i - Turkish English Dictionary
History

i

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Meanings of "i" in Turkish English Dictionary : 4 result(s)

English Turkish
Common Usage
i pron. ben
General
i n. romen rakamları dizisinde 1 sayısı
i n. iyodun simgesi
i n. ingiliz alfabesinin dokuzuncu harfi

Meanings of "i" with other terms in English Turkish Dictionary : 500 result(s)

English Turkish
General
(i) would like to indicate (that...) v. belirtmek istemek
exclamation mark (i) n. ünlem işareti (i)
human robot interaction (h.r.i) n. insan-robot etkileşimi
i language n. ben dili
i saw you on television n. seni televizyonda görmüştüm
i spy n. nesi var oyunu
i-girder n. i-kirişi
koh-i baba mountains n. kuhi baba dağları
mark I helmet n. çelik savaş başlığı
mark I helmet n. çelik savaş miğferi
mazar-i sharif n. mezar-ı şerif
the city I was born in n. doğduğum şehir
the city where I was born in n. doğduğum şehir
the i infinite n. tanrı
as far as I concerned adv. bildiğim kadarıyla
as far as i am concerned adv. gördüğüm kadarıyla
as far as i am concerned adv. bana gelince
as far as i am concerned adv. yanlış hatırlamıyorsam
as far as i am concerned adv. bildiğim kadarıyla
as far as i am concerned adv. anladığım kadarıyla
as far as i am concerned adv. bence
as far as i am concerned adv. bana kalırsa
as far as i see adv. anlayabildiğim kadarıyla
as i stated adv. belirttiğim gibi
even though I say it myself adv. övünmek gibi olmasın ama
if i deem necessary adv. gerekli gördüğüm takdirde
since i heard adv. duyduğumdan beri
so far as i know adv. benim bildiğim kadar
though I say so myself adv. övünmek gibi olmasın ama
me myself and i pron. ben bizzat kendim
r.i.p (rest in peace) interj. huzur içinde yatsın
Phrases
a man in whom I can believe inanabileceğim bir adam
all i want tek isteğim
all i want tek istediğim
as far as I can see görebildiğim kadar
as far as I know bildiğim kadarıyla
as far as I live yaşadığım sürece
as far as i am concerned bana gelirse
as far as i can elimden geldiği kadarıyla
as far as i can see görebildiğim kadar
as far as i can see gördüğüm kadarıyla
as far as i can see bana kalırsa
as far as i know bildiğim kadarıyla
as far as i see gördüğüm kadarıyla
as far as i understand anladığım kadarıyla
as i mentioned before daha önce bahsettiğim gibi
as i see it bence
as i see it kanımca
as long as I live yaşadığım sürece
as much as I can elimden geldiği kadar
as much as I can yapabildiğim kadar
as much as i can elimden geldiğince
as nearly as i can tell bildiğim kadarıyla
as nearly as i can tell yaklaşık olarak
every time I open her açtığımda
every time I open her açışımda
from where i stand benim durduğum yerden
from where i stand benim bakış açıma göre
from where i stand buradan bakınca
from where i stand benim bakış açımdan
given the history that I am aware of the defendant davalının geçmişini de göz önünde bulundurarak
how do i/we/you know that? ne malum?
