| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Genel | ||||
| Genel | awe i. | huşu | ||
|
With deep and reverent awe I replaced the candelabrum in its former position. Derin ve saygılı bir huşu içinde şamdanı eski yerine yerleştirdim. More Sentences |
||||
| Genel | awe i. | hayranlık | ||
|
Nick feels great awe for his boss, Rachel. Nick, patronu Rachel'a büyük bir hayranlık duyuyor. More Sentences |
||||
| Genel | awe f. | huşu içinde bırakmak | ||
|
The people in the church were awed by the priest's words. Kilisedekiler papazın sözleri karşısında huşu içinde kalmışlardı. More Sentences |
||||
| Genel | awe i. | sakınma | ||
| Genel | awe i. | dehşet | ||
| Genel | awe i. | korkuyla karışık şaşkınlık | ||
| Genel | awe i. | korku | ||
| Genel | awe i. | haşmet | ||
| Genel | awe i. | korkuyla karışık saygı | ||
| Genel | awe i. | korku ve merakla karışık saygı | ||
| Genel | awe i. | yoğun merak | ||
| Genel | awe i. | aşırı hayranlık | ||
| Genel | awe f. | korku vermek | ||
| Genel | awe f. | korkutmak | ||
| Genel | awe f. | -i dehşete düşürmek | ||
| Genel | awe f. | şaşkına uğratmak | ||
| Genel | awe N. | hayranlıkla karışık saygı | ||
| Denizcilik | ||||
| Denizcilik | awe i. | değirmen çarkındaki levha veya kova | ||
| Denizcilik | awe i. | yel değirmenindeki bir yelken | ||