| - Our tears are shed today for those who have lost a son or a daughter, a mother, a father, or both.
- Gözyaşlarımız bugün bir oğlunu ya da kızını, bir anneyi, bir babayı ya da her ikisini birden kaybedenler için dökülüyor.
- There were several female servants that secretly wiped away their tears.
- Gözyaşlarını gizlice silen birkaç kadın hizmetçi vardı.
- Tears are very important for a healthy eye and sight.
- Gözyaşı sağlıklı bir göz ve görme için çok önemlidir.
- Other mammal's tears don't have emotional importance.
- Diğer memelilerin gözyaşlarının duygusal önemi yoktur.
- The guy had tears in his voice.
- Adamın sesinde gözyaşları vardı.
- Maternity tears, how do you deal with them?
- Annelik gözyaşları, onlarla nasıl başa çıkıyorsunuz?
- An ophthalmologist can perform tests to measure the production of tears if necessary.
- Bir göz doktoru, gerekirse gözyaşı üretimini ölçmek için testler yapabilir.
- The eyes may be reddened and produce excess tears.
- Gözler kızarabilir ve aşırı gözyaşı üretebilir.
- This earth is a valley of tears.
- Bu dünya bir gözyaşı vadisidir.
- But then, when I took the first bite, I broke down in tears.
- Ama sonra, ilk ısırığı aldığımda gözyaşlarına boğuldum.
- Tears are words that need to be written.
- Gözyaşları yazılması gereken kelimelerdir.
- Suddenly emerging tears are a fascinating record.
- Aniden ortaya çıkan gözyaşları büyüleyici bir kayıttır.
- Her tears mixed with the bath water.
- Gözyaşları banyo suyuna karıştı.
- Don't cry when the sun is gone because the tears won't let you see the stars.
- Güneş gittiğinde ağlama çünkü gözyaşları yıldızları görmene izin vermez.
- Expect a few tears along the way, too.
- Yol boyunca da birkaç gözyaşı bekleyin.
- The results could move you to tears.
- Sonuçlar sizi gözyaşlarına boğabilir.
- You cry, but there are no tears.
- Ağlıyorsun ama gözyaşı yok.
- One hand, one million dollars, no tears.
- Bir el, bir milyon dolar, gözyaşı yok.
- It wants the mothers' tears to stop.
- Annelerin gözyaşlarının durmasını istiyor.
- The astonished gaze of İlknur lady turned into tears.
- İlknur hanımın şaşkın bakışları gözyaşlarına dönüştü.
- Basal tears are generated independently of your emotions.
- Bazal gözyaşları duygularınızdan bağımsız olarak üretilir.
- I'm looking for someone to wipe my tears away.
- Gözyaşlarımı silecek birini arıyorum.
- I saw no tears at the opening of the graveyard.
- Mezarlığın açılışında hiç gözyaşı görmedim.
- This world is a valley of tears.
- Bu dünya bir gözyaşı vadisidir.
- These products include eye drops, artificial tears, and various ointments.
- Bu ürünler arasında göz damlaları, yapay gözyaşları ve çeşitli merhemler bulunur.
- I couldn't hold back my tears for long.
- Uzun süre gözyaşlarımı tutamadım.
- Artificial tears are safe and can be used at any age.
- Yapay gözyaşı güvenlidir ve her yaşta kullanılabilir.
- Nope, there are many physiological reasons that contribute to the healing power of tears.
- Hayır, gözyaşlarının iyileştirici gücüne katkıda bulunan birçok fizyolojik neden vardır.
- This world is a vale of tears.
- Bu dünya bir gözyaşı vadisidir.
- Tears are words the heart can’t say.
- Gözyaşları kalbin söyleyemediği kelimelerdir.
- She has no water, but she has tears.
- Suyu yok ama gözyaşları var.
- Too many tears can make it difficult to see, however.
- Ancak çok fazla gözyaşı görmeyi zorlaştırabilir.
- Tears are words the heart can't say.
- Gözyaşları kalbin söyleyemediği kelimelerdir.
- I didn’t want to cry, but I couldn’t hold back my tears.
- Ağlamak istemiyordum ama gözyaşlarımı tutamadım.
- Well, as you can imagine, I was in tears too.
- Tahmin edebileceğiniz gibi ben de gözyaşlarına boğuldum.
- Dry eye syndrome, also known as dry eye disease, is a condition where the production of tears is disrupted.
- Kuru göz hastalığı olarak da bilinen kuru göz sendromu, gözyaşı üretiminin bozulduğu bir durumdur.
- She said yes and broke down into tears.
- Evet dedi ve gözyaşlarına boğuldu.
- Tears and the need to cry are part of our personality.
- Gözyaşları ve ağlama ihtiyacı kişiliğimizin bir parçasıdır.
- Its job is to produce tears to lubricate your dog's eye.
- Görevi, köpeğinizin gözünü yağlamak için gözyaşı üretmektir.
- Tom held Mary's hand and gave her tissues to wipe her tears.
- Tom, Mary'nin elini tuttu ve gözyaşlarını silmesi için mendilini ona verdi.
- Her sorrow found expression in silent tears.
- Üzüntüsü sessiz gözyaşlarında ifadesini buldu.
- His words moved her to tears.
- Sözleri onu gözyaşlarına boğdu.
- Dry your tears.
- Gözyaşlarını sil.
- She looked at me with tears running down her cheeks.
