crisis - Turco Inglés Diccionario

crisis

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

crisis — Definition

Significado:
kriz
Pronunciación (IPA):
(AmE /ˈkraɪsɪs/ – BrE /ˈkraɪsɪs/)
Categoría gramatical:
İsim: crisis (crises)
Sinónimo:
emergency
Antónimos:
stability

Significados de "crisis" en diccionario turco inglés : 12 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
crisis n. kriz
Car sales drastically dropped due to the oil crisis.
Petrol krizi nedeniyle araba satışları büyük ölçüde düştü.

More Sentences
crisis n. bunalım
crisis n. buhran
General
crisis n. dönüm noktası
I think their marriage is going through a crisis.
Sanırım evlilikleri bir dönüm noktasından geçiyor.

More Sentences
crisis n. kriz
Car sales drastically dropped due to the oil crisis.
Petrol krizi nedeniyle araba satışları büyük ölçüde düştü.

More Sentences
Trade/Economic
crisis n. kriz
Car sales drastically dropped due to the oil crisis.
Petrol krizi nedeniyle araba satışları büyük ölçüde düştü.

More Sentences
Technical
crisis n. kriz
Car sales drastically dropped due to the oil crisis.
Petrol krizi nedeniyle araba satışları büyük ölçüde düştü.

More Sentences
General
crisis n. badire
Medical
crisis n. akse
crisis n. bunluk
crisis n. nöbet
Psychology
crisis n. bunalım

