olmayacak - Turco Inglés Diccionario

olmayacak

Significados de "olmayacak" en diccionario inglés turco : 5 resultado(s)

Turco Inglés
General
olmayacak outrageous adj.
olmayacak unseemly adj.
olmayacak improbable adj.
olmayacak impossible adj.
olmayacak unsuitable adj.

Significados de "olmayacak" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
olmayacak şey pie in the sky n.
olmayacak şey dream n.
olmayacak iş tall order n.
olmayacak hayaller kuran kimse castlebuilder n.
birini/bir şeyi olmayacak bir yerden kurtarması beklenen hayali vinç kancası skyhook n.
olmayacak işler peşinde koşan kimse johnadreams n.
olmayacak plan impossibilism n.
olmayacak planları destekleyen kimse impossibilist n.
olmayacak şey impossible n.
olmayacak şey impossibility n.
birine olmayacak vaatlerde bulunmak promise someone the moon v.
olmayacak duaya amin demek square the circle v.
olmayacak şeyler istemek cry for the moon v.
olmayacak duaya amin demek hope for the impossible v.
belli olmayacak bir şekilde dik finedraw adj.
hiç olmayacak bir şeye kapılıp gitmiş starry-eyed adj.
hiç olmayacak bir şeyin peşinde koşan starry-eyed adj.
olmayacak plan ile ilgili impossibilist adj.
karışık olmayacak şekilde elementarily adv.
belirsiz olmayacak şekilde unambiguously adv.
rüyalarda bile gerçek olmayacak beyond somebody's wildest dreams adv.
olmayacak gibi less likely adv.
hoş olmayacak şekilde unfavourably adv.
hoş olmayacak şekilde unfavorably adv.
daha az olmayacak sayıda not less than adv.
görevde olmayacak şekilde off adv.
uygun olmayacak şekilde disfavourably [uk] adv.
uygun olmayacak şekilde disfavorably [us] adv.
hoş olmayacak şekilde disfavorably [us] adv.
hoş olmayacak şekilde disfavourably [uk] adv.
-den daha sonra olmayacak şekilde no later than prep.
Phrasals
olmayacak hayaller peşinde koşmak build castles in the sky v.
olmayacak duaya amin demek build castles in the sky v.
Phrases
kimse senin dengin olmayacak! none shall be your equal! expr.
olmayacak duaya amin demek it is useless to flog a dead horse expr.
olacak dua var olmayacak dua var not all prayers are answered expr.
zaten öyle olmayacak ki it isn't as though expr.
Proverb
olmayacak duaya amin denmez if a toady frog had wings he wouldn't bump his ass
olmayacak duaya amin denmez if frogs had wheels they wouldn't bump their butts
olmayacak duaya amin denmez If a toady frog had wings he wouldn't bump his ass
olmayacak duaya amin denmez if frogs had wings, they wouldn't bump their butts (when they hop)
Colloquial
olmayacak vaatler hot air n.
olmayacak işler peşinden koşan kimse john-a-dreams n.
olmayacak yer veya zamanda "fuck" demek drop the f-bomb v.
bundan hiç hoşlanmayacak/memnun olmayacak (he, she) won't thank you for (something) expr.
(biri bir şeye) memnun olmayacak (someone) is not going to thank you for (something) expr.
(biri) hemen teslim olmayacak (one) won't give up without a fight expr.
(bir şey) kendiliğinden olmayacak (something) is not going to (do something) itself expr.
öyle bir şey olmayacak forget it expr.
öyle bir şey olmayacak forgeddaboudit [us] expr.
öyle bir şey olmayacak forgeddaboutit [us] expr.
öyle bir şey olmayacak forget about it expr.
hiç memnun olmayacak he/she won't thank you for something expr.
Idioms
olmayacak dua pie in the sky n.
olmayacak birşeyin peşinden koşma a wild goose chase n.
olmayacak bir işin peşinden gitme a wild goose chase n.
olmayacak duaya amin deme a wild goose chase n.
olmayacak hayaller castles in the sky n.
olmayacak iş a cold day in july n.
aynı anda yapılması mümkün olmayacak kadar çok iş/proje too many irons in the fire n.
aynı anda yapılması mümkün olmayacak kadar çok iş/proje lots of irons in the fire n.
bir şirketin devralmak için cazip olmayacak şekilde yeniden düzenlenmesi için başvurulan yöntem poison pill n.
olmayacak bir şey için vaktini harcama/çabalama plowing water n.
olmayacak bir iş a losing battle n.
olmayacak duaya amin deme boiling the ocean n.
olmayacak hayaller castles in the air n.
olmayacak hayaller castles in spain n.
olmayacak hayal castle in the air n.
olmayacak duaya amin demek bay the moon v.
olmayacak duaya amin demek square the circle v.
olmayacak duaya amin demek clutch at straws v.
olmayacak duaya amin demek build castles in the air v.
olmayacak duaya amin demek swim against the current v.
olmayacak duaya amin demek beg for the moon v.
olmayacak duaya amin demek live in cloud-cuckoo land v.
olmayacak duaya amin dedirtmek lead someone on a merry chase v.
