nerving - Turco Inglés Diccionario

nerving

nerving — Definition

Significado:
sinir, cesaret
Pronunciación (IPA):
(AmE /nɜːrv/ – BrE /nɜːv/)
Categoría gramatical:
İsim: nerve (nerves)
Antónimos:
timidity

Significados de "nerving" en diccionario turco inglés : 28 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
nerve n. sinir
The medicine directly affects the nerves.
İlaç doğrudan sinirleri etkilemektedir.

More Sentences
General
nerve n. cesaret
Not many people have the nerve to join the army.
Pek çok insanda orduya katılacak cesaret yok.

More Sentences
nerve n. cüret
Do you really have the nerve to speak after not helping me?
Bana yardım etmedikten sonra konuşmaya cüretin var mı?

More Sentences
nerve n. sinir
The medicine directly affects the nerves.
İlaç doğrudan sinirleri etkilemektedir.

More Sentences
Anatomy
nerve n. sinir
The medicine directly affects the nerves.
İlaç doğrudan sinirleri etkilemektedir.

More Sentences
General
nerve n. soğukkanlılık
nerve n. kuvvet
nerve n. gayret
nerve n. yüzsüzlük
nerve n. metanet
nerve n. asap
nerve n. küstahlık
nerve n. çaba
nerve n. özgüven
nerve n. kiriş
nerve n. itidal
nerve n. hassas nokta
nerve n. (bir duygunun, davranışın) güç kaynağı
nerve v. cesaret vermek
nerve v. cesaretlendirmek
nerve v. yüreklendirmek
nerve v. cesaret vermek
Technical
nerve n. ham kauçuğun dayanıklılığı ve kalitesi
Medical
nerve n. nerf
Dentistry
nerve n. dişin içindeki öz
Botanic
nerve n. yaprak damarı
nerve n. yaprağın orta damarı
Entomology
nerve n. (böcekte) kanat damarı

