halen - Türkçe İngilizce Sözlük

halen

"halen" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 8 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
halen at present zf.
At present, an extension of the trade liberalisation to the service sector is being discussed.
Halen, ticaret serbestleşmesinin hizmet sektörüne kapsayacak şekilde genişletilmesi üzerinde görüşmeler yapılmaktadır.

More Sentences
halen presently zf.
According to official sources, there are presently 40 journalists in prison.
Resmi kaynaklara göre, halen cezaevinde 40 gazeteci vardır.

More Sentences
halen already zf.
Is Tom there already?
Tom halen orada mı?

More Sentences
halen currently zf.
The production or marketing of genetically modified organisms (GMOs) is not currently permitted.
Genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO'lar) üretimi ve pazarlanması halen yasaktır.

More Sentences
halen still zf.
It has been sunny for a while, but there's still some snow on top of the mountains.
Bir süredir hava güneşli ama dağların tepesinde halen biraz kar var.

More Sentences
halen manner of telling i.
halen now zf.
halen actually zf.

"halen" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 36 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
halen daha tartışılmak be still discussed f.
halen devam eden still-continuing s.
halen oturulan (ev vb) still-habitable s.
daha önce başka birinin sahip olduğu fakat halen iyi durumda olan ürün nearly-new s.
halen kullanılan living s.
araba halen garanti kapsamı altında the car is still under warranty expr.
Deyim
geçmişte populer olmuş ve halen daha dillerde olan şarkı a golden oldie i.
halen daha umudu olmak hope against hope f.
(teklif vb) halen daha geçerli olmak hold good for someone f.
(halen daha) zamanı olmak time is on one's side f.
(halen daha) zamanı olmak have time on one's side f.
halen daha umudu olmak hope against all hope f.
halen/şu an devam etmekte olan bir şeyi olmak have something on the go [uk/australia] f.
Konuşma
halen daha belirsiz it remains to be seen expr.
halen daha bekliyorum I'm still waiting expr.
halen daha meşgul müsün? are you still busy? expr.
bunu yapan herkimse halen içerdeydi whoever it was was still in there expr.
anlaşılan halen daha pek yemek yemiyorsun look like you still don't eat much expr.
çantamı hazırlıyorum halen I am still preparing my suitcase expr.
halen çantamı hazırlıyorum I am still preparing my suitcase expr.
eski sevgilime karşı halen bir şeyler hissediyorum I’m not quite over my ex expr.
Ticaret/Ekonomi
işçilerden halen sahip oldukları ücret ve sosyal haklardan fedakarlık etmeleri istenen toplu pazarlık concession bargaining i.
yeni ihraç olunan veya halen var olan süresi bir yıldan uzun borç araçlarının alınıp satıldığı piyasa bond market i.
halen mevcut bir piyasası bulunmayan menkul değer ihracı unseasoned issue i.
halen piyasada mevcut olan bir menkul değerin ihracı seasoned issue i.
halen çalışsın veya çalışmasın iş arayan insanların sayısı actual labor force i.
halen yapılan bir üretimin karşılığı durumunda olmadan devletin kişi veya ailelere mal ve hizmet biçimindeki ödemeleri transfer in kind i.
ihraç edilmiş ve halen tedavülde bulunan issued and outstanding s.
Bilgisayar
halen çalışmakta already running i.
Medikal
halen sigara içen current smoker i.
Deniz Biyolojisi
avustralya'da halen var olan akciğerli bir balık neoceratodus i.
halen hayatta olan ve soyu tükenmiş kolsu ayaklıları kapsayan geniş bir familya terebratulidae i.
halen hayatta olan ve soyu tükenmiş kolsu ayaklıları kapsayan geniş familyaya benzeyen terebratuloid s.
halen hayatta olan ve soyu tükenmiş kolsu ayaklıları kapsayan geniş familyayla ilgili terebratuloid s.
Jeoloji
halen çökelimini sürdürmekte olan alüvyal çökeller contemporaneous alluvial deposits i.
Askeri
halen karşılanmamış talep current unfilled demand i.