always - Turco Inglés Diccionario

always

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

always — Definition

Significado:
her zaman
Pronunciación (IPA):
(AmE /ˈɔːlweɪz/ – BrE /ˈɔːlweɪz/)
Categoría gramatical:
Zarf
Sinónimo:
constantly
Antónimos:
never

Significados de "always" en diccionario turco inglés : 17 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
always adv. hep
She has always dreamed of becoming a singer.
Hep bir şarkıcı olmayı hayal etmiştir.

More Sentences
always adv. daima
Security issues are always best addressed collectively.
Güvenlik sorunları daima en iyi şekilde toplu olarak ele alınır.

More Sentences
always adv. her zaman
Always watch out for cars while crossing the street.
Karşıdan karşıya geçerken her zaman arabalara dikkat edin.

More Sentences
General
always adv. mütemadiyen
He always submits his work late.
İşini mütemadiyen geç teslim ediyor.

More Sentences
always adv. her daim
I will always keep his present.
Hediyesini her daim saklayacağım.

More Sentences
always adv. daima
Security issues are always best addressed collectively.
Güvenlik sorunları daima en iyi şekilde toplu olarak ele alınır.

More Sentences
Technical
always adv. daima
Security issues are always best addressed collectively.
Güvenlik sorunları daima en iyi şekilde toplu olarak ele alınır.

More Sentences
Computer
always adv. her zaman
Always watch out for cars while crossing the street.
Karşıdan karşıya geçerken her zaman arabalara dikkat edin.

More Sentences
General
always adv. her dem
always adv. muntazaman
always adv. defalarca
always adv. her defa
always adv. boyuna
always adv. herdem
always adv. tekrar tekrar
always adv. oldum olası
always adv. genelde

