| - The crash damaged his handsome face.
- Kaza adamın yakışıklı yüzünü mahvetti.
- He was more handsome than she remembered.
- Hatırladığından daha yakışıklıydı.
- Tae Pyeong is smart, rich and handsome.
- Tae Pyeong akıllı, zengin ve yakışıklıdır.
- The handsome man was thinking, his eyes lit with excitement.
- Yakışıklı adam düşünüyordu, gözleri heyecanla parlıyordu.
- Kihachi was so handsome when he was young.
- Kihachi gençliğinde çok yakışıklıydı.
- He was pictured as a young, handsome and sensitive man.
- Genç, yakışıklı ve duyarlı bir adam olarak resmedildi.
- Think of the handsome admiral before making your next move.
- Bir sonraki hamlenizi yapmadan önce yakışıklı amirali düşünün.
- I look rather handsome today as well.
- Bugün de oldukça yakışıklı görünüyorum.
- Sometimes I just want to give it all up and become a handsome billionaire.
- Bazen her şeyden vazgeçip yakışıklı bir milyarder olmak istiyorum.
- Brother Meng, you are handsome and talented.
- Kardeş Meng, sen yakışıklı ve yeteneklisin.
- Sometimes, I just want to give it all up and become a handsome billionaire.
- Bazen her şeyden vazgeçip yakışıklı bir milyarder olmak istiyorum.
- He's very handsome, and he has a nice smile.
- Çok yakışıklı ve harika bir gülümsemesi var.
- He's very handsome, and he has a nice smile.
- O çok yakışıklı ve harika bir gülümsemesi var.
- He's tall, dark, and handsome.
- Uzun boylu, esmer ve yakışıklı.
- You're a handsome fellow, aren't you?
- Sen yakışıklı bir adamsın, değil mi?
- Tom is exceptionally handsome.
- Tom son derece yakışıklı.
- Tom is handsome.
- Tom yakışıklıdır.
- I wish I were as handsome as Tom.
- Keşke ben de Tom kadar yakışıklı olsaydım.
- Do you think Tom is handsome?
- Sence Tom yakışıklı mı?
- He's smart, handsome and polite.
- Akıllı, yakışıklı ve kibar biri.
- Tom's not very handsome.
- Tom pek yakışıklı değil.
- You're very lucky to have such a handsome son.
- Böyle yakışıklı bir oğlun olduğu için çok şanslısın.
- You are handsome.
- Sen yakışıklısın.
- You're a handsome guy.
- Sen yakışıklı bir adamsın.
- I wish I were as handsome as Tom.
- Keşke Tom kadar yakışıklı olsam.
- You're a very handsome man.
- Sen çok yakışıklı bir adamsın.
- I am handsome.
- Ben yakışıklıyım.
- Tom is a handsome man, isn't he?
- Tom yakışıklı bir adam, değil mi?
- You're a very handsome man, Tom.
- Sen çok yakışıklı bir adamsın, Tom.
- You were handsome.
- Sen yakışıklıydın.
- Tom is rather handsome, isn't he?
- Tom oldukça yakışıklı, değil mi?
- Care to join me, handsome?
- Bana katılır mısın, yakışıklı?
- She found him handsome.
- Onu yakışıklı buldu.
- He's handsome and funny.
- O, yakışıklı ve komiktir.
- David is handsome.
- David yakışıklı.
- Do you think you're handsome?
- Yakışıklı olduğunuzu düşünüyor musunuz?
- You're looking extraordinarily handsome.
- Olağanüstü yakışıklı görünüyorsun.
- She described him as handsome.
- Onu yakışıklı olarak tanımladı.
- I believe that both of you are pretty handsome.
- Bence ikiniz de çok yakışıklısınız.
- Do you think I'm handsome?
- Sence yakışıklı mıyım?
- Tom is young and handsome.
- Tom genç ve yakışıklıdır.
- You're very handsome.
- Çok yakışıklısın.
- Tom is handsome, isn't he?
- Tom yakışıklı, değil mi?
- Tom was extraordinarily handsome.
- Tom olağanüstü yakışıklıydı.
- Tom wasn't as handsome as Mary said he was.
- Tom, Mary'nin söylediği kadar yakışıklı değildi.
- Why are you so handsome?
- Sen neden bu kadar yakışıklısın?
- David is handsome.
- David yakışıklıdır.
- A handsome man is a good reason to go to hell.
- Yakışıklı bir adam cehenneme gitmek için iyi bir sebeptir.
- Tom has three handsome teenage sons.
