with you - Turco Inglés Diccionario

with you

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Significados de "with you" en diccionario turco inglés : 8 resultado(s)

Inglés Turco
Speaking
with you expr. seninle birlikte
That’s why I want to be with you.
Bu yüzden seninle birlikte olmak istiyorum.

More Sentences
with you expr. sizinle beraber
If I hadn't already eaten, I would love to have had lunch with you.
Zaten yemiş olmasaydım, öğlen yemeğini sizinle beraber yemeyi çok isterdim.

More Sentences
with you expr. seninle beraber
The only thing I want is to be with you.
Tek istediğim seninle beraber olmak.

More Sentences
with you expr. seninle
It was a joy to work through the night with you until twenty past four in the morning.
Sabah saat dördü yirmi geçeye kadar seninle gece boyunca çalışmak bir zevkti.

More Sentences
with you expr. sizinle
We agree with you that we need a rules-based trading system.
Kurallara dayalı bir ticaret sistemine ihtiyacımız olduğu konusunda sizinle hemfikiriz.

More Sentences
with you expr. sizinle birlikte
I look forward to working with you in the vote tomorrow.
Yarınki oylamada sizinle birlikte çalışmayı dört gözle bekliyorum.

More Sentences
with you expr. sizle
with you expr. senle

Significados de "with you" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
be content with what you have v. elindekiyle yetinmek
off with you! interj. defol!
Phrases
to be honest with you expr. dürüst olmak gerekirse
dance with the one that brung you expr. dere geçerken at değiştirme
are you upset with me? expr. bana kızgın mısın?
If you lie down with the devil, you will wake up in hell expr. şeytanla sevişirsen cehennemde uyanırsın
laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone expr. gülersen bütün dünya seninle birlikte güler, ağlarsan yalnız ağlarsın
you can't dance at two weddings (with one behind) expr. iki karpuz bir koltuğa sığmaz
you can't dance at two weddings (with one behind) expr. iki cambaz bir ipte oynamaz
dance with the one that brung you seni bulunduğun yere getirenden vazgeçme
Proverb
laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün, ağlarsan, yalnız ağlarsın
laugh and the world laughs with you, weep and you weep alone iyi günde herkes yanında olur, ama kötü günde yanında kimse kalmaz
you can catch more flies with honey than with vinegar tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
you can catch more flies with honey than with vinegar çanakta balın olsun arı yemenden gelir
if you play with fire, you get burned ateşle oynarsan yanarsın
you can't take it with you when you die dünya malı dünyada kalır
if you lie down with dogs you will rise up with fleas körle yatan şaşı kalkar
When you lie down with dogs you get fleas körle yatan şaşı kalkar
When you lie down with dogs you get fleas itle yatan pireyle kalkar
if you fly with the crows, you get shot with the crows kargayla uçan mezara, kartalla uçan saraya gider
if you fly with the crows, you get shot with the crows kargayla uçan leşe, şahinle uçan ete konar
tell me who you go with and I'll tell you who you are bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim
laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone gülersen herkes seninle güler, ağlarsan yalnız ağlarsın
you attract more flies with honey than vinegar keskin sirke küpüne/kabına zarar
you attract more flies with honey than vinegar tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
you attract more flies with honey than vinegar acı/kötü söz insanı/adamı dininden, tatlı söz yılanı ininden çıkarır
he who gives fair words feeds you with an empty spoon duyulmak istenen/kulağa güzel gelen sözler kimseye fayda sağlamaz
he who gives fair words feeds you with an empty spoon pohpohlanmak kimseye bir fayda sağlamaz/kimsenin işine yaramaz
if you lie with dogs, you will get fleas körle yatan şaşı kalkar
if you lie with dogs, you will get fleas itle yatan bitle kalkar
laugh and the (whole) world laughs with you(; weep and you weep alone) gülersen bütün dünya seninle birlikte güler(, ağlarsan yalnız ağlarsın)
laugh and the (whole) world laughs with you(; weep and you weep alone) gülersen herkes seninle güler(, ağlarsan yalnız ağlarsın)
laugh and the (whole) world laughs with you(; weep and you weep alone) gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün(, ağlarsan, yalnız ağlarsın)
laugh and the world laughs with you iyi günde herkes yanında olur
