makes - Turc Anglais Dictionnaire

makes

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Sens de "makes" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
General
person who makes excuses n. bahaneci
Phrases
love makes all hearts gentle expr. sevgi bütün kalpleri yumuşatır
what does not kill me, makes me stronger expr. beni öldürmeyen şey beni güçlendirir
success makes a fool seem wise expr. başarı aptal insanları bilge gibi gösterir
that makes one of us expr. kendi adına konuş
teamwork makes the dream work expr. nerede birlik orada dirlik
teamwork makes the dream work expr. baş başa vermeyince taş yerden kalkmaz
teamwork makes the dream work expr. el el ile, değirmen yel ile
teamwork makes the dream work expr. birlikten kuvvet doğar
teamwork makes the dream work expr. bir elin nesi var iki elin sesi var
teamwork makes the dream work expr. yalnız taş duvar olmaz
Proverb
an old poacher makes the best gamekeeper n. dinsizin hakkından imansız gelir
an old poacher makes the best gamekeeper n. dinsizin hakkından imansız gelir
it's a foolish sheep that makes the wolf his confessor expr. güvenilir olduğunu bildiğin insanlardan başkasına güvenmemelisin
it's a foolish sheep that makes the wolf his confessor expr. kurda kuzu emanet edilmez
it's a foolish sheep that makes the wolf his confessor expr. herkese/her önüne gelene güvenmemelisin
all work and no play makes jack a dull boy çok fazla çalışmak insanı sıkar
great haste makes great waste acele işe şeytan karışır
haste makes waste acele işe şeytan karışır
many a little makes a mickle damlaya damlaya göl olur
absence makes the heart grow fonder ayrılık kalbi sevgiyle doldurur
haste makes waste acele giden ecele gider
might makes right güçlü olan haklıdır
a good Jack makes a good jill evlilikte de ne ekersen onu biçersin
a good husband makes a good wife evlilikte de ne ekersen onu biçersin
a heavy purse makes a light heart paran var huzurun var
a heavy purse makes a light heart paran varsa rahatsın
all work and no play makes jack a dull boy soluklanmayan at yol almaz
all work and no play makes jack a dull boy çalış çalış nereye kadar
old poacher makes the best gamekeeper dinsizin hakkından imansız gelir
politics makes strange bedfellows menfaat söz konusuysa insan düşmanıyla bile dost olur
early to bed and early to rise, makes a man healthy, wealthy and wise erken yatmak erken kalkmak insanı sağlıklı, zengin ve akıllı yapar
early to bed and early to rise makes a man healthy, wealthy and wise erken kalkan yol alır
money makes the world go around dünyayı döndüren paradır
money makes the world go round dünyayı döndüren paradır
money makes the world go around para dünyayı döndürür
money makes the world go round para dünyayı döndürür
good seed makes a good crop ek tohumun hasını çekme yiyecek yasını
light purse makes a heavy heart boş cüzdan kederden başka bir şey getirmez
hope deferred makes the heart sick ertelenmiş umutlar kalbi hasta eder
a fall into a ditch makes you wiser yaptığın hata/yanlıştan ders alarak bir daha tekrar etmezsin
love makes the world go round dünyayı döndüren aşktır
love makes the world go round dünya sevince güzel
love makes the world go round dünyayı döndüren sevgidir
still tongue makes a wise head az konuş öz konuş
still tongue makes a wise head söz gümüşse sükut altındır
it's the empty can that makes the most noise boş teneke çok ses çıkarır
opportunity makes a thief fırsatı verirsen herkes çalar
many a mickle makes a muckle damlaya damlaya göl olur
what doesn't kill you makes you stronger seni öldürmeyen şey, güçlendirir
a good beginning makes a good ending kutlu gün doğuşundan bellidir
a good beginning makes a good ending nasıl başlarsan öyle gider
a good beginning makes a good ending şeker kattım aşıma
a good beginning makes a good ending erken kalktım işime
a bad beginning makes a bad ending sabah sürçen geceye dek sürçer
a good beginning makes a good ending iyi bir başlangıç iyi bir sona sebeptir
a good beginning makes a good ending iyi bir başlangıç yarı yarıya başarı demektir
a good beginning makes a good ending başta hazırlıklı ve odaklı olmak çoğu zaman başarı getirir
soft fire makes sweet malt acele giden ecele gider
soft fire makes sweet malt acele işe şeytan karışır
soft fire makes sweet malt sabreden derviş muradına ermiş
soft fire makes sweet malt sabır acıdır, meyvesi tatlıdır
soft fire makes sweet malt acele yürüyen yolda kalır
the devil makes work for idle hands boş duran elleri şeytan çalıştırır
the devil makes work for idle hands boş duran belaya bulaşır
the devil makes work for idle hands yapacak işi olmayanın belaya/suça bulaşması kolay olur
the devil makes work for idle ˈhands yapacak işi olmayanlar önünde sonunda yanlış işler yapmaya başlarlar
the devil makes work for idle hands boş durana şeytan iş bulur
a man wrapped up in himself makes a very small bundle bencil biri kimse tarafından hoş karşılanmaz
a man wrapped up in himself makes a very small bundle sadece kendini düşünen biri kimse için cazip değildir
a man wrapped up in himself makes a very small bundle bencillik insanı ancak küçültür
