| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | charm i. | albeni | ||
|
Man is judged by his courage, woman by her charm. Erkek cesaretiyle, kadın albenisiyle değerlendirilir. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | charm i. | cazibe | ||
|
Most of the travellers come here because of the charm of this small town. Gezginlerin çoğu bu küçük kasabanın cazibesi nedeniyle buraya geliyor. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | charm i. | çekicilik | ||
|
Boston has everything, from a true American history to a vibrant culture and a natural charm. Boston, gerçek bir Amerikan tarihinden canlı bir kültüre ve doğal bir çekiciliğe kadar her şeye sahiptir. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | charm i. | tılsım | ||
|
He bought a charm bracelet as a gift for her birthday. Doğum günü hediyesi olarak tılsımlı bir bileklik aldı. More Sentences |
||||
| Genel | charm i. | büyü | ||
|
It is believed that vampires have a charm that helps them hunt their prays. Vampirlerin kurbanlarını avlamalarına yardımcı olan bir büyüleri olduğuna inanılır. More Sentences |
||||
| Genel | charm f. | cezbetmek | ||
|
Mary tried to charm Tom. Mary, Tom'u cezbetmeye çalıştı. More Sentences |
||||
| Genel | charm f. | büyülemek | ||
|
He charmed his listeners with his sweet voice. Tatlı sesiyle dinleyicilerini büyüledi. More Sentences |
||||
| Genel | charm f. | hayran bırakmak | ||
|
Phil Collins charmed the audience at the concert. Phil Collins konserde seyircileri kendine hayran bıraktı. More Sentences |
||||
| Genel | charm f. | hayran bırakmak | ||
|
Phil Collins charmed the audience at the concert. Phil Collins konserde seyircileri kendine hayran bıraktı. More Sentences |
||||
| Genel | charm f. | cezbetmek | ||
|
Mary tried to charm Tom. Mary, Tom'u cezbetmeye çalıştı. More Sentences |
||||
| Genel | charm i. | alım | ||
| Genel | charm i. | muska | ||
| Genel | charm i. | sihir | ||
| Genel | charm i. | letafet | ||
| Genel | charm i. | sevimlilik | ||
| Genel | charm i. | efsun | ||
| Genel | charm i. | bağı | ||
| Genel | charm i. | afsun | ||
| Genel | charm i. | nazarlık | ||
| Genel | charm i. | alımlılık | ||
| Genel | charm i. | bilezik/bileklik üzerine takılan küçük süsleme | ||
| Genel | charm i. | uğur | ||
| Genel | charm i. | uğur getirdiğine inanılan obje | ||
| Genel | charm i. | tılsımlı dua | ||
| Genel | charm i. | sihirli olduğuna inanılan söz | ||
| Genel | charm f. | çekmek | ||
| Genel | charm f. | memnun etmek | ||
| Genel | charm f. | aklını almak | ||
| Genel | charm f. | cazip gelmek | ||
| Genel | charm f. | doğa üstü güçlere sahip olmak | ||
| Genel | charm f. | büyülü bir güç ile korumak | ||
| Genel | charm f. | tılsımlar, müzik ya da tatlı sözle (hayvanı) yönlendirip kontrol etmek | ||
| Genel | charm f. | çok hoşa gitmek | ||
| Genel | charm f. | büyü yapmak | ||
| Genel | charm f. | çok hoşa gitmek | ||
| Genel | charm f. | etkilemek | ||
| Fizik | ||||
| Fizik | charm i. | parçacık fiziğinde tılsım kuarka atfedilmiş olan kuantum özelliği | ||
| Osmanlıca | ||||
| Osmanlıca | charm f. | meftun etmek | ||
| Kuşbilim | ||||
| Kuşbilim | charm i. | (ispinoz için) sürü | ||