proven - Türkçe İngilizce Sözlük

proven

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

proven — Definition

Anlamı ve Tanımı:
kanıtlanmış, doğrulanmış
Okunuş (IPA):
(AmE /ˈpruːvən/ – BrE /ˈpruːvən/)
Terim Türü:
Sıfat: proven
Gerçekliği gösterilmiş durumu niteleyen sıfattır. Prove fiilinin geçmiş sıfat biçimidir. Bilimsel bulgular ve uygulama örneklerinde güvenilirliği vurgulamak için kullanılmaktadır.
Eş Anlamlılar:
verified
Zıt Anlamlılar:
unproven

"proven" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 6 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
proven s. kanıtlanmış
This pickup has proven durability.
Bu pikabın dayanıklılığı kanıtlanmıştır.

More Sentences
Genel
proven i. kanıtlı
proven s. ispatlanmış
proven s. ispatlı
proven s. müdellel
proven s. doğrulanmış

"proven" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 30 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
proven record i. doğrulanmış rekor
proven truth i. kanıtlanmış gerçek
proven construction methods i. kanıtlanmış yapı yöntemleri
be proven innocent f. temize çıkmak
be innocent until proven guilty f. (suçu) ispatlanana dek masum olmak
have a proven track record of accomplishment f. kanıtlanmış bir başarı geçmişi olmak
be proven f. kanıtlanmak
be proven f. ispatlanmak
well proven s. kesin olarak kanıtlanmış
proven by experience s. tecrübeyle sabittir
scientifically proven s. doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmış
field-proven s. kendini sahada ispat etmiş
field-proven s. sahada kanıtlanmış
unless proven otherwise zf. aksi ispat edilmedikçe
unless proven otherwise zf. aksi ispatlanmadıkça
unless otherwise proven zf. aksi ispatlanmadıkça
unless otherwise proven zf. aksi ispat edilmedikçe
İfadeler
everybody is innocent until proven guilty expr. suçluluğu ispatlanana kadar herkes suçsuzdur
Konuşma Dili
proven by experience s. tecrübeyle sabit
Ticaret/Ekonomi
proven and probable reserves i. kanıtlanmış ve muhtemel rezervler
Hukuk
not proven i. iskoç mahkemelerinde sanık aleyhine mevcut olan delilin sanığı mahkum etmek için yetersiz olduğunu gösteren karar
not proven i. (iskoç mahkemeleri) delil yetersizliğinden beraat
be proven guilty of the offense f. suçu sabit görülmek
be proven guilty as charged f. suçu sabit görülmek
until proven otherwise expr. aksi ispat edilene kadar
Petrol
proven oil reserves i. kanıtlanmış petrol rezervleri
Medikal
proven lung cancer i. kanıtlanmış akciğer kanseri
culture-proven infections i. kültürle kanıtlanmış enfeksiyonlar
be proven to be effective in clinical trials f. etkili olduğu klinik çalışmalarda kanıtlanmak
Askeri
combat proven s. gerçek muharebe şartlarında kendini kanıtlamış