| Inglés | Turco | |||
|---|---|---|---|---|
| General | ||||
| General | barbershop n. | berber | ||
|
Tom went to the barbershop near the hospital to get his hair cut. Tom saçını kestirmek için hastanenin yakınındaki berbere gitti. More Sentences |
||||
| General | barbershop n. | berber dükkanı | ||
|
That's the difference between Google and a barbershop. Google ile berber dükkanı arasındaki fark budur. More Sentences |
||||
| General | barbershop n. | berber salonu | ||
| Music | ||||
| Music | barbershop n. | güney afrika'ya özgü olup turuncu ve kırmızı çiçekleri bulunan çok yıllık bir bitki | ||
| Music | barbershop adj. | enstrümansız doğaçlama söylenen | ||
| Music | barbershop adj. | enstrümansız duygusal şarkılar söyleyen (erkek grubu) | ||
| Inglés | Turco | |
|---|---|---|
| General | ||
| General | barbershop quartet n. | dört sesten oluşmuş vokal grubu |
| General | barbershop singing n. | hep beraber şarkı söyleme |
| General | barbershop conversation n. | berber muhabbeti |