|
Kategori |
İngilizce |
Türkçe |
|
| Genel |
|
| 1 |
Genel |
the door won't close expr. |
kapı kapanmıyor |
|
| 2 |
Genel |
the door won't lock expr. |
kapı kitlenmiyor |
|
| 3 |
Genel |
the door won't open expr. |
kapı açılmıyor |
|
| 4 |
Genel |
the toilet won't flush expr. |
tuvaletin sifonu çalışmıyor |
|
| 5 |
Genel |
the toilet won't flush expr. |
tuvaletin sifonu çekilmiyor |
|
|
|
| 6 |
Genel |
the window won't open expr. |
pencere açılmıyor |
|
| Atasözü |
|
| 7 |
Atasözü |
a word to the wise is enough, and many words won't fill a bushel |
anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az |
|
| 8 |
Atasözü |
what you don't know won't hurt you |
bilmediklerin seni üzmez |
|
| 9 |
Atasözü |
what you don't know won't hurt you |
bilmediğin şeyden sana zarar gelmez |
|
| 10 |
Atasözü |
if you keep your mouth shut, you won't put your foot in it |
çeneni kapalı tutarsan ağzından bir şey kaçırmazsın |
|
|
|
| 11 |
Atasözü |
if you keep your mouth shut, you won't put your foot in it |
çeneni kapalı tutarsan pot kırmazsın |
|
| 12 |
Atasözü |
if the mountain won't come to muhammad, muhammad must go to the mountain |
dağ yürümezse abdal yürür |
|
| Konuşma Dili |
|
| 13 |
Konuşma Dili |
won't take no for an answer f. |
hayırı cevap olarak kabul etmeyecek olmak |
|
| 14 |
Konuşma Dili |
insurance won't cover it expr. |
sigorta bunu karşılamaz |
|
| 15 |
Konuşma Dili |
stay here it won't take long expr. |
burada kal uzun sürmez |
|
| 16 |
Konuşma Dili |
(he, she) won't thank you for (something) expr. |
bu yaptığının takdir göreceğini sanıyorsan yanılıyorum |
|
| 17 |
Konuşma Dili |
(he, she) won't thank you for (something) expr. |
buna çok gıcık olacak |
|
| 18 |
Konuşma Dili |
(he, she) won't thank you for (something) expr. |
bundan hiç hoşlanmayacak/memnun olmayacak |
|
| 19 |
Konuşma Dili |
(he, she) won't thank you for (something) expr. |
bu, (onun) hiç hoşuna gitmeyecek |
|
| 20 |
Konuşma Dili |
(he, she) won't thank you for (something) expr. |
bunun için sana teşekkür edeceğini sanıyorsan yanılıyorsun |
|
|
|
| 21 |
Konuşma Dili |
it/that won't do expr. |
öyle/böyle olmaz |
|
| 22 |
Konuşma Dili |
it/that won't do expr. |
(bu) işe yaramaz |
|
| 23 |
Konuşma Dili |
it/that (just) won’t do expr. |
öyle/böyle devam edemez |
|
| 24 |
Konuşma Dili |
it/that won't do expr. |
öyle/böyle devam edemez |
|
| 25 |
Konuşma Dili |
it/that won't do expr. |
bu kabul edilemez |
|
| 26 |
Konuşma Dili |
it/that (just) won’t do expr. |
(bu) işe yaramaz |
|
| 27 |
Konuşma Dili |
it/that won't do expr. |
olacak iş değil |
|
| 28 |
Konuşma Dili |
it/that won't do expr. |
bu olmaz |
|
| 29 |
Konuşma Dili |
it/that won't do expr. |
(bir şeyi yapmak) olmaz |
|
| 30 |
Konuşma Dili |
it/that (just) won’t do expr. |
buna bir çözüm bulmak gerek |
|
| 31 |
Konuşma Dili |
it/that (just) won’t do expr. |
öyle/böyle olmaz |
|
| 32 |
Konuşma Dili |
it/that (just) won’t do expr. |
bu olmaz |
|
| 33 |
Konuşma Dili |
it/that (just) won’t do expr. |
olacak iş değil |
|
| 34 |
Konuşma Dili |
it/that (just) won’t do expr. |
bu kabul edilemez |
|
| 35 |
Konuşma Dili |
it/that won't do expr. |
olacak iş mi bu |
|
| 36 |
Konuşma Dili |
it/that (just) won’t do expr. |
(bir şeyi yapmak) olmaz |
|
| 37 |
Konuşma Dili |
it/that won't do expr. |
