shoes - Turc Anglais Dictionnaire

shoes

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Sens de "shoes" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 4 résultat(s)

Anglais Turc
General
shoes n. ayakkabılar
The addition to children's shoes and clothes is also unacceptable.
Çocukların ayakkabı ve kıyafetlerine yapılan ilaveler de kabul edilemez.

More Sentences
shoes n. ekonomik, sosyal veya hiyerarşik konum
shoes n. (birinin) belirli bir olaya bakış açısı
Slang
shoes n. arabanın tekerleri veya jantları

Sens de "shoes" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
General
maker of cheap shoes n. kavaf
pointe shoes n. bale ayakkabısı
leather shoes n. deri ayakkabı
repairer of shoes n. kunduracı
a pair of shoes n. bir çift ayakkabı
steel toe shoes n. çelik burunlu ayakkabı
snow shoes n. kar ayakkabıları
seller of shoes n. kunduracı
shining shoes n. lostra
seller of cheap shoes n. kavaf
jogging shoes n. jogging ayakkabısı
low-heeled shoes n. kısa topuklu ayakkabı
rubber shoes n. lastik ayakkabı
training shoes n. spor ayakkabısı
ankle shoes n. atkılı ayakkabı
running shoes n. spor ayakkabısı
tennis shoes n. spor ayakkabısı
tennis shoes n. tenis ayakkabısı
sport shoes n. spor ayakkabısı
gym shoes n. spor ayakkabısı
running shoes n. koşu ayakkabısı
thousands of pairs of shoes n. binlerce çift ayakkabı
summer shoes n. yazlık ayakkabı
jelly shoes n. yarı saydam plastik ayakkabı
jelly shoes n. plastik şeffaf ayakkabı
a pair of heavy shoes n. bir çift ağır/büyük ayakkabı
nice shoes n. güzel/hoş ayakkabılar
goody-two-shoes n. iyi/tatlı kimse
ballet shoes n. bale ayakkabısı
a pair of new shoes n. bir çift yeni ayakkabı
cloth shoes n. bez ayakkabı
court shoes n. kısa ve kalın topuklu kadın ayakkabısı
heavy shoes n. postal
flat shoes n. düz ayakkabı
ballerina shoes n. babet
ballerina shoes n. balerin ayakkabısı
flat shoes n. babet
beach shoes n. deniz ayakkabısı
sea shoes n. deniz ayakkabısı
sea shoes n. plaj ayakkabısı
beach shoes n. plaj ayakkabısı
high-heel shoes n. yüksek topuklu ayakkabı
diving shoes n. dalış ayakkabısı
diving shoes n. dalgıç ayakkabısı
diving shoes n. dalgıç patiği
shopping for shoes n. ayakkabı alışverişi
mountain shoes n. dağ ayakkabısı
house shoes n. ev ayakkabısı
elevator shoes n. platformlu ayakkabılar
elevator shoes n. iç platformlu ayakkabılar
ox shoes n. öküz nalı
goody two-shoes n. süt kuzusu
goody two-shoes n. muhallebi çocuğu
co-respondent shoes n. iki renkli erkek ayakkabısı
wait for a dead man's shoes v. miras beklemek
shrink into one's shoes v. büzülüp kalmak
put on one's shoes v. ayağını giymek
take off one's shoes v. ayyakkabı çıkarmak
shine shoes v. ayakkabı boyamak
put on one's shoes v. ayakkabı giymek
walk in other people's shoes v. kendini başkalarının yerine koymak
(one's shoes) pinch one's feet v. ayağını sıkmak
(one's shoes) pinch one's feet v. ayakkabı ayağını vurmak
take off shoes v. ayakkabı çıkarmak
(one's shoes) press against one's feet v. ayağını sıkmak
(one's shoes) press against one's feet v. ayakkabı ayağını vurmak
wait for dead men's shoes v. mirasa konmayı beklemek
put oneself into someone's shoes v. kendini birinin yerine koymak
buy shoes v. ayakkabı almak
buy a pair of shoes v. ayakkabı almak
repair shoes v. ayakkabı tamir etmek
take off one’s shoes v. ayakkabılarını çıkarmak
buy a pair of shoes v. bir çift ayakkabı satın almak
buy a pair of shoes v. bir çift ayakkabı almak
walk into the house with shoes on v. eve ayakkabıyla girmek
make shoes v. ayakkabı yapmak
Phrases
with your shoes on expr. ayakkabı ile
with your shoes on expr. ayakkabıyla
Proverb
it's ill waiting for dead men's shoes mirasa konmak için ölmesini beklemek
it's ill waiting for dead men's shoes ölmeden mezara koymak
it's ill waiting for dead men's shoes birinin malında gözü olmak
it's ill waiting for dead men's shoes ölmeden mezara sokmak
cobbler's children have no shoes terzi kendi söküğünü dikemez
