engelleyen - Turco Inglés Diccionario

engelleyen

Significados de "engelleyen" en diccionario inglés turco : 16 resultado(s)

Turco Inglés
General
engelleyen skirter n.
engelleyen disrupter n.
engelleyen disruptor n.
engelleyen frustrating adj.
engelleyen hampering adj.
engelleyen preventing adj.
engelleyen obstructing adj.
engelleyen oppilant adj.
engelleyen de trop adj.
engelleyen disabling adj.
engelleyen discouraging adj.
engelleyen sticky adj.
engelleyen stonewall adj.
engelleyen frustrative adj.
engelleyen in the way adv.
Archaic
engelleyen impedimental adj.

Significados de "engelleyen" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
engelleyen kimse obstructionist n.
engelleyen kimse hinderer n.
farklı ideolojilere sahip ülkeler arasında iletişimi ve mal alışverişini engelleyen durum iron curtain n.
insanı engelleyen şey shackle n.
pişirme esnasında yemekten sıçrayan parçaların duvara değmesini engelleyen koruyucu panel splashback n.
görüşü engelleyen şey blinder n.
kıyafetlerin kurutma makinesinden kırışık çıkmasını engelleyen ince yaprak dryer sheet n.
şahlanan atın başının yukarı kalkmasını engelleyen metal gem rearing bit n.
engelleyen kimse thwarter n.
ekonomik bir süreci ortadan kaldıran veya devam etmesini engelleyen özel bir durum margin n.
anlamayı engelleyen şey wool n.
zihinsel ve fiziksel görüşü engelleyen şey blindfold n.
görüşü engelleyen bir şey blindfold n.
görmeyi engelleyen şey blinker n.
bir yere girişi engelleyen veya kapatan kale blockhouse [obsolete] n.
engelleyen şey hinderance n.
engelleyen şey hindrance n.
engelleyen şey holdback n.
engelleyen şey morass n.
ifade özgürlüğünü engelleyen şey gag n.
başkalarının eylemlerini sistematik olarak engelleyen kimse obstructer n.
engelleyen kimse deterrer n.
engelleyen şey deterrer n.
objektif değerlendirmeyi engelleyen önyargı one-sidedness n.
ilerlemeyi engelleyen koşul roadblock n.
hedefe ulaşılmasını engelleyen gerçek roadblock n.
hareketi engelleyen engebe rub n.
kaymayı engelleyen altı sivri çıkıntılı baston pike n.
yürümeyi engelleyen sakatlık disability of walking n.
engelleyen kimse parrier n.
gerçekleri görmeyi engelleyen sebep scales n.
(engelleyen bir şeyden) kurtarmak unshackle v.
kendi kendini engelleyen self defeating adj.
topaklanmayı engelleyen anticaking adj.
toplumsal ilişkileri engelleyen unsocial adj.
kendi kendini engelleyen self-defeating adj.
alerjiyi engelleyen anti-allergic adj.
görüntüyü engelleyen masking adj.
ilerlemeyi engelleyen holding adj.
cihazın ya da parçanın çalışmasını engelleyen lockout adj.
engelleyen kimseye ait obstructionist adj.
engelleyen kimseyle ilgili obstructionist adj.
hareketi engelleyen bir şeyle kaplı clogged adj.
(kapı, paravan) duman geçişini engelleyen smokeproof adj.
büyümeyi engelleyen spoilt adj.
Colloquial
ilerlemeyi engelleyen yer bog n.
gelişimini engelleyen kimse/şey strangler n.
ayak altında (geçişi engelleyen) in the way expr.
Idioms
ilerlemeyi/gelişimi engelleyen şey the dead hand of something n.
katı, muhafazakar eleştirileriyle mevzunun anlaşılmasını engelleyen tenkitçi stop-watch critic n.
giriş çıkışı engelleyen etten duvar ring of steel n.
(birinin/bir şeyin) başarısını engelleyen (bir, iki, üç) yönü (one, two, three) strikes against (someone or something) expr.
Trade/Economic
resesyonu engelleyen antirecession adj.
Law
ülkedeki insanların sahip olduğu hakları korumak amacıyla mahkeme tarafından memurlara verilen ve onların yasal yetkileri dışına çıkmalarını engelleyen emriler prerogative writs n.
sürücünün nefesinde alkol tespit ederse arabanın çalışmasını engelleyen bir cihaz ignition interlock n.
halka ait bir hakkın kullanımını engelleyen sorun common nuisance n.
