| Anglais | Turc | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | chuckle v. | kıkırdamak | ||
|
Crystal first chuckled at his pun, then frowned. Crystal, onun kelime oyununa önce kıkırdadı ardından kaşlarını çattı. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | chuckle n. | kıkır kıkır gülme | ||
|
Tom chuckled aloud. Tom yüksek sesle kıkır kıkır güldü. More Sentences |
||||
| General | chuckle n. | kıkırdama | ||
|
Cory's chuckle disturbed the speaker. Cory'nin kıkırdaması konuşmacıyı rahatsız etti. More Sentences |
||||
| General | chuckle n. | kısık sesle gülme | ||
| General | chuckle n. | kendi kendine gülme | ||
| General | chuckle n. | gurklama tavuk | ||
| General | chuckle n. | gizli ve sessiz gülme | ||
| General | chuckle n. | gülüşme | ||
| General | chuckle v. | kısık sesle gülmek | ||
| General | chuckle v. | kendi kendine gülmek | ||
| General | chuckle v. | pis pis gülmek | ||
| General | chuckle v. | kıkır kıkır gülmek | ||
| General | chuckle v. | (tavuk, horoz) gıdaklamak | ||
| General | chuckle v. | hafifçe gülmek | ||