| Inglés | Turco | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | darken v. | karartmak | ||
|
He darkened the room. Odayı kararttı. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | darken v. | kararmak | ||
|
The sky started to darken. Gökyüzü kararmaya başladı. More Sentences |
||||
| General | darken v. | (içini) karartmak | ||
|
The bleak outlook darkened their spirits. Kasvetli görünüm içlerini karartıyordu. More Sentences |
||||
| Technical | ||||
| Technical | darken v. | koyulaştırmak | ||
|
You should darken the colours a little. Renkleri biraz koyulaştırmalısın. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | darken v. | bulandırmak | ||
| General | darken v. | koyulmak | ||
| General | darken v. | karıştırmak | ||
| General | darken v. | anlaşılması zor hale getirmek | ||
| General | darken v. | esmerleşmek | ||
| General | darken v. | yüzü düşmek | ||
| General | darken v. | yüzü asılmak | ||
| General | darken v. | modu düşmek | ||
| General | darken v. | rahatsız olmak | ||
| General | darken v. | karmaşık hale getirmek | ||
| General | darken v. | belirsizleştirmek | ||
| General | darken v. | engellemek | ||
| General | darken v. | umudunu yitirmek | ||
| General | darken v. | karamsar hale gelmek | ||
| General | darken v. | mutsuz etmek | ||
| General | darken v. | umutlarını yıkmak | ||
| General | darken v. | (birini) dımdızlak ortada bırakmak | ||
| General | darken v. | (birinin) tüm şanını yerle bir etmek | ||
| General | darken v. | köreltmek | ||
| General | darken v. | körleştirmek | ||
| General | darken v. | kasvetlendirmek | ||
| Technical | ||||
| Technical | darken v. | koyulaşmak | ||
| Technical | darken v. | siyahlaştırmak | ||
| Computer | ||||
| Computer | darken expr. | koyulaştır | ||