I don't doubt that hiç şüphem yok ki
I don't doubt that hiç kuşkum yok ki
I have received your email e-mailin ulaştı
I have received your email e-mailin geldi
I have received your email e-mailini aldım
I know from myself kendimden biliyorum
I look forward to hearing from you cevabınızı dört gözle bekliyorum
I look forward to hearing from you cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum
I look forward to your reply cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum
I look forward to your reply cevabınızı dört gözle bekliyorum
I must confess that itiraf etmek gerekirse
I must confess that itiraf etmeliyim ki
I present to you huzurlarınızda
I really need a day between saturday and sunday cumartesi ve pazar'ın arasında bir gün daha olmasına ihtiyacım var
I really need a day between saturday and sunday cumartesi ve pazar arasında bir güne daha ihtiyacım var gerçekten
I sense much fear in you (star wars - master yoda) içinde çok fazla korku olduğunu seziyorum
I stand corrected doğrulanmış oldum
I would really like to come, but gelmeyi çok isterdim, ancak
I would say galiba
I would say sanırım
I would say bence
I, on the other hand ben ise
I, on the other hand bense
i am afraid i must inform you that üzülerek belirtmek durumundayım ki
i am afraid so that yazık ki
i am all yours müsaitim
i am all yours sana katılıyorum
i am doing must be done yapılması gerekeni yapıyorum
i am doing what must be done yapılması gerekeni yapıyorum
i am free to confess diyebilirim ki
i am hoping that umuyorum ki
i am keeping my fingers crossed for you senin için dua ediyorum
i am led to the conclusion that şu sonuca vardım ki
i am off to (somewhere) Ben (şuraya) gidiyorum
i am sorry to inform you that üzülerek belirtmek durumundayım ki
i am sorry to say that üzülerek belirtmek durumundayım ki
i am sorry to say that üzülerek söylüyorum ki
i am sorry to say that üzülerek söylemeliyim ki
i am tempted to şeytan diyor ki
i am under the impression that bana öyle geliyor ki
i baptize you in the name of the father, and of the son and of the holy spirit seni baba, oğul ve kutsal ruh adına vaftiz ediyorum
i bet her şeyine bahse varım ki
i bet her bahse varım ki
i bet her bahse girerim ki
i bet her şeyine bahse girerim ki
i came, i saw, i conquered geldim, gördüm, yendim
i can neither confirm nor deny that... bunu ne onaylayabilirim ne de reddederim
i dare say diyebilirim ki
i dread to think korkarım ki
i got to hand it to you kabul etmek zorundayım ki
i have a feeling (that) bana öyle geliyor ki
i have a feeling in my guts that içimden bir ses diyor ki
i have a feeling that bana öyle geliyor ki
i have a good mind to şeytan diyor ki
i have a hunch (that) içimden bir ses diyor ki
i have a hunch that öyle inanıyorum ki
i have an idea that bana öyle geliyor ki
i have come to believe that şu kanaate vardım ki
i have half a mind to şeytan diyor ki
i have to admit kabul etmeliyim ki
i have to hand it to hakkını vermeliyim ki
i have to say that şunu söylemek isterim ki
i have to say that söylemek zorundayım ki
i hope umuyorum ki
i hope that umuyorum ki
i hope this email finds you well umarım her şey yolundadır
i hope this email finds you well umarım bu e-posta size ulaştığında sağlık ve esenlik içindesinizdir
i hope this email finds you well e-postamı aldığınızda sağlık ve afiyette olacağınızı umarım
i hope this email finds you well umarım iyisinizdir
i kindly request you to take necessary action gereğini rica ederim
i kindly request you to take necessary action gereğinin yapılmasını arz ederim
i love her so much that onu o kadar seviyorum ki
i love him so much that onu o kadar seviyorum ki
i mean şunu demek istiyorum ki
i might as well be hanged for a sheep as a lamb boğulacaksan büyük denizde boğul
i might as well be hanged for a sheep as a lamb battı balık yan gider
i must admit that itiraf etmeliyim ki
i must confess that itiraf etmeliyim ki
i regret to announce that üzülerek belirtmek durumundayım ki
i regret to say that üzülerek belirtmek durumundayım ki
i saw to my sorrow üzüntüyle gördüm ki
i say diyorum ki
i shudder to think korkarım ki
i submit this requisition for your approval and appropriation gereğini takdir ve tensiplerinize arz ederim
i swear yemin ederim ki
i thank my stars that çok şükür ki
i think düşündüm ki
i want you to know that bilmeni isterim ki
i was privileged to be ... ... ayrıcalığını yaşadım
i was under the impression zannediyordum ki
i was under the impression bana öyle geliyordu ki
i was under the impression that bana öyle geliyordu ki
i was under the impression that öyle zannediyordum ki
i wish i were fish in your dish keşke tabağında bir balık olsaydım
i would appreciate memnun/müteşekkir/minnettar olurum
i would appreciate memnun olurum
i would have known you know that şunu bilmiş ol ki
i would have known you know that şunu bilmelisin ki
if i am allowed müsaade ederseniz
if i am allowed izin verirseniz
if i knew then what i know now şimdiki aklım olsaydı
if i may be so bold haddimi aşmak istemiyorum ama
if i may be so bold haddimi aşmak istemem ama
if i may say so deyim yerindeyse
if i only knew! keşke bilseydim!
