guilty - Türkisch Englisch Wörterbuch

guilty

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

guilty — Definition

Bedeutung:
suçlu
Aussprache (IPA):
(AmE /ˈɡɪlti/ – BrE /ˈɡɪlti/)
Wortart:
Sıfat
Synonyme:
culpable
Antonyme:
innocent

Bedeutungen von dem Begriff "guilty" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 17 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Common Usage
guilty adj. suçlu
I feel guilty about forgetting your name, could you introduce yourself again, please?
Adınızı unuttuğum için kendimi suçlu hissediyorum, lütfen kendinizi tekrar tanıtır mısınız?

More Sentences
General
guilty adj. kabahatli
Your followers think you are guilty of manipulating them!
Takipçileriniz onları manipüle ettiğiniz için kabahatli olduğunuzu düşünüyor!

More Sentences
guilty adj. suçlu
I feel guilty about forgetting your name, could you introduce yourself again, please?
Adınızı unuttuğum için kendimi suçlu hissediyorum, lütfen kendinizi tekrar tanıtır mısınız?

More Sentences
Law
guilty adj. kabahatli
Your followers think you are guilty of manipulating them!
Takipçileriniz onları manipüle ettiğiniz için kabahatli olduğunuzu düşünüyor!

More Sentences
guilty adj. suçlu
I feel guilty about forgetting your name, could you introduce yourself again, please?
Adınızı unuttuğum için kendimi suçlu hissediyorum, lütfen kendinizi tekrar tanıtır mısınız?

More Sentences
General
guilty adj. günahkar
guilty adj. mücrim
guilty adj. suçluluğu andıran
guilty adj. suçu ortaya koyan
guilty adj. suç içeren
guilty adj. suçlulukla dolu
guilty adj. suçluluktan muzdarip
guilty adj. suçluluk hissinden kaynaklanan
Trade/Economic
guilty adj. mücrim
Law
guilty n. ifade verilmesiyle veya hakim/jüri kararıyla bir suçun işlenmesinden sorumlu bulunma durumu
guilty adj. haksız
guilty adj. mücrim

