) won't hear of (something) expr. (ben bir şeyi) duymamış olayım
(one) won't (do something) again in a hurry expr. (biri bir şeyi) bir daha ölse yapmaz
(one) won't eat (someone) expr. (birinden) korkacak bir şey yok
(one) won't be (doing something) again in a hurry expr. (biri bir şeyi) bir daha asla yapmaz
(one) won't (do something) again in a hurry expr. (biri bir şeyi) bir daha asla yapmaz
butter won't melt (in one's mouth) expr. hissiz/soğuk görünen
butter won't melt (in one's mouth) expr. görünüşte masum/mütevazı/mesafeli
butter won't melt (in one's mouth) expr. sütten çıkma ak kaşık gibi
something won't wash (with somebody) expr. (birine) yediremezsin
something won't wash (with somebody) expr. (biri) yemez
something won't wash (with somebody) expr. (biri için) inandırıcı değil