Significados de "crisis" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
cuban missile crisis n. küba füze krizi
crisis management n. kriz yönetimi
crisis relocation n. kriz durumu tahliyesi
crisis resolution teams n. kriz çözme ekipleri
cyprus crisis n. kıbrıs krizi
economic crisis n. iktisadi bunalım
crisis of identity n. kimlik krizi
economic crisis n. ekonomik bunalım
energy crisis n. enerji krizi
governmental crisis n. hükümet bunalımı
puberty crisis n. ergenlik krizi
crisis of identity n. kimlik bunalımı
a year after the crisis n. krizden bir yıl sonra
crisis management counter n. kriz masası
iran hostage crisis n. iran rehine krizi
economic crisis n. ekonomik kriz
crisis management center n. kriz merkezi
the gulf crisis n. körfez krizi
regime crisis n. rejim bunalımı
severe economic crisis n. ağır ekonomik kriz
iraq-kuwait crisis n. ırak-kuveyt krizi
mid-life crisis n. orta yaş bunalımı
food crisis n. gıda krizi
food crisis n. yiyecek krizi
terminal crisis n. nihai kriz
terminal crisis n. terminal krizi
outbreak of crisis n. kriz çıkması
outbreak of crisis n. krizin patlak vermesi
outbreak of crisis n. krizin çıkması
crisis hotline n. alo kriz hattı
the most forgotten crisis n. en çok unutulan kriz
crisis desk n. kriz masası
mid-day crisis n. gün ortası krizi
effects of global crisis n. global krizin etkileri
biotic crisis n. kitlesel yok oluş
biotic crisis n. birden çok canlı türünün soyunun aynı zaman aralığı içinde tükenmesi
midlife crisis n. orta yaş krizi
crisis communication n. kriz iletişimi
urban crisis n. kentsel kriz
power crisis n. yetki krizi
weather the crisis v. badireyi atlatmak
weather a crisis v. düze çıkmak
cause crisis v. kriz yaratmak
go through a crisis v. buhran geçirmek
weather the crisis v. badire atlatmak
survive a crisis v. badireyi atlatmak
survive a crisis v. badire atlatmak
go through a grave crisis v. ağır kriz geçirmek
go into a grave crisis v. ağır krize girmek
throw into grave crisis v. ağır krize sokmak
overcome the crisis v. krizi aşmak
resolve the crisis v. krizi aşmak
resolve the crisis v. krizi çözmek
solve the crisis v. krizden çıkmak
overcome the crisis v. krizden çıkmak
solve the crisis v. krizi çözmek
defuse the crisis v. krizi çözmek
resolve the crisis v. krizden çıkmak
overcome the crisis v. kriz atlatmak
go through a crisis v. krize girmek
face crisis v. kriz yaşamak
experience a crisis v. krize girmek
be faced with a crisis v. kriz yaşamak
experience a crisis v. kriz yaşamak
crisis arise v. kriz çıkmak
have crisis v. kriz yaşamak
result in crisis v. krizle sonuçlanmak
cause crisis v. krize yol açmak
cause crisis v. krize sebep olmak
result in crisis v. krize sebep olmak
result in crisis v. krize neden olmak
cause crisis v. krize neden olmak
result in crisis v. kriz ile sonuçlanmak
result in crisis v. krize yol açmak
lead to crisis v. krize sebep olmak
lead to crisis v. krize yol açmak
lead to crisis v. krize neden olmak
induce a crisis v. krize sebep olmak
induce a crisis v. krize neden olmak
fight the global crisis v. küresel krizle mücadele etmek
fight against the global crisis v. küresel krizle mücadele etmek
prevent the crisis v. krizi engellemek
have a financial crisis v. mali kriz yaşamak
suffer from the crisis v. krizden yara almak
cause the crisis which led to patient’s death v. hastanın ölümüyle sonuçlanan krize yol açmak
deal with the crisis in his own way v. krizle kendi yöntemiyle başa çıkmak
deal with the crisis in his own way v. krizle kendi yöntemiyle baş etmek
handle the crisis in his own way v. krizle kendi yöntemiyle başa çıkmak
handle the crisis in his own way v. krizle kendi yöntemiyle baş etmek
come out of the crisis stronger v. krizden daha güçlü olarak çıkmak
come out of the crisis stronger v. krizden güçlenmiş olarak çıkmak
come out of the crisis stronger v. krizden daha güçlü çıkmak
set up a crisis center v. kriz merkezi kurmak
crisis ridden adj. kriz içinde
crisis driven adj. kriz güdümlü
in crisis adj. buhranlı
Colloquial
it’s safe to say that the crisis period is over expr. kriz döneminin bittiğini söyleyebiliriz
Idioms
a crisis in the making n. geliyorum diyen kriz/felaket
crisis actor n. acil durum görevlilerinin eğitim tatbikatlarında kurbanı canlandıran kişi
crisis actor n. (komplo teorisi) yaşanan trajik bir vakada mağdurlardan biriymiş gibi yapan kişi
crisis actor n. kriz aktörü
crisis actor n. acil durum tatbikatlarında kazazede rolünü oynayan kişi
opioid crisis n. opioid krizi
opioid crisis n. abd ve kanada'da 2015'ten sonra yaşanan opioid bazlı uyuşturucu krizi
crisis actor n. komplo teorisyenlerine göre bir olayda, devlet ya da gizli örgütler tarafından tutulmuş kişi
crisis actor n. kriz aktörü
crisis actor n. devlet ya da gizli örgütler tarafından tutulmuş paralı oyuncu
be in the grip of the crisis v. krizin pençesinde olmak
Speaking
I think I'm having a midlife crisis expr. sanırım orta yaş krizi geçiriyorum
crisis averted expr. kriz çözüldü
crisis will loom expr. kriz baş gösterecek
Trade/Economic
financial crisis n. mali kriz
financial crisis n. mali buhran
liquidity crisis n. likidite krizi
energy crisis n. enerji buhranı
foreign trade crisis n. dış ticaret krizi
crisis of confidence n. güven krizi
crisis diplomacy n. kriz diplomasisi
economic crisis n. ekonomik kriz
energy crisis n. enerji krizi
debt crisis n. borç krizi
economic crisis n. ekonomik bunalım
economic crisis n. iktisadi kriz
crisis economy n. kriz ekonomisi
monetary crisis n. para krizi
money crisis n. para krizi
commercial crisis n. ticari kriz
economic crisis n. iktisadi buhran
money crisis n. para darlığı
spread of crisis n. krizin yayılması
global financial crisis n. küresel mali kriz
crisis environment n. kriz ortamı
global crisis n. küresel kriz
an effective crisis management n. etkin bir kriz yönetimi
current crisis environment n. mevcut kriz ortamı
global crisis n. global kriz
international crisis n. uluslararası kriz
current crisis atmosphere n. mevcut kriz ortamı
balance of payments crisis n. ödemeler dengesi krizi
crisis management n. kriz yönetimi
post crisis n. kriz sonrası
crisis period n. kriz dönemi
asian economic crisis n. asya ekonomik krizi
crisis team n. kriz ekibi
crisis team n. kriz takımı
currency crisis n. döviz krizi
real crisis n. reel kriz
approaching crisis n. yaklaşan kriz
the coming crisis n. gelen kriz
the coming crisis n. yaklaşan kriz