Lunch - Turco Inglés Diccionario

Lunch

Significados de "Lunch" en diccionario turco inglés : 17 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
lunch n. öğle yemeği
General
lunch n. tümsek
lunch n. öğlen yemeği
lunch n. hafif atıştırmalık
lunch n. ara öğün
lunch n. öğle vakti
lunch n. öğle yemeği vakti
lunch n. restoran
lunch n. lokanta
lunch n. hafif yemek
lunch v. öğle yemeği yemek
lunch v. gün ortasında yemek yemek
lunch v. öğle yemeği vermek
lunch v. öğle yemeği almak
lunch v. öğle yemeği ısmarlamak
Gastronomy
lunch n. öğle yemeği
Sport
lunch n. (kriket) devre arası

Significados de "Lunch" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
lunch box n. beslenme çantası
lunch hour n. öğle tatili
early lunch n. erken öğle yemeği
working lunch n. iş görüşmesi yapılan öğle yemeği
lunch counter n. büfe
lunch break n. öğle tatili
basket lunch n. piknik
lunch break n. öğle arası
lunch rooms n. restoranlar
lunch time n. öğle yemeği zamanı
potluck lunch n. yardımlaşmalı yemek
potluck lunch n. davetlilerin kendi yiyeceklerini getirdikleri yemek
packed lunch n. paketlenmiş öğle yemeği
sack lunch n. paketlenmiş öğle yemeği
lunch money n. öğle yemeği parası
lunch service n. öğle yemeği servisi
a big lunch n. zengin bir öğle yemeği
a rich lunch n. zengin bir öğle yemeği
lunch kit n. beslenme çantası
lunch pail n. beslenme çantası
lunch counter n. amerikan bar tarzı ufak amerikan restaurantı
bag lunch n. evde hazırlanıp getirilmiş yemek
bag lunch n. evden getirilmiş öğle yemeği
bag lunch n. evden getirilmiş yemek
bag lunch n. evde hazırlanıp getirilmiş öğle yemeği
bag lunch n. kesekağıdında öğle yemeği
lunch break n. yemek molası
ploughman's lunch n. genellikle ekmek peynir ve turşudan oluşan bir öğün
box lunch n. öğle yemeği kutusu
lunch meat n. salam
lunch period n. öğle vakti
lunch meat n. salam-sosis grubu ürünler
lunch meeting n. (öğle vakti gerçekleştirilen) yemekli iş toplantısı
lunch period n. öğle yemeği vakti
lunch [minnesota] n. küçük porsiyonlu yemek
lunch meat n. sosis
lunch [caribbean] n. ikindi çayı
lunch meat n. dilimlenerek soğuk servis edilen et ürünleri
lunch meat n. jambon
lunch [caribbean] n. beş çayı
play-lunch [new zealand] n. okul çocuklarının öğlene doğru yediği atıştırmalık
free lunch n. (eskiden bazı bar veya meyhanelerde) içki alanlara açık büfe şeklinde sunulan öğle yemeği
lunch hall n. yemekhane
be out to lunch v. öğle yemeği yemeye çıkmış olmak
skip lunch v. öğle yemeğini yememek
have lunch v. öğle yemeği yemek
go out for lunch v. yemeğe çıkmak
have lunch together v. beraber öğle yemeği yemek
hold a lunch v. öğle yemeği düzenlemek
give lunch v. öğle yemeği vermek
offer lunch v. öğle yemeği vermek
be out to lunch v. öğle yemeği için dışarı çıkmak
take someone out to lunch v. birisini yemeğe çıkarmak
take someone out to lunch v. birini öğle yemeğine götürmek/çıkarmak
eat lunch v. öğle yemeği yemek
go on lunch break v. öğle tatiline girmek
have lunch break v. öğle tatiline girmek
go on lunch break v. öğle arasına girmek
have lunch break v. öğle arasına girmek
after-lunch adj. öğle yemeğinden sonra gerçekleşen
out to lunch adv. öğle yemeğinde
during lunch adv. öğle yemeği sırasında
over lunch adv. öğle yemeği sırasında
Phrasals
lunch out v. (öğle yemeğini) dışarıda yemek
lunch off something v. bir şeyi öğle yemeği yapmak
lunch off something v. bir şeyi öğle yemeği niyetine yemek
eat somebody's lunch [us] v. başka bir şirketin işini/pazar payını almak/götürmek
eat somebody's lunch [us] v. birinin payını almak
lunch off v. öğle yemeğinde (bir şey) yemek
lunch off v. (bir şeyi) öğle yemeği yapmak
lunch off v. öğle yemeğini (bir şeyin) üstünde yemek
lunch off v. (bir şeyi) öğle yemeği niyetine/olarak yemek
lunch off v. öğle yemeğini (bir şeyden) yemek
