their - Turco Inglés Diccionario

their

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

their — Definition

Significado:
onların
Pronunciación (IPA):
(AmE /ðɛr/ – BrE /ðɛə/)
Categoría gramatical:
İyelik belirteci

Significados de "their" en diccionario turco inglés : 2 resultado(s)

Inglés Turco
General
their pron. onların
I always cook their meals myself.
Ben onların yemeklerini hep kendim pişiriyorum.

More Sentences
their pron. kendi
Everyone has the right to form their party.
Herkesin kendi partisini kurma hakkı vardır.

More Sentences

Significados de "their" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
average age of women who bear their first child n. çocuk doğurma ortalama yaşı
specialists in their field n. alanında uzman kişiler
cables and their accessories n. kablo ve yardımcı donanımları
countries and their flags n. ülkeler ve bayrakları
average age of women who bear their first child n. ortalama ilk çocuğu doğurma yaşı
average age of women who bear their first child n. ilk çocuğun doğurulduğu ortalama yaş
accommodate their differences v. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek
sink their differences v. aralarındaki anlaşmazlıkları bertaraf etmek
give someone their just deserts v. hadlerini bildirmek
bore somebody out of their (tiny) mind v. içini baymak
come to ask a family to give their daughter v. (kız) istemeye gelmek
scare someone out of their wits v. birini çok feci korkutmak
frighten someone out of their wits v. birini çok feci korkutmak
leave people to their own devices v. insanları kendi hallerine bırakmak
win their confidence v. güvenlerini kazanmak
give somebody a taste of their own medicine v. aynı şekilde karşılık vermek
give somebody a dose of their own medicine v. kendi silahıyla vurmak
give somebody a taste of their own medicine v. aynıyla mukabele etmek
give somebody a taste of their own medicine v. kendi silahıyla vurmak
give somebody a dose of their own medicine v. aynı şekilde karşılık vermek
give somebody a dose of their own medicine v. aynıyla mukabele etmek
give somebody a dose of their own medicine v. biriyle anladığı dilden konuşmak
give somebody a taste of their own medicine v. biriyle anladığı dilden konuşmak
go to someone's house on the pretense of buying their car v. arabasına müşteriymişim gibi evine gitmek
fight for their lives v. hayatları için savaşmak
ask someone on the bus to give (up) their seat for v. otobüste yer istemek
be photographed on their way out of a movie v. sinema çıkışı görüntülenmek
learn to respect their elders v. büyüklerine saygı göstermeyi öğrenmek
earn their trust v. güvenlerini kazanmak
can't pronounce their r's v. r'leri söyleyememek
reduce their own sentence v. kendi cezalarında indirim almak
have their origins in v. kökleri ...e'ye dayanmak
have their origins in v. kökenleri...'e dayanmak
in their right minds adj. sorumlu bir şekilde davranan
by their nature adv. doğaları gereği
in their natural environment adv. doğal ortamlarında
on their own adv. kendi kendilerine
on their own adv. kendi başlarına
on their own adv. tek başlarına
(in their) respective country adv. kendi ülkesinde
(in their) respective country adv. kendi ülkelerinde
for their contributions adv. katkılarından dolayı
when they grace us with their presence adv. teşrif buyurduklarında
along with their annexes adv. ekleri ile birlikte
Phrases
in case they grace us with their presence expr. teşrif buyurmaları halinde
in front of their eyes expr. gözleri önünde
match the sentences with their turkish meanings expr. cümleleri türkçe anlamlarıyla eşleştirin
in their way expr. kendilerince
on their way expr. yolda
on their way expr. yola çıkmış
referring to their letter expr. mektuplarına/yazılarına istinaden
for the rest of their lives expr. hayatlarnın geri kalanında
all trademarks are property of their respective owners expr. tüm ticari markalar ilgili sahiplerinin mülkiyetindedir
all trademarks are property of their respective owners expr. tüm ticari markalar ilgili sahiplerinindir
all trademarks are property of their respective owners expr. tüm ticari markalar ilgili sahiplerine aittir
all trademarks are property of their respective owners expr. tüm ticari markalar ilgili sahiplerinin malıdır
wish allah’s mercy upon those who lost their lives expr. ölenlere allah'tan rahmet dilemek
revolutions devour their own children expr. devrimler kendi çocuklarını yer
boys and their toys expr. erkeklerin araba ve alet edevata karşı aşırı ilgisini belirten bir ifade
boys and their toys expr. erkekler ve oyuncakları
In their words expr. kendi sözleriyle
Proverb
cowards die many times before their deaths korkunun ecele faydası yoktur
coming events cast their shadows before perşembenin gelişi çarşambadan bellidir
if frogs had wheels they wouldn't bump their butts ninemin sakalı olsa dedem olurdu
if frogs had wheels they wouldn't bump their butts halamın sakalı olsa amcam olurdu
if frogs had wheels they wouldn't bump their butts teyzemin sakalı olsa dayım olurdu
if frogs had wheels they wouldn't bump their butts olmayacak duaya amin denmez
cowards die many times before their deaths korkaklar bin defa ölür
cowards die many times before their deaths korkaklar ölmeden önce defalarca ölür
cowards die many times before their death korkaklar (ölmeden önce) bin defa ölür