Bedeutungen, die der Begriff "guilty" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 117 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
guilty conscience n. vicdan azabı
guilty of murder n. kanlı
guilty conscience n. vicdan rahatsızlığı
guilty conscience n. suçluluk psikolojisi
guilty pleasure n. aslında yapılmaması gereken ancak yapmaktan zevk alınan eylemler
guilty people n. suçlu insanlar
guilty pleasure n. yapılmaması gerektiğine inandığın ancak yapmaya devam edip içten içe pişmanlık duyduğun zevkler
have a guilty conscience v. vicdan azabı çekmek
be guilty of v. suçlusu olmak
find guilty v. suçlu çıkarmak
believed to be guilty v. suçlu olduğuna inanılmak
declare guilty v. suçluyu ilan etmek
be guilty of v. suçlu olmak
be found guilty of v. hüküm giymek
believe to be guilty v. suçlu olduğuna inanmak
be guilty v. suçlu olmak
find guilty v. suçlu bulmak
feel guilty and full of remorse v. vicdan azabı çekmek
be held guilty of v. mal edilmek
be found guilty v. suçlu bulunmak
plead not guilty v. suçu reddetmek
plead guilty v. suçu kabul etmek
return a verdict of guilty v. suçlu bulmak
believe someone guilty v. suçlu olduğuna inanmak
find guilty v. suçlu görmek
presume someone guilty v. suçlu olduğuna inanmak
consider guilty v. suçlu görmek
feel guilty v. vicdanı rahat etmemek
have a guilty conscience v. vicdanı rahat etmemek
feel guilty v. kendini suçlu hissetmek
be innocent until proven guilty v. (suçu) ispatlanana dek masum olmak
feel guilty v. suçluluk duymak
be feeling guilty v. suçluluk duymak
be found guilty on all charges v. tüm suçlamalardan suçlu bulunmak
not guilty adj. suçsuz
guilty of adj. -den suçlu
guilty [obsolete] adj. bilinçli
guilty [obsolete] adj. cezayı hak eden
guilty [obsolete] adj. cezaya tabi olan
guilty [obsolete] adj. idrak yeteneği olan
guilty of prep. suçlu
Phrases
everybody is innocent until proven guilty expr. suçluluğu ispatlanana kadar herkes suçsuzdur
Proverb
a guilty conscience needs no accuser suçluluk duygusu içindeki bir zihnin kendisini suçlayan birisine ihtiyacı yoktur
every man is guilty of all the good he didn't do yapabilecekken yapmadığımız her iyilik için suçlu sayılırız
every man is guilty of all the good he didn't do yapabileceğimiz iyilikleri yapmamak bizi suçlu kılar/yapar
every man is guilty of all the good he didn't do insanoğlu (gücü yettiği halde/imkanı bulunduğu halde) yapmadığı (iyi) işlerin (mesulüdür) suçlusudur
a guilty conscience needs no accuser vicdan azabından kurtulmanın yolu suçunu itiraf etmektir
a guilty conscience needs no accuser vicdan azabı çeken biri dışarıdan birinin suçlaması olmadan da sonunda suçunu itiraf eder
a guilty conscience needs no accuser vicdan azabı kişiyi itirafa teşvik eder
Colloquial
guilty pleasure n. insanın suçluluk veya utanç duysa da vazgeçemediği zevk
guilty pleasure n. mahcup zevk
guilty pleasure n. yasak zevk
Idioms
make someone feel guilty v. yaptığı bir şey yüzünden kendisini suçlu hissettirmek
find someone guilty v. suçlu bulmak
find someone not guilty v. suçsuz bulmak
find someone not guilty v. masum bulmak
find someone guilty v. birini suçlu bulmak
plead guilty to v. suçu kabul etmek
find someone not guilty v. birini masum bulmak
find someone not guilty v. birini suçsuz bulmak
feel guilty (about something) v. kendini suçlu hissetmek
find (one) not guilty v. (birini) masum bulmak
find (one) not guilty v. (birini) suçsuz bulmak
find (one) not guilty v. (birinin) masum/suçsuz olduğuna karar vermek
find (one) guilty v. (birini) suçlu bulmak
find (one) guilty v. (birinin) suçlu olduğuna karar vermek
plead guilty (to something) v. (bir şey) suçlamasını kabul etmek
plead not guilty (to something) v. (bir şey) suçlamasını reddetmek
plead not guilty (to something) v. (bir şey) suçunu reddetmek
plead guilty (to something) v. (bir şey) suçunu kabul etmek
Speaking
do you feel guilty? expr. kendini suçlu mu hissediyorsun?
I feel terribly guilty expr. kendimi korkunç derecede suçlu hissediyorum
you are guilty expr. suçlusun
you are guilty expr. suçlusunuz
I am not guilty expr. ben suçlu değilim
Law
return a verdict of guilty n. jürinin suçlu olduğuna karar vermesi
plea of guilty n. suçu kabullenme
plea of guilty n. suçu kabul etme
guilty as charged n. işlediği iddia edilen suçtan suçlu bulunmuştur
degree of guilty n. hatanın ağırlığı
guilty part n. haksız taraf
verdict of guilty n. jürinin verdiği mahkumiyet kararı
verdict of not guilty n. jürinin verdiği beraat kararı
guilty intent n. suç işleme niyeti
verdict of guilty n. verilen mahkumiyet kararı
guilty knowledge n. cürmü kast
guilty knowledge n. taammüd
plea of guilty n. suçun kabulü
plea of not guilty n. sanığın suçu reddetmesi
plea of guilty n. suçun kabullenilmesi
plea of not guilty n. suçun reddedildiği sanık defisi
blood guilty n. kanlı katil
blood guilty n. kan döken
blood guilty n. eli kanlı katil
guilty mind n. suç işleme niyeti
guilty mind n. taammüt
guilty mind n. failin suç işleme anında var olması gereken zihni durumu
the principle of suspects being innocent until proved guilty n. şüphelilerin suçluluğu kanıtlanana kadar masum olduğu/olması ilkesi
negotiated plea of guilty n. suçu kabullenmek suretiyle cezada pazarlık
return a verdict of guilty v. suçlu olduğuna karar vermek (jüri)
plead guilty v. suçu kabul etmek
return a verdict of guilty v. suçlu olduğuna karar vermek
plead guilty v. suçunu kabul etmek
be proven guilty of the offense v. suçu sabit görülmek
plea not guilty v. suçsuzluk savunması yapmak
plea guilty v. suçluluk savunması yapmak
plead not guilty v. suçu reddetmek
prove guilty as charged v. sabit görülmek (suç)
be proven guilty as charged v. suçu sabit görülmek
return a verdict of not guilty v. beraat kararı vermek
bring in a verdict of guilty v. suçlu bulmak
claim to be not guilty v. masum olduğunu iddia etmek
claim to be not guilty v. suçsuz olduğunu iddia etmek
enter a guilty plea v. suçlamayı kabul etmek
plead not guilty v. suçlamayı reddetmek
not guilty adj. suçsuz
not guilty adj. masum