utanç verici - Turkish English Dictionary
History

utanç verici



Meanings of "utanç verici" in English Turkish Dictionary : 15 result(s)

Turkish English
General
utanç verici infamous adj.
utanç verici sinful adj.
utanç verici disgraceful adj.
utanç verici discreditable adj.
utanç verici inglorious adj.
utanç verici shameful adj.
utanç verici opprobrious adj.
utanç verici unglorious adj.
utanç verici vituperrious adj.
Colloquial
utanç verici toe-curling adj.
utanç verici cringey adj.
Slang
utanç verici barro [australia] adj.
British Slang
utanç verici ladgeful adj.
utanç verici cringeworthy adj.
utanç verici ladging adj.

Meanings of "utanç verici" with other terms in English Turkish Dictionary : 56 result(s)

Turkish English
General
utanç verici bir ceza vermek baffle [obsolete] v.
utanç verici duruma düşürmek baffle [obsolete] v.
utanç verici şey stigma n.
utanç verici şey reproach n.
utanç verici davranış infamy n.
utanç verici kişi disgracer n.
utanç verici anlar embarrassing moments n.
utanç verici yanlış anlama embroglio n.
bir grup utanç verici insan arasındaki normal ve iyi huylu kimse white sheep n.
utanç verici hata whoopsie n.
utanç verici hata boob [uk] n.
utanç verici bir halde disgracefully adv.
utanç verici biçimde abjectly adv.
utanç verici bir şekilde disgracefully adv.
utanç verici bir şekilde ingloriously adv.
utanç verici bir şekilde unpardonably adv.
Colloquial
utanç verici bir hata yapmak slip on a banana peel [uk] v.
utanç verici bir hata yapmak slip on a banana skin v.
ne utanç verici shame of it (all) expr.
çok utanç verici (boy,) is my face red! expr.
Idioms
utanç verici sözler etmek call names v.
utanç verici şey yapmak dirty one's hands v.
(utanç verici bir durumdan vb) çok para kazanmak cry all the way to the bank v.
utanç verici şey yapmak soil one's hands v.
başından geçen utanç verici bir şeyi unutamamak never live (something) down v.
utanç verici bir olayı geri alamamak never live (something) down v.
utanç verici bir hareket yapmak (make/commit) a faux pas v.
utanç verici bir söylemde bulunmak (make/commit) a faux pas v.
kendini utanç verici bir duruma düşürmek dig yourself into a hole v.
utanç verici bir hata yapmak slip on a banana skin v.
utanç verici bir sırrı/sırları olmak have a skeleton in one's cupboard [uk] v.
utanç verici bir sırrı/sırları olmak have a skeleton in the cupboard [uk] v.
utanç verici bir sırrı/sırları olmak have skeletons in one's cupboard [uk] v.
utanç verici bir sırrı/sırları olmak have skeletons in the cupboard [uk] v.
utanç verici bir durumda olmak be in a sticky situation v.
utanç verici bir durumda olmak be (batting) on a sticky wicket [uk] v.
utanç verici sır a skeleton in one's closet n.
utanç verici sır a skeleton in the closet n.
utanç verici sır a skeleton in the cupboard n.
utanç verici sır a skeleton in one's cupboard n.
utanç verici başarısızlık kick in the rear n.
utanç verici başarısızlık kick in the seat of the pants n.
utanç verici bir durum/hata a banana skin n.
utanç verici bir sır a skeleton in the cupboard n.
utanç verici bir sır a skeleton in the closet n.
utanç verici bir durum a sticky situation [uk/australia] n.
Speaking
bu utanç verici this is embarrassing expr.
bunu söylemek biraz utanç verici it's rather embarrassing to say expr.
çok utanç verici it's a major embarrassment expr.
ne utanç verici how embarrassing expr.
ne kadar utanç verici how embarrassing expr.
ne kadar utanç verici it's such a shame expr.
sana olanlar utanç verici it's a shame what happened to you expr.
Politics
utanç verici bir konuyu gizleyen, örtbas eden politik fikir ya da eylem diplomatic fig-leaf n.
Slang
utanç verici an bruh moment n.
utanç verici durum fail n.