Significados de "nerving" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
tenth cranial nerve n. onuncu kafa siniri
nerve center n. kalp
sympathetic nerve n. sempatik sinir
nerve center n. merkez
nerve track n. sinirlerin geçtiği yer
trigeminal nerve n. üçlü sinir
nerve gas n. sinir gazı
nerve tissue n. sinir dokusu
autonomic nerve system n. otonom sinir sistemi
nerve sensation n. sinir duyarlılığı
last nerve n. avustralyalı bir punk grubu
last nerve n. son sinir
acoustic nerve n. duyma siniri
lose one's nerve v. cesaretini kaybetmek
have the nerve to v. cüret etmek
take a lot of nerve v. yürek istemek
strain every nerve v. paralanmak
strain every nerve v. yırtınmak
get up the nerve to v. bir şey yapmak için cesaretini toplamak
strain every nerve v. büyük bir çaba göstermek
lose one's nerve v. ürkmek
strain every nerve (to do something) v. şartlarını zorlamak
strain every nerve v. elinden geleni yapmak
nerve oneself v. cesaretini toplamak
hit a raw nerve v. bamteline basmak
build up the nerve v. cesaretini toplamak
lose one's nerve v. siniri bozulmak
lose one's nerve v. sinirlenmek
stimulate the nerve endings v. sinir uçlarını uyarmak
nerve racking adj. sinirlendirici
nerve wracking adj. sinirlendirici
nerve-wracking adj. can sıkıcı
nerve-racking adj. sinir bozucu
nerve-wracking adj. sinir bozucu
nerve-wracking adj. sinirlendiren
nerve-shaken adj. çarpıntı veya sinir hastalığı tarafından etkilenmiş
nerve-shaken adj. sinirleri zayıflamış
nerve-shaken adj. sinirleri sarsılmış
nerve-shaken adj. şok olmuş
Colloquial
nerve-racking wait n. endişeli bekleyiş
some nerve n. büyük kararlılık
some nerve n. cüret
some nerve n. sağlam duruş
some nerve n. ciddi yüreklilik
some nerve n. terbiyesizce bir cesaret
some nerve n. yüzsüzce bir cesaret
some nerve n. cahilce bir cesaret
some nerve n. sağlamlık
some nerve n. arsızlık
some nerve n. büyük yüreklilik
some nerve n. büyük azim
some nerve n. büyük cesaret
get enough nerve up v. yeterli cesareti olmak
get enough nerve up v. cesaretini toplamak
get enough nerve up v. kendinde yeterli cesareti bulmak
of all the nerve! expr. bu ne terbiyesizlik/kabalık
the nerve of some people expr. yüzsüzlüğün bu kadarı
I like (someone's) nerve expr. özgüvenine bayıldım
I like (someone's) nerve expr. cesaretine hayran kaldım
you have got some nerve expr. ne kadar yüzsüzsün
you've got nerve expr. ne kadar yüzsüzsün
you have got some nerve expr. amma yüzsüzsün
you've got nerve expr. ne kadar yüzsüzsün
you've got nerve expr. amma yüzsüzsün
you've got nerve expr. amma yüzsüzsün
where does (one) get the nerve? expr. (biri) buna nasıl cüret ediyor?
where does (one) get the nerve? expr. (biri) bu cesareti nereden alıyor/buluyor?
where does (one) get the nerve? expr. (biri) bu cüreti nereden buluyor?
where does (one) get the nerve? expr. (biri) nasıl bu kadar arsız olabiliyor?
where does (one) get the nerve? expr. (biri) nereden cesaret alıyor/buluyor?
you've got a lot of nerve expr. çok küstahsın
you've got a lot of nerve expr. çok saygısızsın
you've got a lot of nerve expr. çok arsızsın
you've got a lot of nerve expr. çok cesursun
you've got a lot of nerve expr. çok yüzsüzsün
you've got a lot of nerve expr. utanmazsın
you've got a lot of nerve expr. yürek yemişsin
you've got a lot of nerve expr. gözün pek
you've got a lot of nerve expr. çok küstahsın
you've got a lot of nerve expr. çok pişkinsin
what nerve! exclam. bu ne terbiyesizlik/kabalık!
Idioms
brass nerve n. utanmaz
brass nerve n. (bir şeyi yapacak kadar) sinirleri sağlam olma
brass nerve n. cesareti olma
brass nerve n. cesaret etme
brass nerve n. küstah
brass nerve n. yüzsüz
brass nerve n. arsız
brass nerve n. bir şey yapma cesaretini gösterme
brass nerve n. cüret etme
brass nerve n. (bir şeyi yapmaya) sinirleri dayanma
brass nerve n. (bir şeyi yapacak) yüzü olma/bulma
brass nerve n. (bir şeyi yapmayı) gözü yeme
a lot of nerve n. büyük azim
a lot of nerve n. gözü peklik
a lot of nerve n. büyük sağlamlık
a lot of nerve n. büyük yüzsüzlük
a lot of nerve n. büyük küstahlık
a lot of nerve n. büyük cüret
a lot of nerve n. büyük arsızlık
a lot of nerve n. büyük cesaret
a lot of nerve n. yürek yemişlik
a lot of nerve n. büyük yürek
a lot of nerve n. büyük pişkinlik
lot of nerve n. büyük cesaret
lot of nerve n. yürek yemişlik
lot of nerve n. büyük azim
lot of nerve n. büyük küstahlık
lot of nerve n. büyük yüzsüzlük
lot of nerve n. büyük kabalık
lot of nerve n. büyük cüret
lot of nerve n. büyük arsızlık
lot of nerve n. büyük pişkinlik
lot of nerve n. gözü peklik
strain every nerve v. tüm şartları zorlamak
touch a raw nerve v. moralini bozmak
touch a raw nerve v. gına getirmek
touch a nerve v. moralini bozmak
strain every nerve v. her çareye başvurmak
strain every nerve v. her yolu denemek
touch a nerve v. canını sıkmak
hit a raw nerve v. moralini bozmak
hit a nerve v. gına getirmek
hit a raw nerve v. canını sıkmak
hit a nerve v. moralini bozmak
hit a nerve v. canını sıkmak
touch a raw nerve v. canını sıkmak
touch a nerve v. gına getirmek
hit a raw nerve v. gına getirmek
strain every nerve v. çalmadık kapı bırakmamak
have the nerve to v. cüret etmek
get enough nerve up (to do something) v. (birşeyi yapmak için) yeterli cesareti olmak
get the nerve up (to do something) v. (birşeyi yapmak için) yeterli cesareti olmak
touch a raw nerve v. kanayan yaraya parmak basmak
strike a raw nerve v. can evinden vurmak
get enough nerve up (to do something) v. (bir şeyi yapmak için) cesaretini toplamak
get the nerve up (to do something) v. (bir şeyi yapmak için) kendinde yeterli cesareti bulmak
get the nerve up (to do something) v. (bir şeyi yapmak için) cesaretini toplamak
get enough nerve up (to do something) v. (bir şeyi yapmak için) kendinde yeterli cesareti bulmak
take a lot of nerve v. yüzsüz olmak
have a lot of nerve v. çok küstah/arsız olmak
take a lot of nerve v. çok küstah/arsız olmak
have a lot of nerve v. yüzsüz olmak
put a strain on somenone's nerve v. sinirlerini germek
strain every nerve v. elinden geleni yapmak
hit a nerve v. yarasına tuz basmak
hit a nerve v. damarına basmak
hold (one's) nerve v. sinirine hakim olmak
hold (one's) nerve v. sakin kalmak
hold (one's) nerve v. kendini tutmak