in witness whereof i have hereunto set my hand affixed my seal this imzam ve mührüm buna tanıktır
in witness whereof i set my hand and affix my seal imzam ve mührüm buna tanıktır
it is unfortunate that i have to inform you üzülerek belirtmek durumundayım ki
it is unfortunate that i must inform you üzülerek belirtmek durumundayım ki
it's the least I can do lafı mı olur, rica ederim
may I present to you huzurlarınızda
much as i would like to istememe rağmen
much to my regret i must inform you that üzülerek belirtmek durumundayım ki
not that i know of bildiğim kadarıyla hayır
not that i know of bildiğime göre
personally I think şahsen
personally I think şahsen benim fikrim
personally I think bence
she laughs at my dreams, but i dream about her laughter o benim hayallerime güler fakat ben onun gülüşünü hayal ederim
t.g.i friday's (thank god it's friday) şükürler olsun bugün cuma
the way i see it benim bakış açımdan
the way i see it buradan bakınca
the way i see it benim bakış açıma göre
the way i see it benim durduğum yerden
this bears out what i said bu söylediğimi doğruluyor
this is where I came in bu kısmı biliyorum zaten
this is where I came in bunu daha önce de duydum
to the extent i know bildiğim kadarıyla
to the extent i see gördüğüm kadarıyla
unfortunately i must inform you that üzülerek belirtmek durumundayım ki
well as I was saying diyordum ki
well I never did! hadi ya!
well I never did! hadi be!
well I never! hadi be!
well I never! hadi ya!
well, as i was saying diyordum ki
what I understand from what you wrote senin yazdıklarından anladığım
what i am saying is that demem o ki
what i want isteğim
what if i told you ne söylesem
what would I do neyleyim
words can't describe how much i love you kelimeler seni ne kadar sevdiğimi tarif edemez
words can't describe how much i love you kelimeler seni ne kadar sevdiğimi tarif etmekte kifayetsiz kalır
Proverb
there but for the grace of god go I çok şükür benim başıma gelmedi
there but for the grace of god go I (baktıkça/düşündükçe) halime şükrediyorum
you scratch my back and I scratch yours sen beni destekle ben de seni destekleyeyim
you scratch my back and I scratch yours sen bana yardım et ben de sana yardım edeyim
Colloquial
(horse race betting) I was down to one number altılıda beşte kalmak
(horse race betting) I was down to one number 1 numarayla kaçırmak
according to what I have heard duyduğuma göre
afaik (as far as i know) bildiğim kadarıyla
although I don't remember exactly tam hatırlamamakla birlikte
am I right? doğru değil mi?
am i clear? anlatabiliyor muyum
am i close? yaklaştım mı?
am i doing something wrong? yanlış bir şey mi yapıyorum?
am i my brother's keeper başkasının işi beni ilgilendirmez
am i right? haksız mıyım?
am i supposed to know what it is? bunun ne olduğunu bilmem mi gerekiyor?
and then i said that ve sonrasında dedim ki
and then i said that devamında dedim ki
as i live and breathe! gözlerime inanamıyorum!
at least i have a job en azından bir işim var
can't say as I do (can't say as i don't) bilemeyeceğim emin değilim
closer than I thought düşündüğümden daha yakın
cos i wanted so yeşillik olsun diye
ever since i could remember kendimi bildim bileli
every time i step out my door evden her çıktığımda
every time i try her deneyişimde
first chance I get ilk fırsatta
first chance i get imkan bulur bulmaz
first chance i get fırsat bulur bulmaz
have i offended you in some way? yoksa seni kırdım mı?
I am soaked to the bone iliklerime kadar ıslandım
I am soaked to the bone donuma kadar ıslandım
I am soaked to the bone (yağmur vb yüzünden) sırılsıklam oldum
I am soaked to the skin iliklerime kadar ıslandım
I am soaked to the skin donuma kadar ıslandım
I am soaked to the skin (yağmur vb yüzünden) sırılsıklam oldum
I smell a rat bu işte bir bit yeniği var
I smell a rat burnuma kötü kokular geliyor
i blocked you seni engelledim
i blocked you seni blokladım
it’s been a while since you and i talked seninle konuşmayalı uzun zaman oldu
just as I guessed tam tahmin ettiğim gibi
last time i checked son baktığımda
like I said söylediğim gibi
like I said dediğim gibi
like I said yesterday dün söylediğim gibi
like I said yesterday dün de söylediğim gibi
like i said söylediğim gibi
like i said dediğim gibi
need i/one say more? fazla söze hacet yok
need i/one say more? fazla söze ne hacet
nobody cares what i do ne yaptığıma kimse önem vermiyor
nobody is perfect but I am hiç kimse mükemmel değildir, fakat ben öyleyim
not if I see you first eğer daha önce ben seni görmezsem
not if I see you sooner eğer daha önce ben seni görmezsem
not that i can recall hatırladığım kadarıyla yok
not that i have any intention in marrying with her/him gerçi onunla evlenmeye de niyetim yok elbette
not that i recall hatırladığım kadarıyla hayır
now where was i?, where were we?, where was i? nerede kalmıştım?
