steals - Turco Inglés Diccionario

steals

steals — Definition

Significado:
çalmak
Pronunciación (IPA):
(AmE /stiːl/ – BrE /stiːl/)
Categoría gramatical:
Düzensiz Fiil: steal (steals – stole – stolen - stealing)
Sinónimo:
pilfer
Antónimos:
return

Significados de "steals" en diccionario turco inglés : 65 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
steal v. aşırmak
The rival company stole our new concept before we released it.
Rakip şirket yeni konseptimizi biz piyasaya sürmeden önce aşırmıştı.

More Sentences
steal v. hırsızlık yapmak
They caught him stealing.
Onu hırsızlık yaparken yakaladılar.

More Sentences
steal v. çalmak
John stole the ball and scored a goal.
John topu çaldı ve bir gol attı.

More Sentences
General
steal n. çalma
You have no grounds for accusing Jill of stealing the stock certificates.
Jill'i hisse senetlerini çalmakla suçlayacak hiçbir dayanağın yok.

More Sentences
steal n. kelepir
This is a real steal.
Bu gerçek bir kelepir.

More Sentences
steal n. hırsızlık
It's a steal.
Bu bir hırsızlık.

More Sentences
steal v. çaktırmadan yapmak
She stole out of the school without being noticed.
Çaktırmadan okuldan kaçtı.

More Sentences
steal v. yürütmek
Someone stole my umbrella.
Birisi şemsiyemi yürütmüş.

More Sentences
steal v. hırsızlık yapmak
They caught him stealing.
Onu hırsızlık yaparken yakaladılar.

More Sentences
steal v. çalmak
John stole the ball and scored a goal.
John topu çaldı ve bir gol attı.

More Sentences
Trade/Economic
steal v. hırsızlık yapmak
They caught him stealing.
Onu hırsızlık yaparken yakaladılar.

More Sentences
Law
steal v. çalmak
John stole the ball and scored a goal.
John topu çaldı ve bir gol attı.

More Sentences
Sport
steal v. kapmak
The player stole the base at the 30th minute of the game.
Oyuncu oyunun 30. dakikasında kaleyi kaptı.

More Sentences
Basketball
steal n. top çalma
The team doesn't have any steals in the second half.
Takımın ikinci yarıda hiç top çalması yok.

More Sentences
Baseball
steal n. kale kapma
He made a video with the clips of the best double steals.
En iyi çifte kale kapma kliplerinden oluşan bir video hazırladı.

More Sentences
General
steal n. konuşma dili
steal n. çalıntı eşya
steal n. hileli siyasi kampanya
steal n. aldatıcı politik hamle
steal v. gizlice koymak
steal v. iyi etmek
steal v. kaparozlamak
steal v. süzülmek
steal v. hırsızlık etmek
steal v. kaçırmak
steal v. kaldırmak
steal v. uğrulamak
steal v. zula etmek
steal v. çarpmak
steal v. hırsızlama yapmak
steal v. tırtıklamak
steal v. para veya eşya çalmak
steal v. gizlice veya dikkati çekmeden yapmak
steal v. kaçmak
steal v. öpüvermek
steal v. sıvışmak
steal v. (kaşla göz arasında) öpücük çalmak
steal v. gizlice ayrılmak
steal v. çaktırmadan çıkıp gitmek
steal v. intihal yapmak
steal v. (fikir) aşırmak
steal v. eser hırsızlığı yapmak
steal v. eser hırsızlığı yapmak
steal v. (birinin) zamanını çalmak
steal v. ayartmak
steal v. aklını çelmek
steal v. kandırmak
steal v. afırmak
Irregular Verb
steal v. stole - stolen
Colloquial
steal v. hacılamak
Computer
steal n. veri tabanı uygulamalarının kalıcı hafızaya kaydedilmesine imkan veren sistem politikası
Sport
steal n. (körling) çekiç atış hakkı olmaksızın sayı kazanma
steal v. (kale koşucusu) atış yapmadan bir diğer kaleye geçmek
steal v. (kale koşucusu) çalma koşusu yapmak
steal v. (kale koşucusu) atış yapmadan kale kapmak
steal v. (krikette) fırsatçılık yaparak sayı almak
Basketball
steal n. rakipten top çalma
Baseball
steal n. top kaparak kaleye doğru ilerleme hareketi
steal n. kale kapma hamlesi
steal v. (rakibin işaretini) zamanında yakalayıp doğru yorumlamak
steal v. kale kapmak
Ornithology
steal v. (tavuk) uygun olmayan yere yuva yapmak
steal v. (tavuk) başka tavuğun yuvasını çalmak
Slang
steal v. cebellezi etmek
steal v. dızlamak