Phrases
at lunch expr. öğle yemeğinde
Proverb
there's no such thing as a free lunch her şeyin bir bedeli vardır
there ain't no such thing as a free lunch her şeyin bir bedeli vardır
Colloquial
quick lunch n. hızlı öğle yemeği
quick lunch n. çabuk öğle yemeği
hot lunch n. bir kurumda verilen öğlen yemeği (okul, ofis)
hot lunch n. öğlen yemeği
break for lunch v. öğle yemeği tatili vermek
do lunch v. birlikte öğlen yemeği yemek
do lunch v. öğlen yemeği için buluşmak
do lunch v. birlikte öğlen yemeğine gitmek
do lunch v. birlikte öğlen yemeğine çıkmak
lunch-blocking adj. birinin öğle yemeğine gitmesine engel olan (kimse)
otl (out to lunch) adj. öğlen yemeği için dışarı çıkmış
otl (out to lunch) adj. öğlen yemeğinde
in a restaurant having lunch expr. restoranda öğle yemeği yerken
some lunch expr. öğle yemeği için birşeyler
let's do the lunch thing expr. bir ara öğlen yemeğinde buluşalım
let's do the lunch thing expr. bir ara bir öğle yemeği yiyelim
we must do lunch sometime expr. bir ara mutlaka buluşalım
we must do lunch sometime expr. bir ara mutlaka görüşelim
we must do lunch sometime expr. bir ara mutlaka birlikte bir öğlen yemeği yiyelim
we have to do lunch sometime expr. bir ara mutlaka buluşalım
we have to do lunch sometime expr. bir ara mutlaka görüşelim
we have to do lunch sometime expr. bir ara bir öğle yemeği yiyelim
we have to do lunch sometime expr. bir ara mutlaka birlikte bir öğlen yemeği yiyelim
Idioms
out to lunch n. aklı başında olmayan
out to lunch n. ahmak
spot of lunch n. atıştırmalık
a spot of lunch n. atıştırmalık
spot of lunch n. hafif bir şeyler (yiyecek)
a spot of lunch n. hafif bir şeyler (yiyecek)
a spot of lunch n. ağza atmalık
spot of lunch n. ağza atmalık
power lunch n. (öğle vaktindeki) iş yemeği
power lunch n. öğle yemeği şeklinde yapılan iş toplantısı
ladies who lunch n. günlerde/kahvaltılarda/öğlen yemeklerinde vakit geçiren zengin kadınlar
ladies who lunch n. çalışmayan ve tüm vaktini arkadaşlarıyla geçiren zengin kadınlar
ladies who lunch n. boş gezen zengin kadınlar
ladies who lunch n. yapacak işi olmayıp birlikte takılan zengin kadınlar
ladies who lunch n. birlikte sosyalleşerek boş vakit dolduran zengin kadınlar
ladies who lunch n. sürekli birlikte sosyalleşerek vakit geçiren kadınlar
ladies who lunch n. bütün vaktini sosyalleşerek geçiren kadınlar
ladies who lunch n. öğlen yemeklerinde buluşup vakit geçiren zengin kadınlar
ladies who lunch n. işi gücü olmayan zengin kadınlar
a free lunch n. ücretsiz şey
a free lunch n. bedava şey
a free lunch n. beleş şey
a free lunch n. hibe
a free lunch n. karşılıksız şey
a free lunch n. bağış
free lunch n. beleş şey
free lunch n. bağış
free lunch n. hibe
free lunch n. bedava şey
free lunch n. karşılıksız şey
free lunch n. ücretsiz şey
eat someone's lunch v. birisine karşı kazanmak
eat someone's lunch v. dövmek
eat someone's lunch v. yenmek
be out to lunch v. tuhaf davranmak
be out to lunch v. aptalca davranmak
have a liquid lunch v. öğle yemeğinde yemek yemeden sadece içki içmek
have a liquid lunch v. öğle yemeğini içkiyle geçiştirmek
fix (something) for breakfast, lunch, dinner v. kahvaltı, öğlen yemeği, akşam yemeği için (bir şeyler) yapıvermek
fix (something) for breakfast, lunch, dinner v. kahvaltı, öğlen yemeği, akşam yemeği için (bir şeyler) yapmak/ayarlamak
fix (something) for breakfast, lunch, dinner v. kahvaltı, öğlen yemeği, akşam yemeği için (bir şeyler) hazırlamak
toss one’s lunch v. kusmak
toss one’s lunch v. yediklerini kusmak/çıkarmak
toss one’s lunch v. midesi/içi dışına çıkmak
out to lunch adj. sersem
out to lunch adj. salak
out to lunch adj. kafasız
out to lunch adj. mecnun
out to lunch adj. kaçık
otl (out to lunch) adj. aklı havada
otl (out to lunch) adj. dalgın