| Inglés | Turco | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | blush v. | kızarmak | ||
|
Emma blushed when her boyfriend called her sweetie pie. Erkek arkadaşı ona tatlı turtam dediğinde Emma kızardı. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | blush n. | kızarma | ||
|
I can understand whether you lie or not from the blush on your cheeks. Yalan söyleyip söylemediğinizi yanaklarınızın kızarmasından anlayabiliyorum. More Sentences |
||||
| General | blush n. | allık | ||
|
I'm wearing some foundation, a bit of blush and some eyeliner. Biraz fondöten, biraz allık ve göz kalemi sürdüm. More Sentences |
||||
| General | blush v. | kızarmak | ||
|
Emma blushed when her boyfriend called her sweetie pie. Erkek arkadaşı ona tatlı turtam dediğinde Emma kızardı. More Sentences |
||||
| General | blush v. | utanmak | ||
|
I blush to admit it, but I lied to you about my relationship with him. İtiraf etmekten utanıyorum ama onunla olan ilişkim hakkında size yalan söyledim. More Sentences |
||||
| General | blush v. | yüzü kızarmak | ||
|
Tom looked at Mary and blushed. Tom Mary'ye baktı ve yüzü kızardı. More Sentences |
||||
| General | blush v. | kızartmak | ||
|
Tom kissed her hand, making her blush. Tom onun elini öptü, onu kızarttı. More Sentences |
||||
| General | blush n. | kızartı | ||
| General | blush n. | kızarıklık | ||
| General | blush n. | utanma | ||
| General | blush n. | yüz kızarması | ||
| General | blush n. | bakış | ||
| General | blush n. | pembemsi parıltı | ||
| General | blush n. | pembemsilik | ||
| General | blush n. | yanaklardaki sağlıklı pembelik | ||
| General | blush v. | kızarmak (yüz vb) | ||
| General | blush v. | kızarmak (yüz) | ||
| General | blush v. | (yüzü) kızarmak | ||
| General | blush v. | kırmızılaşmak | ||
| General | blush v. | (gökyüzü, çiçek ) pembeleşmek | ||
| General | blush v. | (yeni boya) özellikle nem nedeniyle donuklaşmak | ||
| General | blush v. | (çiçek) sıcak ve hoş bir renkte olmak | ||
| General | blush N. | utanç belirtisi | ||
| Technical | ||||
| Technical | blush n. | (boya filmi, reçine, plastik) beyazımsı, istenmeyen bir görünüm | ||
| Dyeing | ||||
| Dyeing | blush n. | yeni boya üzerindeki bulutlu bölge | ||
| Gastronomy | ||||
| Gastronomy | blush n. | pembe şarap | ||
| Art | ||||
| Art | blush n. | yeni sürülmüş parlak boya yüzeyindeki bulutlu bölge | ||
| Archaic | ||||
| Archaic | blush n. | (15. yüzyıldaki gençlerin utangaçlığını belirtmek için kullanılır) bir grup genç erkek | ||
| Archaic | blush v. | yüzü kızararak kendini ele vermek | ||