young - Türkisch Englisch Wörterbuch
Verlauf

young

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Bedeutungen von dem Begriff "young" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 15 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Common Usage
young n. genç
General
young n. hayvan yavrusu
young n. döl
young n. gençler
young n. gençlik
young n. (hayvan) yavru
young adj. genç
young adj. küçük
young adj. yavru
young adj. gençten
young adj. acemi
young adj. tüysüz
young adj. taze
young adj. yeni
Gastronomy
young körpe

Bedeutungen, die der Begriff "young" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 215 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Common Usage
young man n. delikanlı
General
become young v. gençleşmek
produce young v. yavrulamak
look young v. genç görünmek
look young v. genç göstermek
bring forth young v. yavrulamak
make young v. gençleştirmek
die young v. genç yaşta ölmek
die young v. genç ölmek
stay young v. genç kalmak
keep young v. genç kalmak
become famous at a young age v. çocuk yaşta şöhreti yakalamak
become famous at a young age v. küçük yaşta şöhreti yakalamak
not as young as one used to be v. eskisi gibi genç olmamak
young eagle n. kartal yavrusu
young man n. yiğit
young man n. jön
young consumers n. genç tüketiciler
young shoot n. filiz
young generation n. gençlik
young buffalo calf n. malak
young women n. genç kadınlar
young animal n. balak
skill courses for unemployed young persons in turkey n. beceri kazandırma programları
young animal n. yavru
young camel n. potuk
young tree n. fidan
young adults n. genç erişkinler
young lady n. genç kız
young turks n. jön türkler
young valley n. genç vadi
young lady n. hanım kız
young turk n. jön türk
young adult consumers n. genç yetişkin tüketiciler
the young n. gençler
young bird n. kuş yavrusu
mass media and young adult n. kitle iletişim araçları ve genç yetişkinler
young men n. genç erkekler
the young n. gençlik
young onset n. genç başlangıçlı
young man n. genç
young rabbit n. göçken
a young and inexperienced person n. dünkü çocuk
young parent n. genç ebeveyn
young population n. genç nüfus
young turk n. jöntürk
young shaver n. acemi çaylak
young lady n. genç bayan
young generations n. genç kuşaklar
young couple n. genç çift
young boss n. genç patron
young lovers n. genç aşıklar
death at a young age n. genç yaşta ölüm
dying at a young age n. gençt yaşta ölme
young woman n. genç kadın
young lady n. genç kadın
young plant n. fidan
young and middle-aged individuals n. genç ve orta yaşlı bireyler
young scientists journal n. genç bilim adamları dergisi
young men's christian association (ymca) n. genç hristiyan erkekler birliği
the most gifted young surgeon n. en yetenekli genç cerrah
young mind n. toy zihin
the young ones n. genç olanlar
the young ones n. gençler
a young black man n. genç bir siyah adam
young bird n. yavru kuş
young surfer n. genç sörfçü
young adult n. genç yetişkin
people who feel young n. kendini genç hisseden insanlar
young men's christian association (y) n. genç hristiyan erkekler birliği
young kids n. küçük çocuklar
young child n. küçük çocuk
very young adj. gencecik
with young adj. gebe
looking young despite his age adj. abıhayat içmiş
having young shoots adj. filizli
very young adj. gepgenç
with young adj. hamile
with young adj. yavrulu
very young adj. çiçeği burnunda
young adult adj. genç erişkin
not so young adj. geçkin
strapping (young man) adj. koç gibi
too young adj. çok genç
young-looking adj. genç görünen
young-looking adj. genç görünümlü
young and fresh adj. terütaze
very young and tender adj. körpecik
young and old alike adv. yedisinden yetmişine kadar
young and old alike adv. yediden yetmişe
young sir interj. genç bey
Phrases
the day is young yet daha günün başındayız
young and old herkes
the company has four members, all of whom are young şirketin, hepsi genç olan dört üyesi var
from young to elderly gençten yaşlısına
a group of young people of both sexes gençlerden oluşan kızlı erkekli bir grup
the night's still young gece yeni başladı
Proverb
better be an old man's darling than a young man's slave genç bir adamın kölesi olmaktansa yaşlı birinin sevgilisi olmak yeğdir
young men may die but old men must die gençler ölebilir ancak yaşlılar ölümden kaçamazlar
whom the gods love die young tanrının sevdikleri erken ölür
the good die young iyiler erken ölür
good die young iyiler erken ölür
whom the gods love die young allah sevdiği kulunu yanına erken alırmış
Colloquial
young in heart kafası genç
young in heart ihtiyar delikanlı
young in heart kalbi genç
young in heart gönlü genç
young and old alike genç yaşlı herkes
young and old alike genci yaşlısı herkes
live fast die young hızlı yaşa genç öl
a young girl bir genç kız
young lady genç bayan
at young ages küçük yaşlarda
looking young despite his age yaşına rağmen genç görünüyor
looking young despite his age yaşına göre genç
Idioms
day is young but not man gün gençtir, ama insan değil
young shaver acemi çaylak
have an old head on young shoulders genç yaşına rağmen yılların birikimine sahip olmak
young at heart gönlü genç
have an old head on young shoulders çok görüp geçirmek
