yapacak - Turco Inglés Diccionario

yapacak

Significados de "yapacak" en diccionario inglés turco : 1 resultado(s)

Turco Inglés
General
yapacak gonna abrev.

Significados de "yapacak" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
yapacak bir şey yok nothing to do n.
yapacak şeyi olmama inoccupation n.
kendini belirli bir şeyi yapacak kadar güçlü hissetmek feel up to v.
... yapacak kapasiteye sahip olmak have the capacity for v.
yapacak başka bir şeyi kalmamak have nothing else to do v.
yapacak bir şeyi kalmamak have nothing else to do v.
yapacak bir şeyi kalmamak have nothing to do v.
yapacak bir şeyi kalmamak have nothing else (left) to do v.
yapacak bir şeyi kalmamak got nothing left to do v.
kendi yerine yapacak başkaları olmak be in good company v.
yapacak çok şeyi olmak have a lot to do v.
yapacak çok şeyi olmak have many things to do v.
yapacak çok şeyi olmak have lots of things to do v.
yapacak çok işi olmak have lots of things to do v.
yapacak çok işi olmak have many things to do v.
yapacak çok işi olmak have a lot to do v.
yapacak çok az şeyi olmak have little to do v.
yapacak bir şeyi olmamak have nothing to do v.
(bir şeyi yapacak) son kişi olmak be the last person (to do something) v.
yapacak işleri olmak have something doing v.
yapacak işleri olmak have something on v.
satışı yapacak başka birini bulmak find somebody else to sell v.
(bir şeyi) neredeyse yapacak olmak come close v.
yapacak başka işleri olmak have other thing to do v.
bir şeyi yapacak gücü olmamak be powerless to do v.
uç kısımları geçme yapacak şekilde birleştirmek lap timbers v.
(bir şeyi) yapacak kapasiteye sahip olmak contain v.
yapacak iş vermek put to work v.
yapacak durumda olmamak be in no condition v.
yapacak işi az olan underoccupied adj.
yapacak fazla işi olmayan underoccupied adj.
tuvaletini dışarıya yapacak şekilde eğitilmiş (evcil hayvan) housebroke adj.
Phrasals
(birini bir şey yapacak kadar) korkutmak frighten (one) into (something) v.
(birini/bir hayvanı) bir şey yapacak kadar korkutmak frighten (someone or an animal) into doing something v.
(bir şey) yapacak gücü, enerjiyi kendinde bulmak feel up to (something) v.
kendini (bir şey) yapacak kadar güçlü, enerjik hissetmek feel up to (something) v.
bir şey yapacak kadar korkutmak frighten into doing v.
Phrases
yapacak olmak be bousta (about to [do something]) v.
benim için maktan başka yapacak bir şey yoktu there was no course open to me but to expr.
çocuk çocukluğunu yapacak illa ki kids will be kids expr.
yapacak bir şey yok it can't be helped expr.
Proverb
çocuktur yapacak boys will be boys
yapacak işi olmayanlar önünde sonunda yanlış işler yapmaya başlarlar the devil makes work for idle ˈhands
yapacak işi olmayanın belaya/suça bulaşması kolay olur the devil makes work for idle hands
yapacak bir şey yok it's ill striving against the stream
yapacak işi olmayanın belaya/suça bulaşması kolay olur the devil makes work for idle hands to do
Colloquial
değişiklik yapacak yer/zaman room for maneuver n.
değişiklik yapacak alan room to maneuver n.
değişiklik yapacak yer/zaman room to maneuver n.
değişiklik yapacak alan room for maneuver n.
yapacak daha önemli şeyler/işler better things to do n.
yapacak daha iyi şeyler/işler better things to do n.
yarasına pansuman yapacak bir şeyler aramak look for something to dress one’s wound with v.
yarasına pansuman yapacak bir şeyler bulmak find something to dress one’s wound with v.
yapacak daha ilginç şeyleri olmak have more interesting things to do v.
bir şeyi yapacak zamanı olmak get the time v.
bir şeyi yapacak ilk insan olmak be the first person to do something v.
bir şeyi yapacak son insan olmak be the last person to do something v.
kendine yapacak bir şeyler bulmak keep yourself busy v.
(kendine) yapacak bir şeyler bulmak keep (oneself) busy v.
bir şey havasında/bir şey yapacak havada olmamak be in no mood for something/for doing something v.
bir şey modunda/bir şey yapacak modda olmamak be in no mood for something/for doing something v.
bir şey yapacak halde olmamak be in no mood to do something v.
bir şey yapacak kadar ileri gitmek go so far as to do something v.
işi bir şey yapacak kadar ileri götürmek go as far as to do something v.
bir şey yapacak kadar ileri gitmek go as far as to do something v.
işi bir şey yapacak kadar ileri götürmek go so far as to do something v.
(bir şey yapacak) kadar ileri gitmek go so far as (doing something) v.
yapacak çok şeyi olmak have a lot going for it v.
yapacak bir şey yok there we go expr.
yapacak bir şey yok it is what it is expr.
artık yapacak bir şey kalmadı it is what it is expr.
yapacak bir şey yok that's (just) the way it plays expr.
yapacak halde değil in no mood to do expr.