Significados de "steals" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
steal someone's heart v. kalbini çalmak
General
steal by snatching n. kapkaç
steal [dialect] [uk] n. sap
steal [dialect] [uk] n. kol
steal [dialect] [uk] n. şaft
steal [dialect] [uk] n. tutacak
steal something v. bomba patlatmak
steal a car v. araba çalmak
steal away from v. sessizçe sıvışmak
steal into v. gizlice sokulmak
steal cars v. araba çalmak
steal out of v. sessizçe sıvışmak
steal one's heart v. birini tavlamak
steal one's heart v. tavlamak (birini)
steal into v. gizlice koymak
steal a wallet v. cüzdan çalmak
steal one's heart v. gönlünü çalmak
steal one's heart v. kalbini fethetmek
steal someone's time v. vaktini çalmak
steal someone's time v. vakit çalmak
steal time v. zaman çalmak
steal milk v. süt çalmak
steal something v. bir şeyi çalmak/aşırmak
steal a role v. rol çalmak
steal biscuits v. bisküvi çalmak
steal money from someone's pocket v. birinin cebinden para çalmak
steal money from someone's bag v. birinin çantasından para çalmak
steal a base v. kale çalmak
steal fruit from a garden v. bahçeden meyve çalmak
steal a vehicle v. bir araç/araba çalmak
steal time v. zamandan çalmak
steal a march v. gizli bir şekilde ilerlemek
steal a march v. gizli bir şekilde üstünlük sağlamak
Phrasals
steal from someone v. birini soymak
steal something off someone v. birinden bir şey çalmak
steal from someone v. birinden çalmak
steal a glance at someone v. birine gözünün ucuyla bakmak
steal away from someone v. birinin elinden kaçmak/sıvışmak
steal something from someone v. birinden bir şey çalmak
steal out of some place v. sinsice bir yerden kaçmak/sıvışmak
steal over someone v. (bir duygu/his) yavaş yavaş sarmak/bürümek
steal up on someone v. birine sessizce/sinsice yaklaşmak
steal down v. sıvışmak
steal away v. çaktırmadan çıkmak/gitmek/kaçmak
steal off v. -i soymak
steal away v. çalmak
steal from v. -i soymak
steal over (someone or something) v. (birini/bir şeyi) kuşatmak
steal over (someone or something) v. (birinin/bir şeyin) her tarafını sarmak
steal from v. -den çalmak
steal up on (someone or something) v. (birine/bir şeye) sessizce yaklaşmak
steal off v. -den çalmak
steal over v. (bir duygu/his) yavaş yavaş sarmak/bürümek
steal over (someone or something) v. (birini/bir şeyi) yavaş yavaş kaplamak
steal over (someone or something) v. (birini/bir şeyi) ele geçirmek
steal up on (someone) v. (biri) için aniden/hissettirmeden olmak/gelişmek
steal from (someone or something) v. (birini/bir şeyi) soymak
steal up on (someone) v. (birine) fark ettirmeden gelip çatmak
steal away v. haksız bir şekilde/haince almak
steal up on (someone) v. (birine) fark ettirmeden olmak
steal off (someone or something) v. (birini/bir şeyi) soymak
steal off (someone or something) v. (birinden/bir şeyden) çalmak
steal up on (someone or something) v. (birine/bir şeye) sinsice yaklaşmak
steal away v. sessizce sıvışmak
steal away v. elinden almak
steal from (someone or something) v. (birinden/bir şeyden) çalmak
Colloquial
a steal n. kelepir şey
a steal n. sudan ucuz şey
a steal n. ölü fiyatına satılan şey
a steal n. yok pahasına satılan şey
a steal n. ölü eşek fiyatına satılan şey
steal one’s money all away v. birisinin tüm parasını çalmak
be a steal [us] v. ucuza gelmek
be a steal [us] v. kelepir olmak
beg, borrow, and steal v. istenene ulaşmak için her şeyi yapmak
that's a steal expr. çalan vermez
that's a steal expr. çok ucuz
that's a steal expr. sudan ucuz
it's a steal! expr. sudan ucuz!
mean enough to steal a penny off a dead man's eyes [uk] expr. eli sıkı
mean enough to steal a penny off a dead man's eyes [uk] expr. cebinde akrep olan
mean enough to steal a penny off a dead man's eyes [uk] expr. çok cimri
mean enough to steal a penny off a dead man's eyes [uk] expr. günahını vermeyen
mean enough to steal a penny off a dead man's eyes [uk] expr. üç kuruşa tamah eden
mean enough to steal a penny off a dead man's eyes [uk] expr. eli cebine gitmeyen
mean enough to steal a penny off a dead man's eyes [uk] expr. çok pinti
mean enough to steal a penny off a dead man's eyes [uk] expr. üç kuruşun/üçün beşin hesabını yapan
Idioms
steal a march on v. baskın çıkmak
steal someone's heart v. kalbini çalmak
steal the show v. tüm ilgiyi üzerine çekmek
