usual - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

usual

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


"usual" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 17 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
usual s. olağan
General
usual s. alelade
usual s. alışılagelmiş
usual s. mutat
usual s. klasik
usual s. her günkü
usual s. adi
usual s. alışılagelen
usual s. alışılmış
usual s. her zamanki
usual s. olağan
usual s. alışıldık
Trade/Economic
usual s. alışılmış
usual mutat
Technical
usual olağan
usual her zamanki
usual normal

"usual" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 59 sonuç

İngilizce Türkçe
General
react in a usual way f. doğal karşılamak
be usual f. olagelmek
move from its usual place f. bulunduğu yerden kaldırmak
the usual thing i. adet
the usual thing i. olağan şey
usual subrogation form i. genel hukuki devir formu
the usual thing i. alışılmış şey
the usual i. her zamankinden
usual practice i. mutat uygulama
usual story i. her zamanki hikaye
less than usual amount s. alışılmış miktardan az
less than usual amount s. her zamanki miktardan az
busy as usual s. her zamanki gibi meşgul
as usual zf. adet üzere
as usual zf. alışıldığı gibi
as usual zf. her zamanki gibi
as usual zf. her zaman olduğu gibi
as per usual zf. alışıldığı gibi
with the usual reserve zf. şarta bağlı olarak
on the usual terms zf. her zamanki koşullarla
as usual zf. her zamankinden
Phrases
as per usual/normal zf. normalde
as per usual/normal zf. her zamanki gibi
as per usual/normal zf. genelde olduğu gibi
in usual fashion expr. alışılmış şekilde
later than usual expr. alışılmışdan daha geç
far from usual expr. alışılmışın tersine
Colloquial
the usual i. her zamanki şeyler
the usual i. (sipariş) her zamankinden
give me the usual her zamankinden ver
more beautiful than usual her zamankinden daha güzel
Idioms
the usual suspects i. bildiğin/her zamanki tipler
business as usual expr. aynı tas aynı hamam
business as usual her zamanki şeyler
business as usual olağan şeyler
business as usual eski hamam eski tas
the usual suspects her zamanki tayfa
Speaking
it is usual to do so expr. böyle yapmak adettir
how usual ne sıklıkta
my usual self her zamanki halim
my usual self (bu benim) her zamanki halim
she was alone as usual her zamanki gibi yalnızdı
you are so kind as usual her zamanki gibi çok naziksiniz
you are so kind as usual her zamanki gibi çok naziksin
you are beautiful as usual herzamanki gibi güzelsin
you are pretty as usual her zamanki gibi çok şirinsin
Trade/Economic
usual handling mutat elleçleme
on the usual terms mutat şartlarla
under usual reserve mutad rezerv tahtında
as usual in trade ticari usule göre
on the usual terms mutat koşullarda
usual supplier her zamanki tedarikçi
on the usual terms her zamanki koşullarda
on the usual terms her zamanki şartlarla
usual place of residence sürekli ikametgah adresi
usual place of residence genel ikametgah adresi
Politics
usual handling mutat işleme
Marine
usual and accustomed speed i. alışılmış çabukluk
usual and accustomed speed her zamanki hızlılık