buna bir çözüm bulmak gerek |
|
| 38 |
Konuşma Dili |
it/that (just) won’t do expr. |
olur iş değil |
|
| 39 |
Konuşma Dili |
it/that won't do expr. |
olur iş değil |
|
| 40 |
Konuşma Dili |
it/that (just) won’t do expr. |
olacak iş mi bu |
|
|
|
| 41 |
Konuşma Dili |
won't have a bar of expr. |
hoşlanmaz |
|
| 42 |
Konuşma Dili |
won't have a bar of expr. |
sevmez |
|
| 43 |
Konuşma Dili |
won't have a bar of expr. |
dayanamaz |
|
| 44 |
Konuşma Dili |
(it) won't bother me none expr. |
benim için sıkıntı yok |
|
| 45 |
Konuşma Dili |
(it) won't bother me none expr. |
bana göre hava hoş |
|
| 46 |
Konuşma Dili |
(it) won't bother me none expr. |
bana uyar |
|
| 47 |
Konuşma Dili |
(one) won't give up without a fight expr. |
(biri) kolay/hemen pes etmeyecek |
|
| 48 |
Konuşma Dili |
(one) won't give up without a fight expr. |
(biri) mücadele etmeden vazgeçmeyecek |
|
| 49 |
Konuşma Dili |
(one) won't give up without a fight expr. |
(biri) savaşmadan pes etmeyecek |
|
| 50 |
Konuşma Dili |
(one) won't give up without a fight expr. |
(biri) savaşmadan boyun eğmeyecek |
|
| 51 |
Konuşma Dili |
(one) won't give up without a fight expr. |
(biri) hemen teslim olmayacak |
|
| 52 |
Konuşma Dili |
he/she won't eat you expr. |
merak etme seni yemez |
|
| 53 |
Konuşma Dili |
he/she won't thank you for something expr. |
çok gıcık olacak |
|
| 54 |
Konuşma Dili |
he/she won't thank you for something expr. |
hiç memnun olmayacak |
|
| 55 |
Konuşma Dili |
he/she won't thank you for something expr. |
hiç hoşuna gitmeyecek |
|
| 56 |
Konuşma Dili |
I won't do something again in a hurry expr. |
bir şeyi bir daha hayatta yapmam |
|
| 57 |
Konuşma Dili |
I won't do something again in a hurry expr. |
bir şeyi bir daha ölsem yapmam |
|
| 58 |
Konuşma Dili |
I won't do something again in a hurry expr. |
bir şeyi bir daha asla yapmam |
|
| 59 |
Konuşma Dili |
it won't hurt to (have or do something) expr. |
(bir şeye sahip olmaktan/bir şey yapmaktan/almaktan) zarar gelmez |
|
| 60 |
Konuşma Dili |
it won't hurt to (have or do something) expr. |
(bir şeye sahip olmanın/bir şey yapmanın/almanın) sakıncası yok |
|
| 61 |
Konuşma Dili |
it won't hurt to (have or do something) expr. |
(bir şeye sahip olmanın/bir şey yapmanın/almanın) zararı olmaz |
|
| 62 |
Konuşma Dili |
it won't hurt to (have or do something) expr. |
(bir şeye sahip olmanın/bir şey yapmanın/almanın) mahzuru yok |
|
| 63 |
Konuşma Dili |
will-they-won't-they expr. |
iki kişi arasında romantik bir ilişkinin kurulup kurulmayacağı sorusunu bildiren ifade |
|
| 64 |
Konuşma Dili |
what you don't know won't hurt you expr. |
bilmediğin şeyden zarar gelmez |
|
| 65 |
Konuşma Dili |
what you don't know won't hurt you expr. |
bilmediğin şey sana zarar veremez |
|
| 66 |
Konuşma Dili |
what you don't know won't hurt you expr. |
bilmediğin şey seni üzmez |
|
| 67 |
Konuşma Dili |
won't bite expr. |
(korkma) zarar vermez |
|
| 68 |
Konuşma Dili |
won't bite expr. |
(korkma) bir şey yapmaz |
|
| 69 |
Konuşma Dili |
won't bite expr. |
korkacak bir şey yok |
|
| 70 |
Konuşma Dili |
won't bite expr. |
(korkma) ısırmaz |
|
| 71 |
Konuşma Dili |
won't bother me any expr. |
bana göre hava hoş |
|
| 72 |
Konuşma Dili |
you won't get away with this [cliché] expr. |
kaçışın/kurtuluşun yok |
