| Inglés | Turco | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | clarity n. | berraklık | ||
|
The witness remembers the killer with great clarity. Tanık katili tüm berraklığıyla hatırlıyor. More Sentences |
||||
| Common Usage | clarity n. | açıklık | ||
|
We therefore congratulate the rapporteur on the clarity and courage of her report. Bu nedenle raportörü raporunun açıklığı ve cesareti dolayısıyla kutluyoruz. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | clarity n. | anlaşılırlık | ||
|
Lack of clarity in a presidential decree is quite a problem. Bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesinde anlaşılırlık olmaması oldukça büyük bir sorundur. More Sentences |
||||
| Textile | ||||
| Textile | clarity n. | açıklık | ||
|
We therefore congratulate the rapporteur on the clarity and courage of her report. Bu nedenle raportörü raporunun açıklığı ve cesareti dolayısıyla kutluyoruz. More Sentences |
||||
| Textile | clarity n. | netlik | ||
|
That photograph had such clarity; you can't tell it was taken in 2003. Fotoğrafın netliği o kadar iyi ki, 2003 yılında çekildiği bile anlaşılmıyor. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | clarity n. | belirginlik | ||
| General | clarity n. | sarahat | ||
| General | clarity n. | vuzuh | ||
| General | clarity n. | açık seçiklik | ||
| General | clarity n. | belginlik | ||
| General | clarity n. | duruluk | ||