| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | reconcile f. | uzlaştırmak | ||
|
The two leaders couldn't reconcile their different ideas on education. İki lider eğitim konusundaki farklı fikirlerini uzlaştıramadı. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | reconcile f. | barıştırmak | ||
|
You rightly said at the beginning that you want to reconcile the public with Europe. Başlangıçta haklı olarak halkı Avrupa ile barıştırmak istediğinizi söylediniz. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | reconcile f. | bağdaştırmak | ||
|
You cannot reconcile the idea of a good technocracy with a debate on democracy. İyi bir teknokrasi fikrini demokrasi tartışmasıyla bağdaştıramazsınız. More Sentences |
||||
| Genel | reconcile f. | uzlaşmak | ||
|
We still need an in-depth discussion of how this can be reconciled. Bunun nasıl uzlaştırılabileceği konusunda hala derinlemesine bir tartışmaya ihtiyacımız var. More Sentences |
||||
| Genel | reconcile f. | barıştırmak | ||
|
You rightly said at the beginning that you want to reconcile the public with Europe. Başlangıçta haklı olarak halkı Avrupa ile barıştırmak istediğinizi söylediniz. More Sentences |
||||
| Hukuk | ||||
| Hukuk | reconcile i. | uzlaşmak | ||
|
We still need an in-depth discussion of how this can be reconciled. Bunun nasıl uzlaştırılabileceği konusunda hala derinlemesine bir tartışmaya ihtiyacımız var. More Sentences |
||||
| Hukuk | reconcile i. | uzlaştırmak | ||
|
The two leaders couldn't reconcile their different ideas on education. İki lider eğitim konusundaki farklı fikirlerini uzlaştıramadı. More Sentences |
||||
| Hukuk | reconcile f. | barışmak | ||
|
Dan and Linda reconciled. Dan ve Linda barıştılar. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | reconcile i. | uzlaştırmak | ||
|
The two leaders couldn't reconcile their different ideas on education. İki lider eğitim konusundaki farklı fikirlerini uzlaştıramadı. More Sentences |
||||
| Askeri | ||||
| Askeri | reconcile f. | barıştırmak | ||
|
You rightly said at the beginning that you want to reconcile the public with Europe. Başlangıçta haklı olarak halkı Avrupa ile barıştırmak istediğinizi söylediniz. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | reconcile f. | uydurmak | ||
| Genel | reconcile f. | ara bulmak | ||
| Genel | reconcile f. | ahenkleştirmek | ||
| Genel | reconcile f. | razı etmek | ||
| Genel | reconcile f. | arabuluculuk etmek | ||
| Genel | reconcile f. | aralarını bulmak | ||
| Genel | reconcile f. | anlaştırmak | ||
| Hukuk | ||||
| Hukuk | reconcile f. | anlaşamazlığı gidermek | ||
| Hukuk | reconcile f. | anlaşmazlıkları çözmek | ||
| Hukuk | reconcile f. | husumeti gidermek | ||
| Hukuk | reconcile f. | husumeti ortadan kaldırmak | ||
| Hukuk | reconcile f. | telif etmek | ||
| Bilgisayar | ||||
| Bilgisayar | reconcile expr. | karşılaştır | ||
| Bilgisayar | reconcile expr. | uzlaştır | ||
| Dini | ||||
| Dini | reconcile f. | yeniden kutsamak | ||
| Dini | reconcile f. | tekrar komünyona kabul etmek | ||
| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Genel | ||||
| Genel | reconcile with f. | yeniden barışmak | ||
| Genel | reconcile with f. | uzlaşmak | ||
| Genel | reconcile somebody to f. | razı etmek | ||
| Genel | reconcile oneself to f. | razı olmak | ||
| Genel | reconcile oneself to f. | ısınmak | ||
| Genel | reconcile oneself to f. | alışmak | ||
| Genel | reconcile oneself to living alone f. | kendini yalnız yaşamaya alıştırmak | ||
| Öbek Fiiller | ||||
| Öbek Fiiller | reconcile oneself to something f. | [zamanla) (çok da hoş olmayan) bir şeyi kabullenmek | ||
| Öbek Fiiller | reconcile with (someone) f. | (birini) affetmek | ||
| Öbek Fiiller | reconcile with (someone) f. | (birinin biriyle) arasını düzeltmek | ||
| Öbek Fiiller | reconcile with (something) f. | (bir şeyle) bağdaştırmak | ||
| Öbek Fiiller | reconcile with (someone) f. | (biriyle) tekrar uzlaşmak | ||
| Öbek Fiiller | reconcile with (something) f. | (bir şeyle/şeye) uydurmak | ||
| Öbek Fiiller | reconcile with (someone) f. | (birini biriyle) barıştırmak | ||
| Öbek Fiiller | reconcile with (someone) f. | (biriyle) barışmak | ||