Significados de "always" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
be always on the move v. leyleği havada görmek
have always in stock v. eksik etmemek
be always running somebody down v. bir kimseyi her yerde kötülemek
always to have v. eksik etmemek
as always adv. her zamanki gibi
almost always adv. nerdeyse her zaman
almost always adv. nerdeyse daima
almost always adv. neredeyse her zaman
almost always adv. neredeyse hep
almost always adv. hemen hemen her zaman
Phrases
nearly always adv. hemen hemen her zaman
same as always expr. her zamankinden
as it always has been expr. her zaman olduğu gibi
though not always expr. her zaman olmasa da
always the quiet ones expr. her zaman sessiz olanlardan korkacaksın
one can always hope expr. ümit dünyası
one can always hope expr. umut fakirin ekmeği
always accessible via internet expr. lnternet üzerinden her zaman erişilebilir
there's always a catch expr. hep bir bityeniği var
tomorrow is always better than yesterday expr. yarın her zaman dünden iyidir
tomorrow is always better than yesterday expr. yarın daima dünden iyidir
tomorrow is always better than today expr. yarın her zaman bugünden iyidir
tomorrow is always better than today expr. yarın daima bugünden iyidir
sic semper tyrannis (thus always to tyrants) expr. zorbalara ölüm
it always seems impossible until it's done expr. yapılana kadar her şey imkansız görünür
if you do what you’ve always done, you’ll get what you’ve always got expr. hep aynı şeyleri yaparsan, hep aynı sonuçları elde edersin
If you always do what you've always done, you will always get what you've always got expr. hep aynı şeyleri yaparsan, hep aynı sonuçları elde edersin
the house always wins expr. her zaman kasa kazanır
the house always wins expr. kasa her zaman kazanır
there is always room at the top [us] expr. ne kadar zor olursa olsun herkesin basamakları tırmanma şansı vardır
once a (something), always a (something) expr. bir kere yapan hep yapar
once a (something), always a (something) expr. huylu huyundan vazgeçmez
once a (something), always a (something) expr. yedisinde neyse yetmişinde odur
there is always room at the top [us] expr. herkes için en yüksek kademede bir yer/şans vardır
once a (something), always a (something) expr. can çıkar huy çıkmaz
there is always room at the top [us] expr. ne kadar zor olursa olsun herkesin başarma şansı vardır
hard times always lead to better days expr. zor zamanlar her zaman daha iyi günlere yol açar
Proverb
once thief, always a thief alışmış kudurmuştan beterdir
a bad workman always blames his tools beceriksiz işçi suçu aletlerde bulur
the grass is always greener on the other side of the fence komşunun tavuğu komşuya kaz görünür
bad penny always turns up kapıdan kovsan bacadan girer
a bad workman always blames his tools alet işler, el övünür
rich man's joke is always funny zengin adamın yalakası çok olur
rich man's joke is always funny zenginin yalakası boldur
it's always darkest just before the dawn her şey bitti desen de bir umut vardır
it's always darkest just before the dawn gecenin en karanlık anı sabaha en yakın olduğu andır
it's always darkest just before the dawn gecenin en karanlık anı şafağa en yakın anıdır
first step is always the hardest ilk adım her zaman en zor olanıdır
first step is always the hardest ilk adım her zaman en zorudur
keep a thing seven years and you'll always find a use for it sakla samanı gelir zamanı
unexpected always happens akla gelmeyen başa gelir
the grass is always greener on the other side of the fence davulun sesi uzaktan hoş gelir
once a priest, always a priest huylu huyundan vazgeçmez
once a whore, always a whore can çıkar, huy çıkmaz
once a priest, always a priest alışmış kudurmuştan beterdir
once a whore, always a whore alışmış kudurmuştan beterdir
once a whore, always a whore huylu huyundan vazgeçmez
once a priest, always a priest can çıkar, huy çıkmaz
the candle of someone who lies almost always burns just to midnight yalancının mumu yatsıya kadar yanar
the shoemaker's son always goes barefoot terzi kendi söküğünü dikemez
slow and steady always wins the race yavaş ve istikrarlı olan daima kazanır
there's always a rainbow after the rain her yağmurdan sonra gökkuşağı çıkar
once a friend always a friend eski dost düşman olmaz
bad workers always blame their tools oynamasını bilmeyen gelin yerim dar dermiş
bad workers always blame their tools beceriksiz işçi aletlerini suçlarmış
whistling girls and crowing hens always come to some bad end kadının yeri evidir anlamında atasözü
whistling girls and crowing hens always come to some bad end kadın yerini bilmeli anlamında atasözü
whistling girls and crowing hens always come to some bad end kadına yakışık olmaz anlamında atasözü
whistling girls and crowing hens always come to some bad end kadınlar maskülen davranışlar sergilememelidir
whistling girls and crowing hens always come to some bad end kadınların erkek gibi davranması uygun değildir
a bad penny always turns up istenmeyen kişi zamansız çıkagelirmiş
an overprotected eye always gets sand in it [literal] sakınan göze çöp batar
bad penny always turns up tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır
bad penny always turns up tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır
a rich man's joke is always funny zenginin esprisine komik olmasa da gülünür
a rich man's joke is always funny zengin adamın esprisi her zaman komiktir
a rich man's joke is always funny zenginin yalakası boldur
a rich man's joke is always funny zengin adamın yalakası çok olur
bully is always a coward zorbanın/kabadayının gücü ancak kendinden zayıf olanlara yeter
customer is always right müşteri her zaman haklıdır
the grass is always greener (on the other side) komşunun tavuğu komşuya kaz görünür
the grass is always greener komşunun tavuğu komşuya kaz görünür
the grass is always greener davulun sesi uzaktan hoş gelir
the grass is always greener (on the other side) davulun sesi uzaktan hoş gelir
what one fears always happen sakınılan göze çöp batar
there's always tomorrow yarın ola hayrola
there is always tomorrow yarın ola hayrola
there is always tomorrow yarından ümit kesilmez
there's always tomorrow yarından ümit kesilmez
there is always tomorrow yarından umut kesilmez
there's always tomorrow yarından umut kesilmez
Colloquial
always taking never giving n. hep alıp hiç vermeme
practically always adv. her zaman
always be happy expr. hep mutlu ol
always smile expr. her zaman gülümse
bully is always a coward expr. kabadayılık yapan aslında korkağın ta kendisidir
bully is always a coward expr. yüreksiz/korkak olan zorbadır
just like we always wanted expr. tıpkı her zaman istediğimiz gibi
people are always taking me for other people expr. insanlar beni hep başkalarına benzetir
people always want what they can't have expr. insanlar hep sahip olamayacaklarını isterler
people always want what they can't have expr. "insan hep sahip olamayacağını ister
that's always the way expr. (bu) her zaman böyle olur zaten
it's always the way expr. (bu) hep böyle olur
always the way expr. hiç şaşırmadım
that's always the way expr. (bu) hep böyledir
always the way expr. hep öyle olur zaten
always the way expr. hep öyle olur
it's always the way expr. (bu) her zaman böyle olur zaten
that's always the way expr. (bu) hep böyle olur zaten
it's always the way expr. (bu) hep böyle olur zaten
that's always the way expr. (bu) hep böyle olur
it (always) pays to (do something) expr. (bir şey yapmaya her zaman) değer
it's always the way expr. (bu) hep böyledir
(that's/it's) always the way expr. (bu) hep böyle olur
(that's/it's) always the way expr. (bu) her zaman böyle olur zaten
(that's/it's) always the way expr. (bu) hep böyledir zaten
(that's/it's) always the way expr. (bu hep) böyle olur zaten
(that's/it's) always the way expr. (buna) hiç şaşırmadım
(that's/it's) always the way expr. (bu) hep böyle olur
(that's/it's) always the way expr. (bu) her zaman böyle olur zaten
(that's/it's) always the way expr. (bu hep) böyle olur zaten
(that's/it's) always the way expr. (bu) hep böyledir zaten
(that's/it's) always the way expr. (buna) hiç şaşırmadım
love will (always) find a way expr. aşk tüm engelleri aşar
love will (always) find a way expr. aşk (her zaman) bir yolunu bulur
always has been always will be expr. böyle gelmiş böyle gider
hard work always pays off expr. sıkı çalışma her zaman karşılığını verir
there is always a way expr. her zaman bir yol vardır
she always kept an eye on you expr. gözü hep üstündeydi
Idioms
always the bridesmaid, never the bride n. hep gölgede kalan/başarısız/etkisiz kimse
always be on (one's) guard v. tehlikelere/sürprizlere hazırlıklı olmak
always be on (one's) guard v. tedbiri elden bırakmamak
always be on (one's) guard v. daima ihtiyatlı olmak
always be on (one's) guard v. daima tetikte olmak
always be on (one's) guard v. daima dikkatli olmak
always be on (one's) guard v. daima uyanık olmak
always be on (one's) guard v. daima tedbirli olmak
always be on (one's) guard v. daima tetikte olmak
always be on (one's) guard v. daima ihtiyatlı olmak
always be on (one's) guard v. tehlikelere/sürprizlere hazırlıklı olmak
always be on (one's) guard v. daima dikkatli olmak
always be on (one's) guard v. tedbiri elden bırakmamak
always be on (one's) guard v. daima uyanık olmak
always be on (one's) guard v. daima tedbirli olmak
always the bridesmaid adj. hiçbir zaman zirvede olamayan
always the bridesmaid adj. hep ikinci planda kalan
always the bridesmaid adj. hep gölgede kalan
always the bridesmaid adj. hep ikinci sırada olan
always the bridesmaid adj. hep gölgede kalan
always the bridesmaid adj. hep ikinci planda kalan