laugh and the world laughs with you gülersen bütün dünya seninle birlikte güler
laugh and the world laughs with you gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün
laugh and the world laughs with you gülersen herkes seninle güler
laugh and the (whole) world laughs with you(; weep and you weep alone) iyi günde herkes yanında olur(, ama kötü günde yanında kimse kalmaz)
smile and the (whole) world smiles with you(;cry and you cry alone) gülersen herkes seninle güler, ağlarsan yalnız ağlarsın
smile and the (whole) world smiles with you(;cry and you cry alone) gülersen bütün dünya seninle birlikte güler, ağlarsan yalnız ağlarsın
smile and the (whole) world smiles with you(;cry and you cry alone) iyi günde herkes yanındadır, kötü günde yalnız kalırsın
smile and the (whole) world smiles with you(;cry and you cry alone) gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün, ağlarsan, yalnız ağlarsın
you can't sit in two chairs with one butt iki şey aynı anda yapılamaz
you can't run with the hare and hunt with the hounds ne şiş yansın ne kebap demek olmaz
you can't sit in two chairs with one butt aynı anda her yere yetişemezsin
you can catch more flies with honey than you can with vinegar çanakta balın olsun arı yemenden gelir
you can't sit in two chairs with one butt aynı anda bir çok işi yapamazsın
you can't sit in two chairs with one butt ikisinden birini seçmesi gerek
you can catch more flies with honey than you can with vinegar tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
you can't run with the hare and hunt with the hounds tavşana kaç tazıya tut demek olmaz
you'd complain if you were hung with a new rope sürekli/her şeyde şikayet edebilecek bir şey buluyorsun
you will catch more flies with honey than (with) vinegar tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
you'd complain if you were hung with a new rope her şeyden şikayet ediyorsun
you will catch more flies with honey than (with) vinegar çanakta balın olsun arı yemenden gelir
you'd complain if you were hung with a new rope şikayet etmediğin şey yok
Colloquial
now you're cooking with gas expr. işte şimdi oldu (yaptın bravo)
get away with you! expr. hadi be ordan!
get away with you! expr. yok devenin nalı!
get away with you! expr. yok yaa!
get away with you! expr. külahıma anlat!
then something didn't agree with you expr. o zaman sana bir şey dokunmuştur
mess with a bull you get the horns expr. boğaya bulaşırsan boynuzu yersin
be gone with you expr. defol git
you can dispense with (something) expr. (bir şeyden) vazgeçebilirsin
you can never tell with (someone or something) expr. işin içinde o olunca hiçbir şeyden emin olamazsın
you can never tell with (someone or something) expr. onun ne yapacağı hiç belli olmaz
you can dispense with (something) expr. (bir şey) olmadan da idare edebilirsin
you can dispense with (something) expr. (bir şeyi) bir kenara bırakabilirsin
you can never tell with (someone or something) expr. ona hiç güvenemezsin
you can dispense with (something) expr. bir şeysiz de yapabilirsin
you deal with it expr. al kendin uğraş
you deal with it expr. sen uğraş
you deal with it expr. sen hallet
what did you do with something? expr. bir şeyi ne yaptın/yaptı?
what did you do with something? expr. bir şeyi nereye sakladın/sakladı?
what did you do with something? expr. bir şeyi nereye koydun/koydu?
do you have a problem with that? expr. (bununla ilgili) bir itirazın mı var?
do you have a problem with that? expr. (bununla ilgili) bir sıkıntın mı var?
do you have a problem with that? expr. (bu) hoşuna gitmedi mi?
with you in a moment expr. hemen sana döneceğim
with you in a moment expr. hemen yanına geleceğim
you never know with (someone or something) expr. (birinin/bir şeyin) ne yapacağını bilemezsin
you never know with (someone or something) expr. (birinin/bir şeyin) sağı solu belli olmaz
you never know with (someone or something) expr. (birinin/bir şeyin) nasıl davranacağını önceden tahmin etmek zor
you never know with (someone or something) expr. (birinin/bir şeyin) ne yapacağı/nasıl davranacağı belli olmaz
you never know with (someone or something) expr. (birinin/bir şeyin) kalitesini/niteliğini önceden bilemezsin
you never know with (someone or something) expr. (birinin/bir şeyin) ne yapacağını bilemezsin
you never know with (someone or something) expr. (birinin/bir şeyin) ne yapacağı hiç belli olmaz
