not that - Türkisch Englisch Wörterbuch
Verlauf

not that

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Bedeutungen von dem Begriff "not that" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 4 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
not that adv. aslında
not that adv. …şöyle dursun
not that adv. …değil ama
not that adv. …bir yana

Bedeutungen, die der Begriff "not that" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 203 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
not get the attention that one deserves v. hak ettiği ilgiyi görmemek
not only that adv. bu bir tarafa
not only that adv. üstelik
not only that adv. bununla kalmayıp
not all that adv. pek de
not all that adv. çok da
so that not conj. -memesi için
so that not conj. -mesin diye
Phrases
not that it matters n. ehemmiyeti olmamakla beraber
this is not to say that expr. anlamına gelmez
not to mention the fact that expr. ayrıca
not to mention the fact that expr. bundan başka
not that i know of expr. bildiğim kadarıyla hayır
not that I know of expr. bildiğime göre
not that it matters but ... expr. önemli değil ama ...
it’s not a question of that expr. mesele o değil
this is not to say that expr. olmadığı anlamına gelmez
not to mention the fact that expr. keza
to be, or not to be, that is the question expr. olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu
not that it matters but expr. pek bir şey fark ettirmez ama
it’s not a question of that expr. sorun o değil
it is not too much to say that expr. ...dığını söylemek abartı değildir
there is not the shadow of a doubt that expr. zerre kadar şüphe yok ki
it should not be forgotten that expr. unutulmamalıdır ki
not to mention the fact that expr. üstelik
as if that were not enough expr. yetmezmiş gibi
as if that were not enough expr. dahası
as if that were not enough expr. üstüne üstlük
as if that were not enough expr. bir de üstüne
as if that were not enough expr. bununla da kalmayıp
as if that were not enough expr. üstelik
as if that were not enough expr. her şeyin ötesinde
as if that were not enough expr. dahası
all that glitters is not gold expr. görünüşe aldanma
all that glitters is not gold expr. her parlayan altın değildir
all that glitters is not gold expr. hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glitters is not gold expr. görünüşe aldanmamak gerekir
all that glistens is not gold expr. görünüşe aldanma
all that glistens is not gold expr. her parlayan altın değildir
all that glistens is not gold expr. hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glistens is not gold expr. görünüşe aldanmamak gerekir
all that glisters is not gold expr. görünüşe aldanma
all that glisters is not gold expr. her parlayan altın değildir
all that glisters is not gold expr. hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glisters is not gold expr. görünüşe aldanmamak gerekir
all that glitters is not gold expr. görünüşe aldanma
all that glitters is not gold expr. her parlayan altın değildir
all that glitters is not gold expr. hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glitters is not gold expr. görünüşe aldanmamak gerekir
all that glistens is not gold expr. görünüşe aldanma
all that glistens is not gold expr. her parlayan altın değildir
all that glistens is not gold expr. hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glistens is not gold expr. görünüşe aldanmamak gerekir
all that glisters is not gold expr. görünüşe aldanma
all that glisters is not gold expr. her parlayan altın değildir
all that glisters is not gold expr. hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glisters is not gold expr. görünüşe aldanmamak gerekir
Proverb
all that glitters is not gold parlayan her şey altın değildir
all that glitters is not gold görünüşe aldanmamalı
it is not work that kills but worry insanı iş değil endişe öldürür
it is not work that kills but worry insanı iş değil stres yorar
all that glistens is not gold görünüşe aldanma
all that glitters is not gold görünüşe aldanma
all that glitters is not gold her parlayan altın değildir
all that glistens is not gold her parlayan altın değildir
judge not that ye be not judged (başkaları tarafından) yargılanmak istemiyorsan sen de başklarını yargılama
all that glitters is not gold her sakallıyı deden sanma
all that glitters is not gold hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glitters is not gold her parlayan altın değildir
all that glitters is not gold görünüşe aldanmamak gerekir
all that glistens is not gold hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glistens is not gold her parlayan altın değildir
all that glistens is not gold görünüşe aldanmamak gerekir
all that glistees is not gold hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir
all that glistees is not gold her parlayan altın değildir
all that glistees is not gold görünüşe aldanmamak gerekir
all that glistens is not gold her gördüğün sakallıyı deden sanma
Colloquial
not that fast! expr. ağır ol bakalım!