(abd anayasasında) kongrenin çeşitli özgürlüklere karışmasını engelleyen bir değişiklik maddesi first amendment n.
ipotekli malın haczini engelleyen antiforeclosure adj.
Politics
görüşmelerde uzlaşmayı engelleyen çekişmeli konu sticking point n.
hükümetlerin uzlaşmasını engelleyen çekişmeli konu sticking point n.
proleteryanın iktidara gelmesini engelleyen ya da iktidarı elinde tutan sınıf class enemy n.
(parlamenter usullerde) işleyişi kasten engelleyen kimse obstructionist n.
gemi, uçak gibi araçların kaçırılmasını engelleyen/çözen antihijack adj.
toplumsal ilerlemeyi engelleyen antiprogressive adj.
Technical
toz ve pisliklerin girmesini engelleyen keçe conta dirt seal n.
alev engelleyen flame separation n.
programın çalışmasını engelleyen önemli hata fatal error n.
kazan taşı oluşumunu engelleyen malzeme antiscale n.
bağıl nemi ölçerek devre elemanlarına zarar vermesini engelleyen cihaz (nem ölçer) hygrostat n.
bağıl nemi ölçerek devre elemanlarına zarar vermesini engelleyen cihaz (nem ölçer) humidistat n.
çarkın bir yöne dönmesine izin veren fakat geri hareketini engelleyen mekanizma ratchet n.
bir yöne harekete izin veren aksi yönde hareketi engelleyen mekanik stop pawl n.
özellikle otomobil veya uçakların ön camlarında oluşan buzlanmayı engelleyen cihaz defroster n.
ışın geçmesini engelleyen beam stop n.
aşırı doldurmayı engelleyen sistem overfill prevention system n.
(kupol fırını) eriyen malzemenin hareket etmesini engelleyen malzeme tabakası bridge n.
silindir kilidin uygun anahtar takılana kadar dönmesini engelleyen parçası pin n.
manivelanın hareketini engelleyen ince kazık pin n.
madenin çökmesini engelleyen sütunun yan kısmından veya kömürün yüzeyinden yukarı taşınacak olan cevheri veya atığı kesme slabbing n.
Computer
şiddet veya müstehcen içerikli tv programlarının sinyallerini engelleyen bilgisayar çipi v-chip n.
çevrimiçi içeriğe erişimi engelleyen yazılım filter n.
istenmeyen e-postaları engelleyen antispam adj.
(aktarım) engelleyen synchronous adj.
Informatics
istasyon kullanıcısının bir dış hatta erişimini engelleyen bir anahtar telefon sistemi (kts) veya pbx özelliği privacy n.
Telecom
günün en yoğun saatlerinde bazı aramaları engelleyen cihaz blocking n.
Electric
statik elektrik birikimini engelleyen madde antistat n.
statik elektrik birikimini engelleyen antistat adj.
Mechanic
mekanik aksamın diğerini çalıştırmasını engelleyen anahtarın yerleştiği yatak veya yiv keyseat n.
cıvata somununun vidalanması sırasında dönmesini engelleyen kısım snug n.
Television
kablolu tv kanallarının yetkisi olmayan kimselerce izlenmesini engelleyen elektronik cihaz lockbox n.
Textile
rengi kısmen engelleyen madde semi-opaque n.
Construction
merkezdeki bağlantı kirişinin sarkmasını engelleyen bağ king-post n.
merkezdeki bağlantı kirişinin sarkmasını engelleyen bağ crown-post n.
yürüyen merdivenlerin üst ve alt kısımlarında bulunup basamaklarla zemin arasına nesnelerin sıkışmasını engelleyen dişli plaka comb n.
Automotive
alkollü durumda aracın kullanımını engelleyen sistem alcohol interlock installation facilitation n.
römorka takılan ve çekilen aracın daha hızlı gitmesini engelleyen bir fren türü overrun brake n.
yanmalı motorlarda motor vuruntusunu engelleyen antiknocking adj.
Traffic
araçların bir yoldan diğerine geçmesini engelleyen bariyer separator n.
Railway
trenin raydan çıkması engelleyen bir tekerlek sistemi up-lift wheel system n.
trenin raydan çıkması engelleyen bir tekerlek sistemi underfriction wheel system n.
trenin raydan çıkması engelleyen bir tekerlek sistemi up-stop wheel system n.
raydan çıkmayı engelleyen alet derail n.