(bir şey yapacak) halde değil in no mood to (do something) expr.
yapacak bir şey yok oh well exclam.
Idioms
(bir şeyi yapacak kadar) sinirleri sağlam olma brass nerve n.
(bir şeyi yapacak) yüzü olma/bulma brass neck [uk] n.
(bir şeyi yapacak) yüzü olma/bulma brass nerve n.
(bir şeyi yapacak kadar) sinirleri sağlam olma brass neck [uk] n.
yapacak işi olmayıp birlikte takılan zengin kadınlar ladies who lunch n.
(yapacak) dünya kadar şey a hundred/thousand/million and one things/things to do n.
(yapacak) pek çok şey a hundred/thousand/million and one things/things to do n.
(yapacak) yüklü miktarda şey a hundred/thousand/million and one things/things to do n.
(yapacak) çok sayıda/miktarda şey a hundred/thousand/million and one things/things to do n.
yapacak çok şey/iş a lot on (one's) plate n.
(yapacak) yüzlerce/binlerce/milyonlarca şey a hundred/thousand/million and one things/things to do n.
(yapacak) bir hayli şey a hundred/thousand/million and one things/things to do n.
(yapacak) sürüsüne bereket şey a hundred/thousand/million and one things/things to do n.
(yapacak) çok fazla şey a hundred/thousand/million and one things/things to do n.
yapacak daha önemli bir iş bigger fish to fry n.
yapacak daha ilginç şeyler bigger fish to fry n.
yapacak daha önemli işler bigger fish to fry n.
yapacak iş fish to fry n.
değişiklik yapacak alan room for manoeuvre n.
değişiklik yapacak alan freedom of for manoeuvre n.
değişiklik yapacak yer/zaman freedom of maneuver n.
değişiklik yapacak alan freedom of maneuver n.
değişiklik yapacak yer/zaman room for manoeuvre n.
değişiklik yapacak yer/zaman freedom of for manoeuvre n.
yapacak daha önemli bir iş other fish to fry n.
yapacak yığınla iş full plate n.
yapacak daha ilginç şeyler other fish to fry n.
yapacak daha iyi bir iş other fish to fry n.
yapacak başka işler other fish to fry n.
yapacak daha önemli işler other fish to fry n.
yapacak daha iyi kazançlı bir işi olmak have other fish to fry v.
yapacak işi olmamak have time on one's hands v.
yapacak zor bir işi olmak have one's work cut out v.
yapacak çok işi olmak have a lot on one's plate v.
yapacak çok işi olmak have too much on one's plate v.
yapacak bir yığın işi olmak have a full plate v.
bir şeyi yapacak en son insan olmak be the last person (to do something) v.
yapacak gücü kalmamak be all done in v.
yapacak gücü kalmamak be done in v.
yapacak bir şeyi olmamak be at a loose end v.
yapacak bir şeyi olmamak be at loose ends v.
yapacak başka işleri olmak have other fish to fry v.
yapacak daha önemli işleri olmak have more important fish to fry v.
yapacak daha ilginç şeyleri olmak have more important fish to fry v.
yapacak başka işleri olmak have bigger fish to fry v.
yapacak daha ilginç şeyleri olmak have bigger fish to fry v.
yapacak daha önemli işleri olmak have other fish to fry v.
yapacak başka işleri olmak have more important fish to fry v.
yapacak daha ilginç şeyleri olmak have other fish to fry v.
yapacak daha önemli işleri olmak have bigger fish to fry v.
bir şeyi neredeyse yapacak olmak come within a whisker of something v.
... yapacak kadar alçalmak/düşmek/küçülmek be reduced to doing something v.
kendinde bir şeyi yapacak enerjiyi bulmak/toplamak get up a head of steam v.
kendinde bir şeyi yapacak enerjiyi bulmak/toplamak build up a head of steam v.
kendinde bir şeyi yapacak enerjiyi bulmak/toplamak work up a head of steam v.
bir şeyi yapacak havada olmamak be in no mood to do something v.
yapacak daha önemli bir işi olmak have other fish to fry v.
yapacak daha önemli bir işi olmak have bigger fish to fry v.
yapacak daha önemli bir işi olmak have more important fish to fry v.
yapacak gibi görünmemek cannot seem to do something v.
bir işi yapacak cesareti olmak be man enough to do something v.
aptallık yapacak kadar sarhoş olmak have drunk wine of ape v.
az daha/neredeyse (bir şey) yapacak olmak be within a whisker of (something) v.
bir şeyi yapacak kadar alçalmak be not above (doing something) v.
bir şeyi yapacak seviyeye inmek not be above v.
bir şeyi yapacak seviyeye inmek be not above (doing something) v.
bir şeyi yapacak kadar alçalmak not be above v.
(bir şey yapacak) bir sebebi olmamak have no cause to (do something) v.
(bir şeyi yapacak) cesareti bulmak summon up the courage to (do something) v.
(bir şeyi yapacak) yürekliliği göstermek pluck/screw/summon up (your/the) courage (to do something) v.
birine bir şeyi yapacak saygıyı göstermek do somebody the courtesy of doing something v.
eve gelince hiçbir şey yapacak hali kalmamak hang up (one's) fiddle when (one) comes home v.
(bir şeyi) yapacak kadar iyi olmak have the (good) grace to (do something) v.
(bir şeyi) yapacak kadar iyi olmak have the courtesy to (do something) v.