cowards die many times before their deaths korkaklar (ölmeden önce) bin defa ölür
cowards die many times before their death korkaklar ölmeden önce defalarca ölür
men are blind in their own cause körü körüne inanç aklı da kör eder
men are blind in their own cause insanlar kendi davalarına körü körüne inanırlar
men are blind in their own cause insanlar kendi inandıklarına kördür
birds in their little nests agree birlikte yaşayan insanların birbirleriyle iyi geçinmesi gerekir
bad workers always blame their tools beceriksiz işçi aletlerini suçlarmış
bad workers always blame their tools oynamasını bilmeyen gelin yerim dar dermiş
men are blind in their own cause yoğurdum/ayranım ekşidir diyen olmaz
men are blind in their own cause inandığın şeyin kusurlarını görmezsin
men are blind in their own cause kimse ayranım/yoğurdum ekşi demez
men are blind in their own cause kimse inandığı şeye toz kondurmaz
birds in their little nests agree aynı çatı altında yaşayanlar iyi geçinmeli
everyone walks at their own pace her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır
everyone has their price herkesin bir fiyatı vardır
if frogs had wings, they wouldn't bump their butts (when they hop) halamın sakalı olsa amcam olurdu
if frogs had wings, they wouldn't bump their butts (when they hop) ninemin sakalı olsa dedem olurdu
if frogs had wings, they wouldn't bump their butts (when they hop) olmayacak duaya amin denmez
if frogs had wings, they wouldn't bump their butts (when they hop) teyzemin sakalı olsa dayım olurdu
Colloquial
let their presence be known v. kendilerini göstermek
regardless of their ages expr. yaşları ne olursa olsun
would give you the shirt off their back expr. kendi yemez yedirir
would give you the shirt off their back expr. giymez giydirir
men kill animals and eat their flesh expr. insanlar hayvanları öldürüp etlerini yiyor
kids really need their parents expr. çocukların gerçekten ailelerine ihtiyaçları var
parents are advised to call their child's school for more information expr. ebeveynlere daha fazla bilgi için çocuklarının okullarını aramaları tavsiye ediliyor
people get slaughtered in their beds expr. insanlar yataklarında boğazlanıyor
in their entirety expr. tamamını
none of their business expr. kime ne
none of their business expr. onları ilgilendirmez
every thief has some excuse to ease their conscience expr. her hırsızın vicdanını rahatlatmak için bir mazereti vardır
in their thousands expr. binlercesi
(someone or something) called, they want their (something) back! expr. (birinin/bir şeyin) bir özelliğinden/anlayışından farksız
(someone or something) called, they want their (something) back! expr. kulağa (birinin/bir şeyin) bir özelliği gibi geliyor
(someone or something) called, they want their (something) back! expr. (birinden/bir şeyden) fırlamış gibi
(someone or something) called, they want their (something) back! expr. hoş geldin (biri/bir şey)
(god) rest their soul expr. huzur içinde yatsınlar
(god) rest their soul expr. ruhları şad olsun
(god) rest their soul expr. nur içinde yatsınlar
what's-his/-her/-its/-their-name expr. her ne zıkkımsa
what's-his/-her/-its/-their-name expr. her ne karın ağrısıysa
take food out their mouths exclam. ağızlarındaki lokmayı al
Idioms
anyone in their right mind n. aklı başında herkes/herhangi biri
anyone in their right mind n. kafası yerinde olan herkes/herhangi biri
anyone in their right mind n. sağduyusu olan herkes/herhangi biri
anyone in their right mind n. mantıklı olan herkes/herhangi biri
anyone in their right mind n. kendini bilen herkes/herhangi biri
anyone in their right mind n. mantığını kullanabilen herkes/herhangi biri
anyone in their right mind n. aklı başında herkes/herhangi biri
a legend in their own lifetime n. ünlü kimse
a legend in their own lifetime n. efsane kimse
a legend in their own lifetime n. adı çıkmış kimse
everybody and their brother n. sürüyle insan
everyone and their uncle n. çoğu insan
everyone and their uncle n. önüne gelen herkes
everybody and their brother n. önüne gelen herkes
everybody and their brother n. bir sürü kişi
everyone and their uncle n. herkes
everyone and their uncle n. bir sürü kişi
everyone and their uncle n. cümbür cemaat
everybody and their brother n. herkes
everybody and their brother n. çoğu insan
everybody and their brother n. cümbür cemaat
everyone and their uncle n. sürüyle insan
put their heads together v. kafa kafaya verip düşünmek
put their heads together v. kafa kafaya vermek
frighten someone out of their wits v. çok korkutmak
scare someone out of their wits v. ödünü koparmak
frighten someone out of their wits v. ödünü koparmak
scare someone out of their wits v. çok korkutmak
give someone a taste of their own medicine v. biriyle anladığı dilden konuşmak
give someone a taste of their own medicine v. aynı şekilde karşılık vermek
give someone a dose of their own medicine v. kendi silahıyla vurmak
give someone a taste of their own medicine v. kendi silahıyla vurmak
give someone a dose of their own medicine v. aynı şekilde karşılık vermek
give someone a dose of their own medicine v. biriyle anladığı dilden konuşmak
give somebody their walking papers v. birisini işten çıkarmak
give somebody their walking papers v. birisinin işine son vermek
send somebody away with a flea in their ear v. birisini kovmak
send somebody away with a flea in their ear v. kapı dışarı etmek