olmayacak duaya amin demek promise somebody the earth v.
olmayacak duaya amin demek promise somebody the moon v.
olmayacak bir şeyin peşinden koşturmak send someone on a wild-goose chase v.
olmayacak duaya amin demek clutching at straws v.
olmayacak bir işi yapmaya çalışmak try to fit a square peg into a round hole v.
birine olmayacak vaatlerde bulunmak promise the moon to someone v.
birine olmayacak vaatlerde bulunmak promise someone the moon v.
olmayacak bir işe kalkışmak square the circle v.
olmayacak şeyleri bile düşlemek/hayal etmek cast beyond the moon v.
olmayacak duaya amin demek boil the ocean v.
olmayacak şeylerle uğraşmak boil the ocean v.
olmayacak duaya amin demek be whistling in the wind v.
olmayacak duaya amin demek milk the bull v.
olmayacak duaya amin demek milk the ram v.
olmayacak hayallere kapılmak build castles in the sky v.
olmayacak hayaller kurmak cast beyond the moon v.
olmayacak duaya amin demek play a losing game v.
(birine) olmayacak vaatlerde bulunmak promise (one) the world v.
olmayacak bir işle uğraşmak seek a knot in a bulrush v.
olmayacak bir işe kalkışmak seek a knot in a bulrush v.
olmayacak duaya amin demek promise (somebody) the world v.
olmayacak duaya amin demek promise (somebody) the moon v.
olmayacak duaya amin demek promise (somebody) the earth v.
olmayacak bir şeyi gerçekleştirmek walk on water v.
olmayacak bir şey için vaktini harcamak/çabalamak plow water v.
olmayacak bir şey için vaktini harcamak/çabalamak pour water on a duck's back v.
olmayacak bir işe kalkışmak be barking up the wrong tree v.
olmayacak bir şey için uğraşmak be fighting a losing battle v.
olmayacak duaya amin demek be in cloud-cuckoo land v.
olmayacak duaya amin demek clutch/grasp at straws v.
olmayacak şeyler istemek want the moon [uk] v.
olmayacak şeyler istemek cry/ask for the moon [uk] v.
olmayacak bir şey için tutturmak cry/ask for the moon [uk] v.
olmayacak bir şey için tutturmak want the moon [uk] v.
birini olmayacak şeyler hakkında umutlandırmak give somebody ideas v.
birine olmayacak şeyler düşündürmek give somebody ideas v.
olmayacak bir şeyin peşinden koşmak go on a wild goose chase v.
olmayacak bir işin peşinden gitmek go on a wild goose chase v.
olmayacak duaya amin demek go on a wild goose chase v.
olmayacak bir şeyle uğraşmak go down a blind alley v.
olmayacak duaya amin dedirtmek lead on a merry chase v.
olmayacak duaya amin dedirtmek lead a merry chase v.
(birine) olmayacak duaya amin dedirtmek lead (one) (on) a (merry) chase v.
olmayacak duaya amin dedirtmek lead a chase v.
(birine) olmayacak duaya amin dedirtmek lead (one) (on) a merry dance v.
olmayacak duaya amin demek promise (one) the moon v.
olmayacak duaya amin demek promise (somebody) the earth v.
(birine) olmayacak vaatlerde bulunmak promise (one) the moon v.
(birine) olmayacak vaatlerde bulunmak promise (somebody) the moon v.
(birine) olmayacak vaatlerde bulunmak promise (somebody) the world v.
olmayacak duaya amin demek promise (somebody) the moon v.
(birine) olmayacak vaatlerde bulunmak promise (one) the earth v.
olmayacak vaatlerde bulunmak promise the earth v.
olmayacak duaya amin demek promise (one) the earth v.
olmayacak duaya amin demek promise (somebody) the world v.
(birine) olmayacak vaatlerde bulunmak promise (somebody) the earth v.
olmayacak duaya amin demek promise the earth v.
olmayacak bir şeyin peşinden koşturmak send on a wild-goose chase v.
geri dönüşü olmayacak bir durumda beyond recall adj.
dünyada eşi benzeri olmayacak kadar ilginç like nothing on earth expr.
hiç memnun olmayacak (someone) is not going to thank you for (something) expr.
hiç memnun olmayacak (someone) won't thank you for (something) expr.
ayak bağı olmayacak şekilde out of (one's) road expr.
bir şeyi ona hiç ihtiyacı olmayacak insanlara yutturur (one) could sell snow to eskimos expr.
bir şeyi ona hiç ihtiyacı olmayacak insanlara yutturmak sell freezers to eskimos expr.
bir şeyi ona hiç ihtiyacı olmayacak insanlara yutturur (someone) could sell freezers to eskimos expr.
asla olmayacak it'll be a long day in january expr.
asla olmayacak it'll be a cold day in hell expr.
olmayacak bir işe kalkışmış on a hiding to nothing expr.
olmayacak bir işe kalkışmış on a fool's errand expr.
tekrarlanması mümkün olmayacak bir deneyim once-in-a-lifetime experience expr.
Speaking
kötü şeyler olmayacak nothing bad is going to happen expr.
sonum onlar gibi olmayacak I'm not going to end up like them expr.
sonum onlarınki gibi olmayacak I'm not going to end up like them expr.