| Anglais | Turc | |||
|---|---|---|---|---|
| General | ||||
| General | dying n. | ölme | ||
|
On both sides, innocent people are still dying. Her iki tarafta da masum insanlar ölmeye devam ediyor. More Sentences |
||||
| General | dying adj. | ölmekte olan | ||
|
Abortion is the easy solution, creating a society that is dying because it no longer respects life. Kürtaj kolay bir çözümdür ve artık yaşama saygı duymadığı için ölmekte olan bir toplum yaratır. More Sentences |
||||
| General | dying adj. | ölmek üzere olan | ||
|
His dying uncle was taken to hospital. Ölmek üzere olan amcası hastaneye kaldırıldı. More Sentences |
||||
| General | dying adj. | nesli tükenmekte olan | ||
|
Dying species are the main focus of scientists. Nesli tükenmekte olan türler bilim insanlarının temel odak noktasıdır. More Sentences |
||||
| General | dying n. | ölüm | ||
| General | dying n. | irtihal | ||
| General | dying n. | kıkırdama | ||
| General | dying adj. | cansız | ||
| General | dying adj. | nesli tükenen | ||
| General | dying adj. | ölen | ||
| General | dying adj. | ölüme ait | ||
| General | dying adj. | ölüm ile ilişkili | ||
| General | dying adj. | vefat etmeye ait | ||
| General | dying adj. | vefat etme ile ilişkili | ||
| General | dying adj. | ölümden hemen önce söylenen | ||
| General | dying adj. | ölmeden biraz önce ortaya çıkan | ||
| General | dying adj. | çok isteyen (mecaz) | ||