not surprising that expr. boşuna değil
it’s not for nothing that! expr. boşuna değil!
not that i can recall expr. hatırladığım kadarıyla yok
not that I recall expr. hatırladığım kadarıyla hayır
not that i have any intention in marrying with her/him expr. gerçi onunla evlenmeye de niyetim yok elbette
not that i've taken much advantage of it yet expr. gerçi bundan yeterince faydalandığım pek söylenemez
not that much expr. o kadar da değil
not that much expr. o kadar da uzun boylu değil
that is not like you expr. o senden beklenmez
not that much expr. o kadar uzun boylu değil
not that long expr. o kadar da uzun boylu değil
not that much expr. o kadar değil
not that fast expr. o kadar çabuk değil
not that much expr. o kadar çok değil
not that much expr. o kadar fazla değil
not that long expr. o kadar uzun boylu değil
let's not and say (that) we did expr. yaptık sayalım
let's not and say (that) we did expr. yapmamayı tercih ederim
let's not and say (that) we did expr. gel vazgeçip yaptık sayalım
let's not and say (that) we did expr. yapmasak da yaptık desek
let's not and say (that) we did expr. yapmış gibi gösterelim
it’s a hundred to one that somebody/something will not do something expr. bire yüz veririm ki (biri bir şeyi yapmayacak)
it’s a hundred to one that somebody/something will not do something expr. (birinin bir şeyi yapmayacağına) bire yüz/bin/bir milyon veririm
to (do something) or not to (do something)(,that is the question) expr. (bir şey yapmak) ya da (bir şey yapmamak), (işte bütün mesele bu)
to (do something) or not to (do something)(,that is the question) expr. (bir şey) yapmak ya da (yapmamak), (bütün mesele bu)
not (all) that good expr. o kadar da iyi değil
not as (something) as all that expr. o kadar da (bir şey) değil
Idioms
be not as (something) as all that v. söylendiği/denildiği kadar (bir şey) olmamak
be not as (something) as all that v. o kadar da (bir şey) olmamak
not built that way v. öyle düşünmemek
not built that way v. karakter olarak öyle bir isteği/hevesi olmamak
not built that way v. karakterinde/yaradılışında olmamak
not built that way v. o karakterde/yaradılışta olmamak
not built that way v. o özelliğe doğuştan sahip olmamak
not built that way v. bedeni veya karakteri ona müsait olmamak
not built that way v. öyle doğmamak
not built that way v. karakteri/yaradılışı öyle olmamak
not built that way v. öyle düşünmemek
not built that way v. karakter olarak öyle bir isteği/hevesi olmamak
as if that were not enough expr. sanki bu yetmezmiş gibi
as if that were not enough expr. bir de
as if that were not enough expr. üstelik bir de
as if that were not enough expr. üzerine tüy diker gibi
as if that were not enough expr. üstüne üstlük
Speaking
i’m not sure that I understand expr. anladığımdan emin değilim
I’m not sure that I understand expr. anladığımı sanmıyorum
I'm not really that hungry expr. aslında o kadar aç değilim
it's not that big of a deal expr. abartmaya gerek yok
it's not that big of a deal expr. bu kadar abartılacak bir şey değil
I am not unaware that expr. bilmez değilim
not that i care expr. bana göre hava hoş
I am not so sure about that expr. bundan tam olarak emin değilim
was that not a bit strong? expr. bu biraz aşırı olmadı mı?
you are not the first person who said that expr. bunu söyleyen ilk kişi değilsin
that is not the way it works here expr. burada işler böyle yürümez
that is not how we talk to each other in this house expr. bu evde birbirimizle bu şekilde konuşmayız
I'm not in that business anymore expr. benim o taraklarda bezim yok artık
I'm not gonna let that happen to you expr. bunun sana olmasına izin vermeyeceğim
do not let that happen again expr. bir daha olmasın
let's not go through all that again expr. buna başlamayalım yine!