oh I don't believe ay inanmıyorum
once I have the opportunity imkan bulur bulmaz
once I have the opportunity fırsat bulur bulmaz
people say i talk too much insanlar çok konuştuğumu söyler
please tell her/him that i came/dropped by uğradığımı söyle lütfen
put your hands where i can see them! ellerini görebileceğim bir yere koy!
put your hands where i can see them! ellerinizi görebileceğim bir yere koyun!
r.i.p nur içinde yatsın
r.i.p huzur içinde yatsın
r.i.p allah rahmet eylesin
r.i.p toprağı bol olsun
really i mean it gerçekten samimi söylüyorum
same thing i told you this morning sabah söylediğim gibi
see if i care! umurumda değil!
see if i care! çok da umurumdaydı!
should i get someone to translate? çevirmesi için birini mi getireyim?
since i came geldiğimden beri
so what do i get in return? karşılığında ben ne alacağım?
somebody that i used to know eskiden tanıdığım biri
somebody that i used to know önceden tanıdığım birisi
somebody that i used to know önceden tanıdığım biri
somebody that i used to know eskiden tanıdığım birisi
somehow i ended up here nasıl olduysa kendimi burada buldum
sorry for the things i did yaptıklarım için üzgünüm
Sorry I asked sorduğum için üzgünüm
sorry i can't go out tonight kusura bakma bu gece çıkamam
sorry i must go kusura bakma ama gitmeliyim
sorry i woke you up uyandırdığım için özür dilerim
sorry that I asked sorduğum için üzgünüm
strangely i forgot to ask nedense sormayı unuttum
strangely i forgot to ask tuhaf ama sormayı unuttum
then I get up, bathe, and get dressed sonrasında yataktan kalkarım, duş alır ve giyinirim
to what do i owe the pleasure? (özellikle birisi bir yere geldiğinde) bu şerefi neye borçluyum?
to what do i owe this pleasure? bu zevki neye borçluyum?
to whom am i speaking kimle görüşüyorum
to whom am i speaking kiminle görüşüyorum
today I don't feel like doing anything bugün hiçbir şey yapmak istemiyorum
wasn't I supposed to tell? söylememeli miydim?
well I don't care iyi de bana ne
well... /i mean that efendime söyleyeyim
what the hell was I going to say? ne diyecektim lan ben?
what the hell was I going to say? ne söyleyecektim lan ben?
whenever i try her deneyişimde
while I think of hatırımdayken
while I think of hazır aklımdayken
whom am i speaking to kimle görüşüyorum
whom am i speaking to kiminle görüşüyorum
whom am i speaking with kiminle görüşüyorum
whom am i speaking with kimle görüşüyorum
with whom am i speaking kiminle görüşüyorum
with whom am i speaking kimle görüşüyorum
Idioms
(I) have to push off gitmek zorundayım
(I) have to push off çıkmak zorundayım
(I) have to shove off gitmek zorundayım
(I) have to shove off çıkmak zorundayım
(I) never heard of such a thing! hiç böyle bir şey duymadım!
(i haven't talked to you) in an age of years yüzyıllardır (seni görmüyorum)
am I my brother's keeper ben nereden bileyim
am I my brother's keeper ben mi onun bekçisiyim
am I my brother's keeper onun bekçisi miyim
as i live and breathe! kesinlikle!
as i live and breathe! şüphen olması!
as i live and breathe! vay canına!
did i get that wrong? yanlış mı anlamışım?
doctor livingstone i presume? sandığım/tahmin ettiğim kişisiniz değil mi?