young at heart kalbi genç
have an old head on young shoulders yılların birikimine sahip olmak
have an old head on young shoulders sağduyulu olmak
have an old head on young shoulders çok deneyimli olmak
young at heart ihtiyar delikanlı
young at heart kafası genç
have an old head on young shoulders görmüş geçirmiş olmak
act young at heart kendini genç hissetmek
be young at heart kendini genç hissetmek
young blood gençler
young blood genç dimağlar
have a wise head on young shoulders genç yaşına rağmen yılların birikimine sahip olmak
have a wise head on young shoulders yılların birikimine sahip olmak
have a wise head on young shoulders çok deneyimli olmak
have a wise head on young shoulders çok görüp geçirmek
have a wise head on young shoulders görmüş geçirmiş olmak
young at heart kendini genç hisseden
Speaking
when i was young ben gençken
when i was young gençliğimde
you're only young once insan bir kez genç olur
you're only young once delikanlılık bir kez yaşanır
you're only young once insan ne yaparsa gençliğinde yapar
you are so young sen çok gençsin
you look young genç görünüyorsun
you look young genç görünüyorsunuz
you seem so young to be a psychiatrist bir psikiyatrist olmak için çok genç görünüyorsun
you seem so young to be a psychiatrist bir psikiyatrist olmak için çok genç görünüyorsunuz
i got beaten up a lot when i was young gençken çok dayak yedim
not as young as one used to be eskisi kadar genç değil
not as young as one used to be artık yaşlı
live while we're young gençken yaşa
my parents divorced when i was really young annem ve babam ben çok küçükken boşandılar
we got married so young çok genç yaşta evlendik
the night is still young gece daha yeni başlıyor
she used to swim when she was young o gençken yüzerdi
he used to swim when he was young o gençken yüzerdi
we were young too biz de gençtik
their mother died when they were young anneleri küçükken öldü
we are young genciz
they said I was young yaşım küçükmüş dediler
I was very naughty when I was young küçükken çok yaramazmışım
I was very naughty when I was young çocukken çok yaramazmışım
I was very mischievous when I was young küçükken çok yaramazmışım
I was very mischievous when I was young çocukken çok yaramazmışım
since i was young gençliğimden beri
when she was young o gençken
Slang
young girl genç kız
Trade/Economic
young industries genç endüstriler
young industries yeni kurulan henüz gelişme aşamasında olan endüstriler
young entrepreneurs genç girişimciler
young businessmen association of turkey türkiye genç işadamları derneği
young brand genç marka
young urban professionals (yuppies) şehirli genç profesyoneller
young upwardly mobile professionals (yumpies) potansiyel vadeden profesyoneller
Law
young person's act çocuk hukuku
Politics
young republicans genç cumhuriyetçiler
young voters genç seçmenler
european agreement on travel by young persons on collective passports between the member countries of the council of europe avrupa konseyine üye devletler arasında genç kişilerin müşterek pasaportla seyahatlerine dair avrupa sözleşmesi
Institutes
community programme for the vocational training of young people and their preparation for the adult and working life gençlerin mesleki eğitimi ve iş hayatına hazırlanmasına ilişkin eylem programı
association of young mining businessmen genç maden işletmecileri derneği
aegean young businessmen association ege genç işadamları derneği (egiad)
Technical
young river genç nehir
determination of young modulus young modülü tayini
Medical
young erythrocyte neosit
young male adults genç yaştaki erkekler
young-dees-leadbetter bladder neck reconstruction young-dees-leadbetter mesane boynu onarımı
young adults genç erişkinler
maturity-onset diabetes of the young gençlerin erişkin tipi diyabeti
maturity-onset diabetes of the young mody diyabet
Psychology
young adulthood genç erişkinlik
Young-Helmholtz theory of color vision Young-Helmholtz renkli görme teorisi
Dentistry
young permanent teeth genç daimi dişler
Pathology
supervision of young primigravida genç primigravidanın gözlemi
Food Engineering
processed cereal-based foods and baby foods for infants and young children işlenmiş tahıl ağırlıklı gıda maddeleri ve bebek ve küçük çocuklar için mamalar
Gastronomy
young blue fish çinekop balığı
Zoology
young louse yavşak
Botanic
young shoot budak özü
Linguistics
young learners english cambridge üniversitesi çocuklar için ingilizce sınavı
young grammarians genç dilbilgiciler
History
young turks jöntürkler
young turkish party jön türkler
young ottoman movement genç osmanlı hareketi
young turk jön türk
young turks jön türkler
Geography
young valley genç vadi
young valley genç koyak
Places
young harris georgia eyaletinde şehir
norwood young america minnesota eyaletinde şehir
Sport
young women’s christian association (ywca) genç bayanlar hristiyan birliği
young men’s christian association (ymca) genç erkekler hristiyan birliği
Volleyball
young team genç takım
young team yıldız takım
Ottoman Turkish
a statesman who was assigned as the tutor of the young prince lala
British Slang
young fella genç
young fella delikanlı