you never know with (someone or something) expr. (birinin/bir şeyin) sağı solu belli olmaz
you never know with (someone or something) expr. (birinden/bir şeyden) asla emin olmazsın
who are you, and what have you done with (someone) expr. eski (birinden) eser kalmamış
who are you, and what have you done with (someone) expr. eski (birine) ne oldu?
with you in a moment expr. hemen geliyorum
with you in a minute expr. sizi/seni biraz bekleteceğim
(do) you kiss your mama with that mouth? expr. (küfürlü konuşanlara söylenir) bu ağızla mı anneni öpüyorsun?
with you in a minute expr. hemen geliyorum
(do) you kiss your granny with that mouth? expr. (küfürlü konuşanlara söylenir) bu ağızla mı büyük anneni öpüyorsun?
with you in a minute expr. biraz beklersen/beklerseniz hemen geliyorum
with you in a moment expr. birazdan sana/size katılacağım
(do) you kiss your grandmother with that mouth? expr. ağzına hiç yakışıyor mu?
with you in a minute expr. birazdan yanına/yanınıza geleceğim
(do) you kiss your granny with that mouth? expr. ağzına hiç yakışıyor mu?
with you in a minute expr. bir iki dakikaya geliyorum
(do) you kiss your grandmother with that mouth? expr. (küfürlü konuşanlara söylenir) bu ağızla mı büyük anneni öpüyorsun?
(do) you kiss your mother with that mouth? expr. (küfürlü konuşanlara söylenir) bu ağızla mı anneni öpüyorsun?
with you in a moment expr. bir iki dakikaya geliyorum
with you in a moment expr. biraz beklersen/beklerseniz hemen geliyorum
with you in a minute expr. birazdan sana/size katılacağım
do you kiss your momma with that mouth? expr. ağzına hiç yakışıyor mu?
(do) you kiss your mother with that mouth? expr. ağzına hiç yakışıyor mu?
with you in a moment expr. birazdan yanına/yanınıza geleceğim
with you in a moment expr. sizi/seni biraz bekleteceğim
(do) you kiss your mama with that mouth? expr. ağzına hiç yakışıyor mu?
I couldn't agree (with you) more expr. (seninle) tamamen aynı görüşteyim
I couldn't agree (with you) more expr. (seninle) tamamen aynı fikirdeyim/hemfikirim
I couldn't agree (with you) more expr. (seninle) tamamen aynı görüşü/fikri paylaşıyorum
I couldn't agree (with you) more expr. (sana) tamamen katılıyorum
I couldn't agree (with you) more expr. (seninle) tamamen aynı görüşü/fikri paylaşıyorum
I couldn't agree (with you) more expr. (seninle) tamamen aynı görüşteyim
I couldn't agree (with you) more expr. (seninle) tamamen aynı fikirdeyim/hemfikirim
I couldn't agree (with you) more expr. (sana) tamamen katılıyorum
mtfbwu (may the force be with you) expr. güç seninle olsun
how are things (with you)? expr. nasılsın?
how are things (with you)? expr. ne haber?
how are things (with you)? expr. ne var ne yok?
how goes it (with you)? expr. nasıl gidiyor?
how are things (with you)? expr. nasıl gidiyor?
how goes it (with you)? expr. nasılsın?
I'd like a word with you expr. seninle/sizinle biraz konuşabilir miyim?
If you play with fire, you get burnt expr. ateşle oynarsan yanarsın
mtfbwy (may the force be with you) expr. güç seninle olsun
you eat with that mouth? expr. (küfürlü konuşanlara söylenir) bu ağızla mı yemek yiyorsun?
you kiss your momma with that mouth? expr. ağzına hiç yakışıyor mu?
you kiss your momma with that mouth? expr. (küfürlü konuşanlara söylenir) bu ağızla mı anneni öpüyorsun?
you eat with that mouth? expr. ağzına hiç yakışıyor mu?
you won't get away with this [cliché] expr. paçayı kurtaramayacaksın
you'll never get away with this [cliché] expr. yakayı sıyıramayacaksın
you won't get away with it [cliché] expr. paçayı kurtaramayacaksın
you'll never get away with it [cliché] expr. yakayı sıyıramayacaksın
you won't get away with it [cliché] expr. bu yanına kar kalmaz
you won't get away with this [cliché] expr. yakayı sıyıramayacaksın
you won't get away with it [cliché] expr. yakayı sıyıramayacaksın
you'll never get away with this [cliché] expr. kaçışın/kurtuluşun yok
you won't get away with it [cliché] expr. kaçışın/kurtuluşun yok
you'll never get away with it [cliché] expr. kaçışın/kurtuluşun yok
you'll never get away with this [cliché] expr. yaptığın cezasız kalmayacak
you won't get away with this [cliché] expr. kaçışın/kurtuluşun yok
you'll never get away with this [cliché] expr. paçayı kurtaramayacaksın
you'll never get away with this [cliché] expr. yaptığın yanına kar kalmayacak
you'll never get away with it [cliché] expr. yaptığın yanına kar kalmayacak