for all I care sanki umurumdaydı
for all i care hiç umurumda değil
have i got something for you tam sana/size göre bir şeyim var
I can bet my bottom dollar bahse girerim
I can bet my bottom dollar bahse varım
I can bet my life bottom dollar bahse girerim
I can bet my life bottom dollar bahse varım
I can't accept that bunu kabul edemem (sana inanmıyorum)
I couldn't agree more daha fazla katılamazdım
I don't have any money on my person üzerimde hiç para yok
I don't have the energy to halim yok
I don't have the energy to halim kalmadı
I don't have time to breathe kafamı kaşıyacak vaktim yok
I don't have time to catch my breath kafamı kaşıyacak vaktim yok
I don't want to sound like a busybody but burnumu sokmak gibi olmasın ama
I don't want to sound like a busybody but burnunu herşeye sokan biri gibi konuşmak istemiyorum ama
I had my fingers burned bir kere dilim yandı
I had my fingers burned dilim yandı bir kere
I had my fingers burned ağzım yandı bir kere
I love you to the moon and back seni her şeyden çok seviyorum
I plead the fifth (amendment) bu soruya cevap vermeyeceğim
I smell you seni anlıyorum
I take the fifth (amendment) bu soruya cevap vermeyeceğim
I won't breathe a word of it kimseye söylemem!
I won't breathe a word of it kimseye anlatmam!
I won't tell a soul kimseye söylemem!
I won't tell a soul kimseye anlatmam!
i am not my brother's keeper ben mi onun bekçisiyim
i am not my brother's keeper ben nereden bileyim
i am not my brother's keeper onun bekçisi miyim
i don't mind telling you (something) bilmen gerekir ki
i don't mind telling you (something) sana bunu söylemekte (bir) sakınca görmüyorum
i don't mind telling you (something) şunu bilesin ki
i double dare you sen yap ben de yaparım
i haven't seen you in a month of sundays seni uzun süredir görmüyorum
i heard it through the grapevine that duyduğum söylentilere göre
i heard it through the grapevine that duyduğuma göre
i heard it through the grapevine that söylentilere göre
i might as well be hanged for a sheep as a lamb aldığım cezaya değsin bari
i might as well be hanged for a sheep as for a lamb (zaten ceza alacaksın) çalacaksan büyük çal
i might as well be hung for a sheep as a lamb (zaten ceza alacaksın) çalacaksan büyük çal
i might as well be hung for a sheep as a lamb asılacaksan ingiliz ipiyle asıl
i must love you and leave you kusura bakma ama gitmeliyim anlamında söylenen bir vedalaşma sözü
i owe you one (yapılan bir iyilik sonunda söylenir) sana borçluyum/bu iyiliğini unutmam
i probably picked up some bug sanırım şifayı kaptım
i swear to god! iki gözüm önüme aksın!
i want to hold your hand ellini tutmak istiyorum
i wanted the ground to open up and swallow me yer yarılsa da içine girsem
i will never live it down (humorous) bu utançla yaşayamam
i wish you'd called first keşke daha önce (gelmeden) arasaydın
i wouldn't bet on it o kadar emin olmazdım
i wouldn't bet on it pek muhtemel/olası değil
i wouldn't count on it pek muhtemel/olası değil
i wouldn't count on it o kadar emin olmazdım
i wouldn't dream of it aklımdan bile geçirmem
i wouldn't put it past somebody onun yaptığını bilmek beni şaşırtmazdı
i wouldn't put it past somebody (tam da) ondan bekleyeceğim/ beklenecek bir hareket/davranış
i wouldn't wish that on my worst enemy allah düşmanımın başına vermesin
shall i be mother? servisi ben yapabilir miyim?
so mad I could scream deliye dönmüş
try as i may ne kadar denersem/çabalarsam deneyeyim/çabalayayım
try as i may ne kadar yapmaya çalışırsam çalışayım
try as i might ne kadar yapmaya çalışırsam çalışayım
try as i might ne kadar denersem/çabalarsam deneyeyim/çabalayayım
Informal
i didn't hear anything hiçbir şey duymadım
i think i should go now artık gitsem iyi olur
Speaking
i have one’s eye on someone v. gözü üzerinde olmak
i have one’s eye on someone v. gözü üstünde olmak
i am a university student n. üniversite öğrencisiyim
i wish to goodness interj. allah vere
i wish to goodness interj. aman keşke
(I) never heard of such a thing! hiç böyle bir şey duymamıştım!
according to the information i have aldığım bilgilere göre
actually i wasn't talking about him aslında ondan bahsetmiyordum
all I know is that I know nothing bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir
all I remember tek hatırladığım
all i care bana ne
all i have herşeyim
all i know bana kalırsa
all i know is that they've never been seen since tek bildiğim o zamandan beri görünmedikleri
all i need is time tek ihtiyacım olan şey zaman
all i want is you tek istediğim sensin
all i want to know tek bilmek istediğim
all that I know bildiğim bir şey
all the stuff i studied for came up hepsi çalıştığım yerlerden geldi
am I right? doğru muyum?