cobbler's children have no shoes terzi kendi söküğünü dikemezmiş
don't judge a man until you have walked (a mile) in his shoes kendini birinin yerine koymadan yargılama
don't judge a man until you have walked (a mile) in his shoes birini anlayıp dinlemeden yargılama
don't judge a man until you have walked (a mile) in his shoes yaşamadan yargılama
Colloquial
high-button shoes n. eski/geçmiş zamanların sembollerinden biri
high-button shoes n. eski bir devrin ayakkabısı
high-button shoes n. önden bağlamalı uzun konçlu ayakkabı
high-button shoes n. nostaljik ayakkabı
high-button shoes n. yarım/kısa çizme
high-button shoes n. bot gibi ayakkabı
need better shoes v. daha iyi ayakkabılara ihtiyacı olmak
put yourself in other people's shoes expr. kendini diğer insanların yerine koy
put yourself into his shoes expr. kendini onun yerine bir koy
put yourself into her shoes expr. kendini onun yerine bir koy
daddy needs a new pair of shoes expr. zar atmadan önce söylenen şans cümlesi
daddy needs (new) shoes expr. zar atmadan önce söylenen şans cümlesi
daddy needs a new pair of shoes expr. babacığın (yeni) ayakkabılara ihtiyacı var
daddy needs a new pair of shoes expr. hadi kemik göreyim seni
daddy needs (new) shoes expr. hadi kemik göreyim seni
daddy needs (new) shoes expr. babacığın (yeni) ayakkabılara ihtiyacı var
(the) baby needs (new) shoes expr. hadi kemik
baby needs a new pair of shoes expr. hadi kemik
(I) wouldn't want to be in (someone's) shoes expr. (birinin) yaşadığını yaşamak istemezdim
(I) wouldn't want to be in (someone's) shoes expr. (birinin) durumuna düşmek istemezdim
(I) wouldn't want to be in (someone's) shoes expr. (birinin) düştüğü duruma düşmek istemezdim
(I) wouldn't want to be in (someone's) shoes expr. (birinin) yerinde olmak istemezdim
Idioms
goody two shoes person n. hep iyi olan, asla kötü olamayan, mükemmel davrandığını sanan kişi
a goody two-shoes n. melek gibi kimse
a goody two-shoes n. aşırı derecede iyi kimse
a goody two-shoes n. ailesini, öğretmenlerini memnun etmeye çalışan kimse
a goody two-shoes n. muhallebi çocuğu
a goody two-shoes n. hiç yanlış bir şey yapmayan kimse
a goody two-shoes n. başkalarına yaranmaya çalışan kimse
a goody two-shoes n. kuralların dışına çıkmayan kimse
a goody two-shoes n. iyilik timsali
dead men's shoes n. ölen kişiden kalan mevki/koltuk
dead men's shoes n. birinin ölümüyle devrolan yer/pozisyon
goody two-shoes n. muhallebi çocuğu
goody two-shoes n. iffet taslayan kimse
goody two-shoes n. bağnaz kimse
goody two-shoes n. iyilik timsali
goody two-shoes n. aşırı namuslu geçinen kimse
goody two-shoes n. kendini beğenmiş kimse
goody two-shoes n. süt kuzusu
goody two-shoes n. doğrucu davut
goody two-shoes n. erdemlilik taslayan kimse
goody two-shoes n. kuralların dışına çıkmayan kimse
fill someone's shoes v. yerini doldurmak
step into someone's shoes v. birinin yerini doldurmak
shiver in one's shoes v. üç buçuk atmak
shake in one's shoes v. üç buçuk atmak
shiver in one's shoes v. ödü kopmak
shake in one's shoes v. ödü kopmak
shiver in one's shoes v. ödü bokuna karışmak
shake in one's shoes v. ödü patlamak
wait for a dead man's shoes v. (birinin) ölümünü dört gözle beklemek
place oneself in someone else's shoes v. kendini başka birisinin yerine koymak
fill somebody's shoes v. birinin işini yapmak
put yourself in somebody's shoes v. kendini başkasının yerine koymak
put oneself into someone's shoes v. kendini başka birinin yerine koymak
put oneself into someone's shoes v. kendini başka birisinin yerine koymak
put oneself into someone's shoes v. kendini başkasının yerine koymak
put oneself into someone's shoes v. kendini birinin yerine koymak
put oneself into someone's shoes v. kendini birisinin yerine koymak
walk in one's shoes v. kendini bir başkasının yerine koymak
walk in someone's shoes v. kendini bir başkasının yerine koymak
put oneself in someone else's shoes v. kendini bir başkasının yerine koymak