|
| 73 |
Konuşma Dili |
you won't get away with this [cliché] expr. |
paçayı kurtaramayacaksın |
|
| 74 |
Konuşma Dili |
you won't get away with this [cliché] expr. |
bu yanına kar kalmaz |
|
| 75 |
Konuşma Dili |
you won't get away with it [cliché] expr. |
kaçışın/kurtuluşun yok |
|
| 76 |
Konuşma Dili |
you won't get away with it [cliché] expr. |
yakayı sıyıramayacaksın |
|
| 77 |
Konuşma Dili |
you won't get away with it [cliché] expr. |
paçayı kurtaramayacaksın |
|
| 78 |
Konuşma Dili |
you won't get away with it [cliché] expr. |
bu yanına kar kalmaz |
|
| 79 |
Konuşma Dili |
you won't get away with this [cliché] expr. |
yakayı sıyıramayacaksın |
|
| Deyim |
|
| 80 |
Deyim |
won't hear a word said against somebody f. |
tek kelime bile duymak istememek |
|
|
|
| 81 |
Deyim |
won't hear of something f. |
bir şeye izin/onay vermemek |
|
| 82 |
Deyim |
won't hear a word against somebody f. |
tek kelime bile duymak istememek |
|
| 83 |
Deyim |
(something) won't get (someone) anywhere f. |
hiçbir yere vardırmamak |
|
| 84 |
Deyim |
(something) won't get (someone) anywhere f. |
hiçbir fayda sağlamamak |
|
| 85 |
Deyim |
(something) won't get (someone) anywhere f. |
hiçbir sonuca ulaştırmamak |
|
| 86 |
Deyim |
(something) won't get (someone) anywhere f. |
hiçbir sonuca vardırmamak |
|
| 87 |
Deyim |
(something) won't get (someone) anywhere f. |
hiçbir ilerleme sağlatmamak |
|
| 88 |
Deyim |
(something) won't get (someone) anywhere f. |
hiçbir başarıya ulaştırmamak |
|
| 89 |
Deyim |
won't give (someone) the time of day f. |
(birine) yüz vermemek |
|
| 90 |
Deyim |
won't give (someone) the time of day f. |
(birine) cevap bile vermemek |
|
| 91 |
Deyim |
won't give (someone) the time of day f. |
(biriyle) muhatap olmamak |
|
| 92 |
Deyim |
won't give (someone) the time of day f. |
(biriyle) ilgilenmemek |
|
| 93 |
Deyim |
won't give (someone) the time of day f. |
(birine) aldırış etmemek |
|
| 94 |
Deyim |
he/she won't lift a finger f. |
elini bile sürmez |
|
| 95 |
Deyim |
he/she won't lift a finger f. |
parmağını bile oynatmaz |
|
| 96 |
Deyim |
he/she won't lift a finger f. |
kılını bile kıpırdatmaz |
|
| 97 |
Deyim |
won't budge an inch f. |
hiçbir şekilde geri adım atmamak |
|
| 98 |
Deyim |
won't budge an inch f. |
duruşundan/kararından ödün vermemek |
|
| 99 |
Deyim |
won't budge an inch f. |
kararının arkasında durmak |
|
| 100 |
Deyim |
won't hear of f. |
izin vermemek |
|
| 101 |
Deyim |
won't hear of f. |
kabul etmemek |
|
| 102 |
Deyim |
won't hear a word against (someone or something) f. |
(birine/bir şeye) karşı tek bir kelime/eleştiri duymak istememek |
|
| 103 |
Deyim |
won't budge an inch f. |
istifini bozmamak |
|
| 104 |
Deyim |
won't budge an inch f. |
yanaşmamak |
|
| 105 |
Deyim |
won't budge an inch f. |
taviz vermemek |
|
| 106 |
Deyim |
won't budge an inch f. |
kararından dönmemek |
|
| 107 |
Deyim |
won't budge an inch f. |
hiçbir şekilde kararını/duruşunu değiştirmemek |
|
| 108 |
Deyim |
won't hear of f. |
razı olmamak |
|
| 109 |
Deyim |
won't hear of f. |
reddetmek |
|
| 110 |
Deyim |
won't hear of f. |
onay vermemek |
|
| 111 |
Deyim |
I won't breathe a word of it expr. |
kimseye söylemem! |
|
| 112 |
Deyim |
I won't breathe a word of it! expr. |
kimseye anlatmam! |
|
| 113 |