that does not mean i'm going there expr. bu oraya gideceğim anlamına gelmez
it does not follow that expr. bundan sonucu çıkarılamaz
I'm not really into that expr. buna dahil olmayı gerçekten istemiyorum
I've not heard that before expr. bunu daha önce duymamıştım
this is not the way that i planned it expr. bunu böyle planlamamıştım
he's not the only one feeling that way expr. bu şekilde hisseden sadece o değil
I am not buying it/that expr. bunlara karnım tok benim
I'm not that kind of girl expr. ben o tür bir kız değilim
is that right or not? expr. bu doğru mu değil mi?
that would not work on me expr. bende işe yaramaz o
you're not really wearing that are you? expr. cidden onu takmayacaksın değil mi?
that is not the case expr. durum böyle değil
that is not what I meant expr. demek istediğim bu değildi
i did not think that i would be right expr. haklı çıkacağım hiç aklıma gelmezdi
I wish I were blind to not see that expr. gözlerim kör olsaydı da görmez olaydım
I wish I were blind to not see that expr. görmez olaydım
no it's not that expr. hayır öyle değil
I did some things that i'm not proud of expr. gurur duymadığım bazı şeyler yaptım
I do not study that much on weekends expr. hafta sonları pek ders calışmam
that is not the case expr. işin aslı başka
it is the quality that counts not the quantity expr. önemli olan kemiyet değil keyfiyettir
it's not that easy expr. o kadar kolay değil
it's not like that at all expr. kazın ayağı öyle değil
I did not mean that expr. o anlamda demedim
I'm not saying that expr. öyle demek istemiyorum
it's not that good expr. o kadar iyi değil
tell me you're not falling for that woman expr. o kadına vuruldum deme sakın
you're not that old expr. o kadar yaşlı değilsin
I did not mean that expr. o anlamda söylemedim
I'm not really that tired expr. o kadar yorgun değilim
I wish I were blind to not see that expr. keşke görmez olsaydım
is that the book that i told you not to read? expr. o sana okumamanı söylediğim kitap mı?
it's not that bad expr. o kadar kötü değil
they're not that bad expr. o kadar kötü değiller
it's not that simple expr. o kadar basit değil
it's not just that expr. o kadar basit değil
it is the quality that counts not the quantity expr. önemli olan miktar değil kalitedir
it is the quality that counts not the quantity expr. önemli olan nicelik değil niteliktir
that is not the case expr. konu o değil
I'm not that stupid expr. o kadar da salak değilim
it's not that bad expr. o kadar da kötü değil
I did not mean that expr. onu kastetmedim
I'm not prepared to believe that expr. karnım tok
it's not that good expr. o kadar da iyi değil
it's not that far expr. o kadar uzak değil
I did not mean that expr. onu demek istemedim
it's not that big of a deal expr. o kadar abartılacak bir şey değil
there's not a day that goes by that i don't think about that day expr. o günü düşünmeden geçirdiğim bir gün bile yok
it is the quality that counts not the quantity expr. önemli olan kemmiyet değil keyfiyettir
not be that good expr. o kadar iyi olmamak
it's not that simple expr. o kadar basit değil
that's not that long expr. o kadar da uzun değil
let's not go down that road expr. şimdi işin o tarafına hiç girmeyelim
we're not really that close expr. pek yakın sayılmayız
he is just not that into you expr. sana o kadar da ilgi duymuyor
we're not really that close expr. pek yakın değiliz
do not forget that I love you expr. seni sevdiğimi unutma
it's not just that expr. sadece .... değil
I'm not the one that can help you expr. sana yardım edebilecek kişi ben değilim
it's not just that expr. sadece bu değil
not surprising that expr. tevekkeli
not to mention the fact that expr. -ğini hiç saymıyorum
I am not buying it/that expr. yemezler
I'm not saying that i would expr. yaparım demiyorum
Computer
data that will not be moved n. taşınmayacak olan veri