a man wrapped up in himself makes a very small bundle yalnızca kendini düşünen biri kısır kalır/gelişemez
a clean conscience makes a soft pillow vicdanı rahat olan rahat uyur
a clean conscience makes a soft pillow vicdanı temiz olan rahat uyur
a clean conscience makes a soft pillow vicdanı rahat olanın uykusu da rahat olur
a clean conscience makes a soft pillow vicdanı temiz olan başını yastığa rahat koyar
a good jack makes a good jill kocasından saygı ve sevgi bekleyen kadın önce kendisi saygı ve sevgi göstermelidir
a good jack makes a good jill karısından saygı ve sevgi bekleyen adam önce kendisi saygı ve sevgi göstermelidir
a good husband makes a good wife karısından saygı ve sevgi bekleyen adam önce kendisi saygı ve sevgi göstermelidir
a light purse makes a heavy heart parasızlık mutsuzluk getirir
a light purse makes a heavy heart cebinde para kalmazsa üzülürsün
a light purse makes a heavy heart cüzdanın boşalırsa üzülürsün
a light purse makes a heavy heart paranı çarçur edersen üzülürsün
a still tongue makes a wise head söz gümüşse sükut altındır
a still tongue makes a wise head az konuş öz konuş
absence makes the heart grow fonder ayrılık düşkünlüğü artırır
absence makes the heart grow fonder mesafe sevgiyi/özlemi artırır
all work and no play makes jack a dull boy aşırı/sürekli çalışmak insanı sıkıcı biri yapar
all work and no play makes jack a dull boy aşırı/sürekli çalışmak insanı sıkıcı biri yapar
early to bed, early to rise (makes a man healthy, wealthy, and wise) erken yatmak erken kalkmak insanı sağlıklı, zengin ve akıllı yapar
early to bed, early to rise (makes a man healthy, wealthy, and wise) erken kalkan yol alır
everyone makes mistakes herkes hata yapar
everyone makes mistakes her insan hata yapar
good accounting makes good friends araya maddiyat/hesap kitap sokmamak arkadaşlığı ayakta tutar
good accounting makes good friends hesabını bilenin arkadaşlıkları iyi gider
good accounting makes good friends maddi anlaşmazlıklar önlenirse arkadaşlıklar bozulmaz
good accounting makes good friends hesabını bilirsen arkadaşlıkların bozulmaz
many a little makes a muckle damlaya damlaya göl olur
many a mickle makes a muckle damlaya damlaya göl olur
a good fence makes good neighbors i̇yi çit iyi komşu yapar
the devil makes work for idle hands to do boş durana şeytan iş bulur
the devil makes work for idle hands to do boş duran belaya bulaşır
the devil makes work for idle hands to do boş durana şeytan güler
the devil makes work for idle hands to do boş duran elleri şeytan çalıştırır
the devil makes work for idle hands to do yapacak işi olmayanın belaya/suça bulaşması kolay olur
desire makes slaves out of kings hırs kralları köle yapar
Colloquial
everybody makes mistakes n. herkes hata yapar
everybody makes mistakes n. her insan hata yapar
what makes someone tick n. kişinin temel motivasyonu
practice makes perfect expr. pratik olgunlaştırır
practice makes perfect expr. pratik mükemmelleştirir
union makes strength expr. birlikten kuvvet doğar
union makes strength expr. birlik kuvvet getirir
a bad beginning makes a bad ending expr. kötü bir başlangıç kötü bir sona sebeptir
a bad beginning makes a bad ending expr. kötü bir başlangıç kötü bir şekilde sonuçlanır
makes you appreciate life expr. insanı hayata bağlıyor
a man makes his destiny expr. insan kendi kaderini kendi çizer
(it) makes me no never mind expr. benim için hiç fark etmez
(it) makes me no never mind expr. bana fark etmez
(it) makes me no never mind expr. (öyle ya da böyle) benim için fark etmez
(it) makes me no never mind expr. öyle ya da böyle hiç umurumda değil
(it) makes me no never mind expr. belirli bir tercihim yok
(it) makes me no never mind expr. ben her şeye uyarım
makes no difference to me expr. (öyle ya da böyle) benim için fark etmez
makes no difference to me expr. öyle ya da böyle hiç umurumda değil
what makes (one) tick expr. (birini) teşvik eden şey
what makes tick expr. motive eden şey
what makes you say so? expr. neden öyle diyorsun?
what makes tick expr. harekete geçiren şey
what makes (one) tick expr. (birini) harekete geçiren şey
what makes tick expr. teşvik eden şey
what makes you say so? expr. bunu sana söyleten ne?
what makes you say so? expr. neden öyle söylüyorsun?
what makes tick expr. motivasyonu
what makes (one) tick expr. (birinin) motivasyonu
what makes you say so? expr. neden öyle dedin?
what makes tick expr. temel motivasyonu
what makes (one) tick expr. (birinin) temel motivasyonu
what makes (one) tick expr. (birini) motive eden şey
it makes no sense expr. hiç akıl kârı değil
it makes no sense expr. hiç mantıklı değil
Idioms
hope deferred makes the heart sick v. umudunu yitirmek
hope deferred makes the heart sick v. ümidini yitirmek
hope deferred makes the heart sick v. sabır taşı çatlamak
money makes money expr. para parayı çeker
what makes it tick? expr. nasıl çalışıyor/onu çalıştıran ne?
that makes us two expr. ben de öyle
it makes no odds to me expr. benim için hava hoş
it makes no odds to me expr. beni bozmaz
it makes no odds to me expr. bana uyar