Deyim |
I won't tell a soul expr. |
kimseye söylemem! |
|
| 114 |
Deyim |
I won't tell a soul! expr. |
kimseye anlatmam! |
|
| 115 |
Deyim |
won't hold water expr. |
aslı astarı yok |
|
| 116 |
Deyim |
won't hold water expr. |
tutar tarafı yok |
|
| 117 |
Deyim |
(one) won't (do something) again in a hurry expr. |
bir daha hayatta gitmem/yapmam anlamına gelen bir deyim |
|
| 118 |
Deyim |
(one) won't be (doing something) again in a hurry expr. |
bir daha hayatta gitmem/yapmam anlamına gelen bir deyim |
|
| 119 |
Deyim |
(someone) won't thank you for (something) expr. |
hiç hoşuna gitmeyecek |
|
| 120 |
Deyim |
(someone) won't thank you for (something) expr. |
hiç memnun olmayacak |
|
| 121 |
Deyim |
(someone) won't thank you for (something) expr. |
çok gıcık olacak |
|
| 122 |
Deyim |
that cat won't jump expr. |
hayatta olmaz |
|
| 123 |
Deyim |
that cat won't jump expr. |
bunu yemezler |
|
| 124 |
Deyim |
that cat won't jump expr. |
olmaz o iş |
|
| 125 |
Deyim |
that cat won't jump expr. |
hayatta inanmam |
|
| 126 |
Deyim |
that cat won't jump expr. |
hayatta olmaz |
|
| 127 |
Deyim |
that cat won't jump expr. |
olmaz o iş |
|
| 128 |
Deyim |
that cat won't jump expr. |
bunu yemezler |
|
| 129 |
Deyim |
that cat won't jump expr. |
hayatta inanmam |
|
| 130 |
Deyim |
(one) won't bite (someone) expr. |
(birinden) korkacak bir şey yok |
|
| 131 |
Deyim |
(one) won't eat (someone) expr. |
(birinden) utanacak/çekinecek bir şey yok |
|
| 132 |
Deyim |
(one) won't eat (someone) expr. |
(birinden) çekinmeye/korkmaya gerek yok |
|
| 133 |
Deyim |
(one) won't eat (someone) expr. |
(biri birine) zarar vermez |
|
| 134 |
Deyim |
(one) won't bite (someone) expr. |
(birinden) çekinmeye/korkmaya gerek yok |
|
| 135 |
Deyim |
(one) won't be (doing something) again in a hurry expr. |
(biri bir şeyi) bir daha ölse yapmaz |
|
| 136 |
Deyim |
(one) won't bite (someone) expr. |
(biri birine) zarar vermez |
|
| 137 |
Deyim |
(one) won't hear of (something) expr. |
(biri) bir şeyi kabul etmeyecek/etmez |
|
| 138 |
Deyim |
(one) won't bite (someone) expr. |
(birinden) utanacak/çekinecek bir şey yok |
|
| 139 |
Deyim |
(one) won't hear of (something) expr. |
(biri bir şeye) izin/onay vermeyecek/vermez |
|
| 140 |
Deyim |
(one) won't hear of (something) expr. |
(ben bir şeyi) duymamış olayım |
|
| 141 |
Deyim |
(one) won't (do something) again in a hurry expr. |
(biri bir şeyi) bir daha ölse yapmaz |
|
| 142 |
Deyim |
(one) won't eat (someone) expr. |
(birinden) korkacak bir şey yok |
|
| 143 |
Deyim |
(one) won't be (doing something) again in a hurry expr. |
(biri bir şeyi) bir daha asla yapmaz |
|
| 144 |
Deyim |
(one) won't (do something) again in a hurry expr. |
(biri bir şeyi) bir daha asla yapmaz |
|
| 145 |
Deyim |
butter won't melt (in one's mouth) expr. |
hissiz/soğuk görünen |
|
| 146 |
Deyim |
butter won't melt (in one's mouth) expr. |
görünüşte masum/mütevazı/mesafeli |
|
| 147 |
Deyim |
butter won't melt (in one's mouth) expr. |
sütten çıkma ak kaşık gibi |
|
| 148 |
Deyim |
something won't wash (with somebody) expr. |
(birine) yediremezsin |
|
| 149 |
Deyim |
something won't wash (with somebody) expr. |
(biri) yemez |
|
| 150 |
Deyim |
something won't wash (with somebody) expr. |
(biri için) inandırıcı değil |
|