| Inglés | Turco | |||
|---|---|---|---|---|
| General | ||||
| General | barred adj. | parmaklıklı | ||
|
The house with big barred windows was shabby. Büyük demir parmaklıklı camları olan ev pejmürdeydi. More Sentences |
||||
| General | barred adj. | yasaklanmış | ||
|
The press is muzzled, human rights organisations are barred and opposition is driven abroad. Basın susturulmuş, insan hakları örgütleri yasaklanmış ve muhalefet yurt dışına sürülmüştür. More Sentences |
||||
| General | barred adj. | çizgili | ||
|
Barred rock chicken lays more or less 200 eggs per year. Çizgili rock tavuğu yılda aşağı yukarı 200 yumurta verir. More Sentences |
||||
| General | barred adj. | men edilmiş | ||
|
I ask myself why women are barred from education in many countries. Birçok ülkede kadınların neden eğitimden men edildiğini kendime soruyorum. More Sentences |
||||
| Law | ||||
| Law | barred adj. | men edilmiş | ||
|
I ask myself why women are barred from education in many countries. Birçok ülkede kadınların neden eğitimden men edildiğini kendime soruyorum. More Sentences |
||||
| Law | barred adj. | yasaklanmış | ||
|
The press is muzzled, human rights organisations are barred and opposition is driven abroad. Basın susturulmuş, insan hakları örgütleri yasaklanmış ve muhalefet yurt dışına sürülmüştür. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | barred adj. | demir parmaklıklı | ||
| General | barred adj. | parmaklıkla kapalı | ||
| General | barred adj. | demirlenmiş | ||
| General | barred adj. | demirli | ||
| General | barred adj. | (kuş tüyü) belirgin renkte enine şeritleri olan | ||
| Law | ||||
| Law | barred adj. | hukuken engelli | ||
| Law | barred adj. | engel olunmuş | ||
| Law | barred adj. | menedilmiş | ||
| Law | barred adj. | yasal engele uğramış | ||
| Law | barred adj. | yasal bir engel nedeniyle başvuru veya kanun yolları kapanmış | ||