steal the show v. parsayı toplamak
steal a glance v. göz ucuyla bakmak
steal someone's heart (away) v. aşık etmek
steal someone's heart (away) v. kalbini çalmak
steal someone's heart (away) v. sevdalandırmak
steal someone's heart (away) v. aklını çelmek
steal a march on v. erken davranarak avantaj sağlamak
steal a march on v. erken davranıp bir adım öne geçmek
steal a march on v. erken davranarak ileri geçmek
steal the spotlight v. tüm ilgiyi üzerine çekmek
steal someone's heart v. birinin kalbini çalmak
steal someone's heart v. birinin gönlünü çalmak
steal someone's thunder v. dikkati başkasının üzerinden (kendi üzerine) çekmek
steal the show v. (bir oyunda vb) tüm dikkatleri üzerine çekmek
steal the spotlight v. (bir oyunda vb) tüm dikkatleri üzerine çekmek
steal someone's thunder v. otoritesini/yetkisini sarsmak
steal someone's thunder v. gölgede bırakmak
beg, borrow, or steal v. ne gerekirse yapmak
steal someone's thunder v. başkasının yaptığı işi/eseri kendi işi/eseri gibi göstermek
steal a march on somebody v. birinden önce davranıp avantaj kazanmak
be a steal v. ucuza kapatmak
be a steal v. ucuza almak
steal someone blind v. ne var ne yok çalmak
steal someone blind v. donuna kadar soymak
steal (one) blind v. soyup soğana çevirmek
steal someone blind v. soyup soğana çevirmek
steal (one) blind v. donuna kadar soymak
steal (one) blind v. ne var ne yok çalmak
steal (someone's) clothes [uk] v. (birinin) fikirlerini sahiplenmek
steal (someone's) clothes [uk] v. (başkasının) taktiklerini çalmak
steal (someone's) clothes [uk] v. (birinin) fikirlerini/projelerini çalmak
steal a look (at someone or something) v. (birine veya bir şeye) bir bakış atmak
steal a look (at someone or something) v. (birine veya bir şeye) gözü kaymak
steal a look (at someone or something) v. (birine veya bir şeye) kısa süreliğine bakmak
steal a glance (at somebody/something) v. (birine/bir şeye) çaktırmadan bir bakış atmak
steal a look (at somebody/something) v. (birine/bir şeye) göz ucuyla bakmak
steal a look (at somebody/something) v. (birine/bir şeye) hızlıca bir bakış atmak
steal a look (at somebody/something) v. (birine/bir şeye) bir an bakıp geri dönmek
steal a glance (at somebody/something) v. (birine/bir şeye) göz ucuyla bakmak
steal a glance (at somebody/something) v. (birine/bir şeye) çaktırmadan göz ucuyla bakıvermek
steal a look (at somebody/something) v. (birine/bir şeye) çaktırmadan bir bakış atmak
steal a look (at somebody/something) v. (birine/bir şeye) çaktırmadan göz ucuyla bakıvermek
steal a glance (at somebody/something) v. (birine/bir şeye) hızlıca bir bakış atmak
steal a glance (at somebody/something) v. (birine/bir şeye) bir an bakıp geri dönmek
steal a march upon (someone or something) v. (birine/bir şeye) karşı beklenmedik bir avantaj elde etmek
steal the march over (someone or something) v. bir hamleyle (birinin/bir şeyin) önüne geçmek
steal the march upon (someone or something) v. (birine/bir şeye) karşı beklenmedik bir avantaj elde etmek
steal a march upon (someone or something) v. erken davranarak (birine/bir şeye) karşı avantaj sağlamak
steal the march upon (someone or something) v. bir hamleyle (birinin/bir şeyin) bir adım önüne geçmek
steal a march over (someone or something) v. (birine/bir şeye) baskın çıkmak
steal a march upon (someone or something) v. bir hamleyle (birinin/bir şeyin) bir adım önüne geçmek
steal the march over (someone or something) v. erken davranarak (birinden/bir şeyden) bir adım öne geçmek
steal a march upon (someone or something) v. bir hamleyle (birinden/bir şeyden) avantajlı konuma geçmek
steal a march over (someone or something) v. (birine/bir şeye) karşı beklenmedik bir avantaj elde etmek
steal the march over (someone or something) v. bir hamleyle (birinden/bir şeyden) avantajlı konuma geçmek
steal a march over (someone or something) v. erken davranarak (birinden/bir şeyden) bir adım öne geçmek
steal a march upon (someone or something) v. (birine/bir şeye) baskın çıkmak
steal the march upon (someone or something) v. erken davranarak (birinden/bir şeyden) bir adım öne geçmek
steal the march upon (someone or something) v. bir hamleyle (birinden/bir şeyden) avantajlı konuma geçmek
steal the march upon (someone or something) v. bir hamleyle (birinin/bir şeyin) önüne geçmek