| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Genel | ||||
| Genel | coexist f. | bir arada var olmak | ||
|
Modern music coexists with traditional music. Modern müzik geleneksel müzikle bir arada var olur. More Sentences |
||||
| Genel | coexist f. | bir arada olmak | ||
| Genel | coexist f. | aynı anda var olmak | ||
| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Genel | ||||
| Genel | coexist peacefully f. | bir arada barış içinde bulunmak | ||
| Öbek Fiiller | ||||
| Öbek Fiiller | coexist with (someone or something) f. | uyumlu bir şekilde bir arada yaşamak | ||
| Öbek Fiiller | coexist with someone or something f. | (biriyle) iyi geçinmek | ||
| Öbek Fiiller | coexist with someone or something f. | biriyle ya da bir şeyle bir arada yaşamak | ||
| Öbek Fiiller | coexist with (someone or something) f. | (biriyle ya da bir şeyle) bir arada yaşamak | ||
| Öbek Fiiller | coexist with someone or something f. | uyumlu bir şekilde bir arada yaşamak | ||
| Öbek Fiiller | coexist with (someone or something) f. | (biriyle) iyi geçinmek | ||
| Öbek Fiiller | coexist with f. | ile iyi geçinmek | ||
| Öbek Fiiller | coexist with f. | ile bir arada yaşamak | ||