Aeronautic
(uçak iniş takımının sürüklenmesini engelleyen) hava akış hattı kuşatması pants n.
Marine
siltin girmesini engelleyen levha silt protector n.
siltin girmesini engelleyen çit silt fence n.
taranan çamurlu suyun dağılmasını engelleyen muhafaza slurry shield n.
gemilerin yan yatmasını engelleyen düzenekler stabilisers n.
gemilerin yan yatmasını engelleyen düzenekler stabilizers n.
gemi altında kaya midyesi gibi deniz canlılarının oluşmasını engelleyen boya veya kaplama antifouling n.
selviçeleri yönlendiren ve geminin halatının sürtünmesini engelleyen destek parçası fair-leader n.
selviçeleri yönlendiren ve geminin halatının sürtünmesini engelleyen destek parçası fairlead n.
selviçeleri yönlendiren ve geminin halatının sürtünmesini engelleyen destek parçası fairleader n.
firengi deliklerinin ağzında su girişini engelleyen boru scupper hose n.
kurum düşmesini engelleyen branda smoke sail n.
gemi altında kaya midyesi gibi deniz canlılarının oluşmasını engelleyen antifouling adj.
Mining
yer altı madenciliğinde madenin çökmesini engelleyen topuk ya da sütun pillar n.
kaldırma halatının serbest ucuna doğru olup halatın makaradan çıkmasını engelleyen ağırlık veya blok log n.
Medical
meme kanseri tedavisinde kullanılan steroid hormon sentezini engelleyen bir ilaç aminoglutethimide n.
karotenoid sentezini engelleyen piridazonlar norflurazon n.
meme kanseri tedavisinde kullanılan steroid hormon sentezini engelleyen bir ilaç aminoglutethimide n.
spermin rahime ulaşmasını engelleyen gebelik önleyici kapak cervical cap n.
yatakta bacak veya ayak üzerine çarşafın gelmesini engelleyen bir aparat solen n.
çiçek hastalığının bulaşmasını engelleyen antivariolous adj.
hücre büyümesini engelleyen antiproliferative adj.
habis hücre gelişimini ve büyümesini engelleyen antineoplastic adj.
ovülasyonu engelleyen anovulatory adj.
ovülasyonu engelleyen anovular adj.
habis hücre gelişimini ve büyümesini engelleyen antitumor adj.
habis hücre gelişimini ve büyümesini engelleyen anticancer adj.
habis hücre gelişimini ve büyümesini engelleyen antitumour adj.
habis hücre gelişimini ve büyümesini engelleyen antitumoral adj.
Anatomy
kanın kalp odacıklarına geri dönmesini engelleyen bir kapakçık türü semilunar valve n.
abdominal organların femoral kanala doğru inmesini engelleyen lifli ince bağ doku katmanı septum n.
Psychology
doğru hislerin fark edilmesini engelleyen şey screen n.
psikolojik olarak engelleyen blocked adj.
Dentistry
diş çürüğünü engelleyen anticaries adj.
Physiology
fizyolojik bir süreci veya işlevi engelleyen iç salgı chalone n.
beyinde salgılanan ve ağrı alıcılarına tutunarak ağrı hissini engelleyen hormon endorphin n.
ince bağırsak mukozasında üretilen, mide salgısını ve hareketlerini engelleyen bir hormon enterogastrone n.
belirli maddelerin geçişini engelleyen membran, doku veya mekanizma barrier n.
canlı dokularda uyaranlara yanıt vermeyi engelleyen katılık durumu rigor n.
canlı dokularda uyaranlara yanıt vermeyi engelleyen katılık durumu rigour n.
histaminin etkisini engelleyen bir enzim histaminase n.
fizyolojik bir süreci veya işlevi engelleyen iç salgı ile ilgili chalonic adj.
yağ oluşumunu engelleyen antifat adj.
(özellikle midede) salgıyı engelleyen antisecretory adj.
Pathology
tüberküloz bakterisinin üremesini engelleyen bir madde tuberculostat n.
iristeki göz sıvısının dışarı akmasını engelleyen glokom hastalığı angle-closure glaucoma n.
iristeki göz sıvısının dışarı akmasını engelleyen glokom hastalığı acute glaucoma n.
iristeki göz sıvısının dışarı akmasını engelleyen glokom hastalığı closed-angle glaucoma n.