- Yanaklarından süzülen gözyaşlarıyla bana baktı.
- She dried her tears.
- Gözyaşlarını kuruladı.
- The girl tried hard to hold back her tears.
- Kız gözyaşlarını tutmak için çok gayret etti.
- Tom was on the verge of tears.
- Tom gözyaşlarının eşiğindeydi.
- She couldn't hold back her tears.
- O gözyaşlarını tutamadı.
- Hot tears ran down her cheeks.
- Sıcak gözyaşları yanaklarından aşağı aktı.
- Women's tears dry quickly.
- Kadınların gözyaşları çabuk kurur.
- He couldn't hold back his tears.
- O, gözyaşlarını tutamadı.
- Her tears perplexed him.
- Gözyaşları onu şaşırttı.
- The pitiful sight moved us to tears.
- Bu acınası manzara bizi gözyaşlarına boğdu.
- Did you think we ran out of tears?
- Gözyaşlarımız bitti mi sandın?
- The story moved me to tears.
- Hikaye beni gözyaşlarına boğdu.
- This music brought me to tears.
- Bu müzik beni gözyaşlarına boğdu.
- Tom laughed so much tears ran down his cheeks.
- Tom o kadar çok güldü ki gözyaşları yanaklarından aşağı aktı.
- When did you last wipe someone's tears away?
- En son ne zaman birisinin gözyaşlarını sildin?
- It moved me to tears.
- Beni gözyaşlarına boğdu.
- His eyes filled with tears.
- Onun gözleri gözyaşlarıyla doldu.
- These are the last tears.
- Bunlar son gözyaşlarıdır.
- He could not hold back his tears.
- O, gözyaşlarını tutamadı.
- She could not refrain from tears.
- Gözyaşlarına engel olamadı.
- Tears filled Mary's eyes.
- Gözyaşları Mary'nin gözlerini doldurdu.
- Tears began to roll down her cheeks.
- Gözyaşları onun yanaklarından aşağı doğru yuvarlandı.
- She was watching TV with tears in her eyes.
- Gözlerinde gözyaşlarıyla TV izliyordu.
- She kissed away the boy's tears.
- Çocuğun gözyaşlarını öptü.
- Jackson fought to hold back his tears.
- Jackson gözyaşlarını tutmak için mücadele etti.
- Wipe your tears.
- Gözyaşlarınızı silin.
- She simply wept a river of tears before her father's grave.
- Babasının mezarı başında gözyaşlarına boğuldu.
- She spoke with tears in her eyes.
- Gözyaşları içinde konuştu.
- She turned her head away lest he see her tears.
- Gözyaşlarını görmesin diye başını çevirdi.
- Tom's eyes were full of tears.
- Tom'un gözleri gözyaşlarıyla doluydu.
- Tears are a child's weapon.
- Gözyaşları bir çocuğun silahıdır.
- Tom held Mary's hand and gave her tissues to wipe her tears.
- Tom, Mary'nin elini tuttu ve gözyaşlarını silmesi için ona mendil verdi.
- Those tears are artificial.
- O gözyaşları yapay.
- He was brought to tears.
- Gözyaşlarına boğuldu.
- Tom wiped away Mary's tears.
- Tom, Mary'nin gözyaşlarını sildi.
- The unhappy woman, drowned in tears, told her story.
- Gözyaşlarına boğulan mutsuz kadın, hikayesini anlattı.
- She controlled her tears.
- Gözyaşlarına hakim oldu.
- Wipe your tears.
- Gözyaşlarını sil.
- Tom couldn't fight back the tears.
- Tom gözyaşlarına engel olamadı.
- She could not help bursting into tears.
- Gözyaşlarına hakim olamadı.
- He read the letter with tears running down his cheeks.
- Mektubu yanaklarından süzülen gözyaşlarıyla okudu.
- Tears began to roll down her face.
- Gözyaşları yüzünden aşağı akmaya başladı.
- Her tears gave more credence to the story.
- Gözyaşları hikayeyi daha da inandırıcı hale getirdi.
- She wiped away her tears.
- O, gözyaşlarını sildi.
- The tears of the past fertilize the future.
- Geçmişin gözyaşları geleceği besler.
- She dried her tears.
- O gözyaşlarını kuruladı.
- Tom tried to hide his tears.
- Tom gözyaşlarını gizlemeye çalıştı.
- Sami burst in tears.
- Sami gözyaşlarına boğuldu.
- The movie moved her to tears.
- Film onu gözyaşlarına boğdu.
- She couldn't hold back her tears.
- Gözyaşlarını tutamadı.
- Tom's eyes were damp with tears.
- Tom'un gözleri gözyaşları ile nemliydi.
- Tom tried to hide his tears.
- Tom gözyaşlarını saklamaya çalıştı.
- Tears ran down my cheeks.
- Yanaklarımdan gözyaşları döküldü.
- These are the last tears.
- Bunlar son gözyaşlarım.
- Tears streamed down her cheeks.
- Gözyaşları yanaklarından aşağı aktı.
- Pardon me, madam, I'm ashamed to be crying like this in front of you, but I can't hold my tears.
- Affedersiniz hanımefendi, karşınızda böyle ağladığım için utanıyorum ama gözyaşlarımı tutamıyorum.
- Carol couldn't choke back her tears.
- Carol gözyaşlarını tutamadı.
Show More (97) |