- Tom'un üç tane yakışıklı genç oğlu var.
- Tom is extremely handsome and he knows it.
- Tom oldukça yakışıklı ve o bunu biliyor.
- Tom is the most handsome man I've ever met.
- Tom şimdiye kadar tanıştığım en yakışıklı adam.
- I think Tom looks very handsome.
- Tom'un çok yakışıklı göründüğünü düşünüyorum.
- Tom is one of the most handsome guys I've ever seen.
- Tom şimdiye kadar gördüğüm en yakışıklı adamlardan biri.
- Tom is a handsome young man.
- Tom yakışıklı bir genç adam.
- Felicja is married to a handsome man called Lazarz.
- Felicja, Łazarz adında yakışıklı bir adamla evli.
- Do you think that I'm handsome?
- Yakışıklı olduğumu mu düşünüyorsun?
- You were handsome.
- Yakışıklıydın.
- A very handsome prince met an exceptionally beautiful princess.
- Çok yakışıklı bir prens, son derece güzel bir prensesle tanıştı.
- Tom is tall and handsome.
- Tom uzun boylu ve yakışıklı.
- He was extraordinarily handsome.
- Acayip yakışıklıydı.
- My mother says I'm very handsome.
- Annem benim çok yakışıklı olduğumu söylüyor.
- Why are you so handsome?
- Neden bu kadar yakışıklısın?
- Tom is a handsome man.
- Tom yakışıklı bir adamdır.
- All the girls in Tom's class think he's handsome.
- Tom'un sınıfındaki bütün kızlar onun yakışıklı olduğunu düşünüyor.
- I have three handsome teenage sons.
- Üç tane yakışıklı genç oğlum var.
- He is both tall and handsome.
- O hem uzun hem de yakışıklı.
- Tom thinks he's handsome.
- Tom yakışıklı olduğunu düşünüyor.
- Felicja is married to a handsome man called Lazarz.
- Felicja, Lazarz adında yakışıklı bir adamla evli.
- Tom is a very handsome man.
- Tom çok yakışıklı bir adam.
- You're as handsome as ever.
- Her zamanki kadar yakışıklısın.
- My boyfriend is smart, handsome, and friendly too.
- Erkek arkadaşım akıllı, yakışıklı, ve cana yakındır.
- Tom was tall and handsome.
- Tom uzun boylu ve yakışıklı idi.
- Is the handsome man an Arab or an Indian?
- Bu yakışıklı adam Arap mı yoksa Hintli mi?
- Tom is rather handsome.
- Tom oldukça yakışıklı.
- Tom is a handsome man.
- Tom yakışıklı bir adam.
- Mary fell in love with a handsome young man.
- Mary yakışıklı genç bir adama aşık oldu.
- Tom is dark and handsome.
- Tom esmer ve yakışıklı.
- He's dark and handsome.
- O esmer ve yakışıklı.
- Tom is still just as handsome as he used to be.
- Tom hala eskiden olduğu kadar yakışıklı.
- He's handsome and charming.
- Yakışıklı ve çekici biri.
- Tom is tall, dark and handsome.
- Tom uzun boylu, esmer ve yakışıklıdır.
- The actor who plays Jesus is quite handsome.
- İsa'yı oynayan aktör oldukça yakışıklı.
- Tom grew into a handsome teenager.
- Tom yakışıklı bir genç oldu.
- Tom is as handsome as ever.
- Tom her zamanki gibi yakışıklı.
- Tom isn't very handsome.
- Tom çok yakışıklı değil.
- I'm not very handsome.
- Ben çok yakışıklı değilim.
- Tom is incredibly handsome.
- Tom inanılmaz yakışıklı.
- A handsome man is a good reason to go to hell.
- Yakışıklı bir adam, cehenneme gitmek için iyi bir nedendir.
- He was tall and handsome.
- Uzun boylu ve yakışıklıydı.
- Mary always dreamed of meeting a tall, dark, and handsome man.
- Mary hep uzun boylu, esmer ve yakışıklı bir adamla tanışmayı hayal ederdi.
- Mary is in love with a handsome boy from her class named Tom.
- Mary, sınıfından Tom adındaki yakışıklı bir oğlana aşık.
- Tom is indeed quite handsome.
- Tom gerçekten oldukça yakışıklı.
- Tom is young and handsome.
- Tom genç ve yakışıklı.
- Tom is quite handsome.
- Tom oldukça yakışıklı.
- Layla fell in love with a handsome man and got married.
- Leyla yakışıklı bir erkeğe aşık oldu ve evlendi.
Show More (92) |