| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Genel | ||||
| Genel | glint i. | parıltı | ||
|
The Eye of Heaven revealed a glint of joy before vanishing. Cennetin Gözü kaybolmadan önce bir neşe parıltısı ortaya çıkardı. More Sentences |
||||
| Genel | glint f. | parlamak | ||
|
Mary's eyes glinted with excitement. Mary'nin gözleri heyecanla parlıyordu. More Sentences |
||||
| Genel | glint i. | ışıltı | ||
| Genel | glint i. | pırıltı | ||
| Genel | glint i. | kısa, sönük veya geçici görünüm | ||
| Genel | glint i. | kısa, sönük veya geçici tezahür | ||
| Genel | glint i. | ani belirti | ||
| Genel | glint f. | kıvılcım saçmak | ||
| Genel | glint f. | ışıldamak | ||
| Genel | glint f. | pırıldamak | ||
| Genel | glint f. | parıldamak | ||
| Genel | glint f. | fırlamak | ||
| Genel | glint f. | parıldamak | ||
| Genel | glint f. | bakıvermek | ||
| Genel | glint f. | görünüp kaybolmak | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | glint i. | ani parlayan ışık | ||
| Havacılık | ||||
| Havacılık | glint i. | yankının yer degişimi | ||
| Eski Kullanım | ||||
| Eski Kullanım | glint i. | anlık bakış | ||
| Eski Kullanım | glint i. | kısa bakış | ||
| Eski Kullanım | glint f. | hızlıca ve genellikle çapraz şekilde hareket etmek | ||
| Eski Kullanım | glint f. | bir nesneyi sıyırıp geçmek | ||
| Eski Kullanım | glint f. | dağınık ışık demetleri yaymak | ||
| Eski Kullanım | glint f. | kısa bakış atmak | ||
| Eski Kullanım | glint f. | göz gezdirmek | ||
| Eski Kullanım | glint f. | gözetlemek | ||
| Eski Kullanım | glint f. | kısa süreliğine görünmek | ||
| Eski Kullanım | glint f. | hafifçe belirmek | ||
| Eski Kullanım | glint f. | parlatmak | ||
| Eski Kullanım | glint f. | ışıldamasını sağlamak | ||
| Eski Kullanım | glint f. | ufak ışıltıları yansıtmak | ||
| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Öbek Fiiller | ||||
| Öbek Fiiller | glint with something f. | bir şeyle ışıldamak | ||
| Öbek Fiiller | glint with something f. | bir şeyle parıldamak | ||
| Öbek Fiiller | glint with something f. | bir şeyle parlamak | ||
| Öbek Fiiller | glint with something f. | bir şeyle pırıldamak | ||
| Deyim | ||||
| Deyim | glint in (one's) eye(s) i. | düşünce/planlama aşamasında olan şey | ||
| Deyim | glint in (one's) eye(s) i. | henüz gerçekleşmemiş bir şey | ||
| Deyim | glint in (one's) eye(s) i. | (birinin) gözündeki parlama | ||
| Deyim | glint in (one's) eye(s) i. | (birinin) gözündeki kıvılcım | ||
| Deyim | glint in (one's) eye(s) i. | portakalda vitamin | ||
| Deyim | glint in (one's) eye(s) i. | doğmamış çocuk | ||
| Deyim | glint in (one's) eye(s) i. | (birinin) gözündeki ışıltı | ||
| Deyim | glint in (one's) eye(s) i. | daha çok başında/ hazırlık aşamasında olan şey | ||
| Deyim | glint with f. | ile parlamak | ||
| Deyim | glint with f. | ile parıldamak | ||
| Deyim | glint with f. | ile ışıldamak | ||