am I right? haksız mıyım?
am I right? haklı değil miyim?
am I wrong? söylediklerim yanlış mı?
am I wrong? haksız mıyım?
am i asking a hard question? zor bir soru mu soruyorum?
am i asking for too much? çok mu şey istiyorum?
am i boring you sıkıyor muyum seni
am i boring you seni sıkıyor muyum
am i boring you ben sıkıcı mıyım
am i boring you? seni sıktım mı?
am i boring you? seni sıkıyor muyum?
am i clear? anlaşıldı mı?
am i handsome? yakışıklı mıyım?
am i interrupting? konuşmanızı mı bölüyorum?
am i my brother's keeper beni enayimi sandın
am i my brother's keeper bana ne
am i so different from him? ondan çok mu farklıyım?
am i supposed to be happy for you? senin için mutlu mu olmalıyım?
am i the first to know this? bunu ilk ben mi biliyorum?
am i the first to know this? bunu bilen ilk kişi ben miyim?
am i wrong in ....(thinking / saying etc)? haksız mıyım yani?
and so i pronounce you man and wife ben de sizleri karı koca ilan ediyorum
and that's the last i saw of her ve bu onu gördüğüm en son
and that's the last i saw of her ve onu bir daha hiç görmedim
animals are my friends and i don’t wear my friends hayvanlar arkadaşlarımdır ve ben arkadaşlarımı giymem
anybody I know? tanıdığım biri mi?
anybody I know? ben tanıyor muyum?
anybody i know? bildiğim birisi mi?
anybody i know? bildiğim biri mi?
anyone I know? ben tanıyor muyum?
anyone I know? tanıdığım biri mi?
anyone i know? bildiğim birisi mi?
anyone i know? bildiğim biri mi?
anything i can do to help? yapabileceğim bir şey var mı?
anyway back to what I was saying neyse ne diyordum
are you sure it's okay that i come? gelmemin sorun olmayacağından emin misin?
are you who i think you are? siz düşündüğüm kişi misiniz?
are you who i think you are? sen düşündüğüm kişi misin?
aren't you going to ask me how i am? nasıl olduğumu sormayacak mısın?
as far as i can tell eğer yanılmıyorsam
as far as i can tell bildiğim kadarıyla
as far as i can tell tek söyleyebileceğim
as far as i can tell bildiğime göre
as far as i could tell bildiğim kadarıyla
as far as i could tell söyleyebileceğim kadarıyla
as far as i remember yanlış hatırlamıyorsam
as far as i remember hatırladığım kadarıyla
as far back as i can remember hatırlayabildiğim kadarıyla
as I said yesterday dün söylediğim gibi
as I said yesterday dün de söylediğim gibi
as I was saying söylediğim gibi
as i said before daha önce söylediğim gibi
as i told you sana anlattığım gibi
as i was saying diyordum ki…
as if i care umrumdaydı sanki
as long as i live ömrüm oldukça
as much as i would like to her ne kadar istesem de
as soon as I finish bitirir bitirmez
as soon as I finish halleder halletmez
as soon as I get a chance imkan bulur bulmaz
as soon as I get a chance fırsat bulur bulmaz
as soon as i send the e-mail e-maili gönderir göndermez
back to what i was saying lafıma döneyim
back to what i was saying ne diyordum
because I didn't have enough sleep uykumu alamadığım için
because I don't have enough sleep uykumu alamadığım için
because i believe in you çünkü sana inanıyorum
because i was ill hasta olduğum için
because you know him/her better than i do onu benden daha iyi tanıdığından ötürü/dolayı
because you know him/her better than i do onu benden daha iyi tanıdığına göre
because you know him/her better than i do onu benden daha iyi tanıdığın için
before i could say anything ben bir şey söyleyemeden
before i end my speech konuşmama son vermeden önce
before i end my speech sözlerime son verirken
before i forget (let me tell you) unutmadan söyleyeyim
before i go ben gitmeden önce
before i knew it ne oluyor dememe kalmadan
before i knew it ne olduğunun farkına bile varmadan
before i knew it daha ne olduğunu anlamadan
before we go any further there's something that i want to tell you daha ileri gitmeden önce sana söylemek istediğim bir şey var
between you and i aramızda kalsın
both he and i hem o, hem ben
call me i mean it beni ara ama mutlaka
call me, I will help you beni arayın yardımcı olurum
Can I ask a favor of you? senden bir iyilik isteyebilir miyim?