making - Turc Anglais Dictionnaire

making

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

making — Definition

Signification:
yapım, oluşum
Prononciation (IPA):
(AmE /ˈmeɪkɪŋ/ – BrE /ˈmeɪkɪŋ/)
Partie du discours:
İsim: making (uncountable)
Synonymes:
creation, formation
Antonymes:
destruction

Sens de "making" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 21 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
making n. yapma
I also support the proposals for law making that you have just mentioned.
Ayrıca az önce bahsettiğiniz kanun yapma önerilerini de destekliyorum.

More Sentences
General
making n. yapı
That had no precedent ever in European law making.
Bunun Avrupa kanun yapımında hiçbir emsali yoktur.

More Sentences
making n. üretim
Scientists involved in the making of this glass were awarded by the company.
Bu camın üretim sürecinde katkısı olan bilim insanları şirketten ödül aldılar.

More Sentences
making n. etme
making n. teşekkül
making n. yapım
making n. imal
making n. mamul madde
making n. üretilen/imal edilen miktar
making n. başarı elde etme yolu
making n. potansiyelini gerçekleştirme yolu
making n. tek seferde yapılan şey
making n. tek seferde yapılan miktar
making n. yükselmeye giden yol
making n. imkan
making n. potansiyel
making n. büyüme süreci
making n. gelişme süreci
making N. oluşum
Trade/Economic
making n. fabrikasyon
making n. imalat

Sens de "making" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
making difficult n. güçleştirme
making someone drink n. içirme
General
making fun of somebody n. dalga geçme
making face n. surat etme
putty making n. macunculuk
making someone jump n. atlatma/zıplatma
making up n. uydurma
administrative rule making n. idari kanun yapma
making rare n. seyreltme
making heavier n. ağırlaştırma
image making n. imaj yaratma
aba making n. abacılık
wine making n. şarap yapımı
making or selling canned food n. konservecilik
making somebody jump n. atlatma
road making n. yol yapımı
making love n. sevişme
making big n. büyütme
radiator making n. radyatörcülük
making someone walk n. birini yürütme
special office for making coffee n. kahve ocağı
making an effort n. çaba sarf etme
making a blunder n. pot kırma
making more difficult n. ağırlaştırma
making face n. surat asma
making something go with n. yakıştırma
making up n. mizanpaj
love making n. sevişme
multiple criteria decision making n. çok ölçütlü karar verme
lace making n. dantel işi
making somebody walk n. yürütme
making up n. telafi etme
sack making n. çuvalcılık
bread making n. ekmekçilik
jewelry making n. mücevherat yapımı
decision making n. karar verme
wooden toy making n. tahta oyuncak yapımı
clock and watch making n. saat yapımı
wine and wine making n. şarap ve şarap yapımı
furniture making n. mobilya yapımı
bomb making n. bomba yapımı
making a restriction n. tasarrufta bulunma
making progress n. gelişme kaydetme
making a tender n. ihale düzenleme
decision making tools n. karar verme araçları
rule making n. kural koyuculuk
cabinet making n. ince marangozluk
boiler-making industry n. kazan yapım endüstrisi
hand-printed head scarve making n. yemenicilik
decision-making period n. karar verme süreci
decision-making n. karar verme
match-making n. çöpçatanlık
film-making n. filmcilik
rain-making n. yapay olarak yağmur yağdırma
merry-making n. düğün dernek
mischief-making n. arabozanlık
mischief-making n. fitnecilik
mischief-making n. arabozuculuk
rain-making n. yağmur miktarını artırma
policy-making n. politika oluşturma
the art of tile-making n. çinicilik
trouble-making n. sorun yaratma
rule-making n. kural koyuculuk
mischief-making n. karıştırıcı
decision making mechanism n. karar verme mekanizması
model making n. maket yapımı
risk-based decision-making n. risk tabanlı karar alma
possibility of making a mistake n. hata yapma olasılığı
possibility of making a mistake n. yanlış yapma olasılığı
sense-making n. sezme kabiliyeti
sense-making n. hissetme yeteneği
meaning making n. anlam yaratma
coffee making machine n. kahve yapma makinesi
coffee making machine n. kahve makinesi
reactive decision making n. tepkisel karar verme
freedom of decision making n. karar verme özgürlüğü
computer assisted decision making n. bilgisayar destekli karar verme
sense-making n. anlam verme
sense-making n. anlamlandırma
multi-criteria decision-making model n. çok kriterli karar verme modeli
shoe-making n. ayakkabıcılık
bread making machine n. ekmek yapma makinesi
decision making n. karar üreten
decision-making unit n. karar birimi
decision-making unit n. karar verme birimi
cabinet-making n. marangozluk
cabinet-making n. doğrama işi
decision-making authority n. karar verme yetkisi
creative problem-solving and decision-making n. yaratıcı problem çözme ve karar verme
making a leg n. sağ bacak geri çekilerek yapılan abartılı bir reverans
I'm making a cake n. kek yapıyorum
making sentence n. cümle kurma
strategic decision-making n. stratejik karar verme
spell making n. büyü yapma
making-up n. dayanıklı hale getirme
making known n. bilgiyi aktaran veya yayan konuşma eylemi
making-up n. samimi olma
making-up n. uzlaşma
making-up n. uyumlu olma
making water n. idrar çıkarma için kullanılan bir örtmece sözcük
making water n. su dökme
money-making n. para kazanma
love-making n. yakınlık gerektiren eylemler
love-making n. sıkıca sarılma
love-making n. kur yapma
love-making n. kur
love-making n. öpme
love-making n. flört
decision-making n. karar alma
decision-making table n. karar alma masası
key making n. anahtarcılık
making someone drink n. içirme
making difficult n. güçleştirme
making someone vomit n. kusturma
dictionary-making n. sözlük derleme
dictionary-making n. sözlükçülük
have trouble making ends meet v. darlık çekmek
have a hard time making ends meet v. geçim sıkıntısı çekmek
be the making of v. birini adam etmek
be the making of v. birinin başarısına neden olmak
be involved in the decision-making process v. karar alma sürecine katılmak
stop making honey v. bal yapmayı kesmek
be making its way into retail stores v. mağazalarda yerini almak
be afraid of making enemies v. düşman edinmekten korkmak
admit to making a mistake v. hata yapmayı kabullenmek
profit making adj. kar getiren
used for making salad adj. salatalık
money making adj. para getiren
suitable for making pilaf adj. pilavlık
epoch making adj. çığır açan
cringe-making adj. utandırıcı
epoch-making adj. çığır açan
cringe-making adj. utandıran
trouble-making adj. sorun yaratan
non-profit-making adj. kar amacı gütmeyen
culture-making adj. kültür oluşturucu
nonprofit-making adj. kar amacı gütmeyen
epoch-making adj. çağ atlatan
epoch-making adj. çığır açan
money-making adj. para kazandıran
money-making adj. para getiren
policy-making adj. politika belirleme sürecine dahil olan
policy-making adj. politika belirlemeye ilişkin
policy-making adj. politika belirlemeye ait
policy-making adj. politika belirleyen
policy-making adj. politika yapan
sick-making adj. midesini bulandıran
sick-making adj. içini kaldıran
sick-making adj. kıskandıran
sick-making adj. rahatsız eden