birbiriyle - Türkçe İngilizce Sözlük

birbiriyle

"birbiriyle" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 1 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
birbiriyle with one another zf.
Religious freedom and female genital mutilation have no connection with one another.
Dini özgürlük ve kadın sünnetinin birbiriyle hiçbir bağlantısı yoktur.

More Sentences

"birbiriyle" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

Türkçe İngilizce
Yaygın Kullanım
birbiriyle geçinmek get along f.
Genel
birbiriyle değiştirilebilme interchangeability i.
sokakların birbiriyle dik açısıyla kesiştiği sokak planı gridiron pattern i.
birbiriyle ilgisi olan şeylerin her biri correlate i.
birbiriyle değiştirilebilirlik interchangeableness i.
iki ya da daha çok uçağın uçma yeteneğinin birbiriyle kıyaslanması flyoff i.
birbiriyle bağlantılı olma interrelatedness i.
birbiriyle ilgisi correlate i.
birbiriyle benzeşmeyen şeyler disparates i.
insanların birbiriyle yarış içerisinde olduğu mücadele ortamı rat race i.
birbiriyle değiştirilemezlik unexchangeability i.
herkesin birbiriyle karşılaştığı turnuva round robin i.
birbiriyle ilişkili ya da benzer insanlar ya da şeylerin oluşturduğu grup constellation i.
birbiriyle bağlantılı ya da birbirine benzeyen insanların ya da şeylerin oluşturduğu grup constellation i.
birbiriyle akraba olmayan hane halkı nonfamily i.
faytonun dış bölümünde birbiriyle karşılıklı duran iki arka koltuk basket [uk] i.
insan ve diğer memelilerde görülen, kemiklerin birbiriyle kaynaşık olduğu üst çene maxillae i.
birbiriyle karışık ve şeffaf cama gömülü renkli camdan yapılma ince çubuk ve tüpler millefiore glass i.
(araçtaki mekanizmalar) birbiriyle etkileşim halinde olan parçaların düzeni hookup i.
birbiriyle aynı tür olan sekiz şeyden sekizincisi octuplicate i.
birbiriyle bağlı tekrar eden birimlerden oluşan desen diaper i.
birbiriyle bağlantılı şekilde birbiriyle var olma concomitancy i.
birbiriyle uyuşmayanlar incompatibles i.
(kamu görevlileri) birbiriyle uyuşmayan hareketler sergileme incompatibility i.
iki bireyin birbiriyle bağlantı kurma şekli interpersonal chemistry i.
birbiriyle ilişkili iki vücut parçası arasındaki boşluk interspace i.
üç formun birbiriyle eşbiçimli olması isotrimorphism i.
birbiriyle ilgili materyallerin oluşturduğu koleksiyon folio [new zealand] i.
yüzey üzerinde birbiriyle bağlantılı unsurlar superficies i.
(süreçte) birbiriyle bağlantılı oluşma cline i.
birbiriyle yarışmak pit one person against another f.
geçinmek (birbiriyle) get on f.
geçinmek (birbiriyle) get along f.
birbiriyle geçinmek get on f.
birbiriyle iyi gitmemek clash f.
birbiriyle konuşmak speak to each other f.
birbiriyle yarışmak (iki şey) pit one against another f.
iki farklı şeyi birbiriyle mukayese etmek compare apples to oranges f.
birbiriyle mücadele etmek clash f.
birbiriyle boy ölçüşmek pit one person against another f.
birbiriyle yarışmak pit one thing against another f.
birbiriyle karşılaştırmak compare with each other f.
ilgisiz bir şeyi birbiriyle uyumlu iki şeyin arasına koymak shoehorn f.
derz sıraları birbiriyle çakışmayacak şekilde tuğla döşemek break joints f.
birbiriyle köşe köşeye gelecek şekilde dikmek mitre f.
iki yüzü birbiriyle alakasız madeni para basmak için alakasız kalıpları birleştirmek mule f.
madeni parayı iki yüzü birbiriyle alakasız şekilde basmak mule f.
birbiriyle çelişen çeşitli ihtiyaçlar arasında uzlaşmaya vararak ortasını bulmak (teknik tasarım) optimise f.
birbiriyle çelişen çeşitli ihtiyaçlar arasında uzlaşmaya vararak ortasını bulmak (teknik tasarım) optimalize f.
birbiriyle çelişen çeşitli ihtiyaçlar arasında uzlaşmaya vararak ortasını bulmak (teknik tasarım) optimalise f.
birbiriyle çelişen çeşitli ihtiyaçlar arasında uzlaşmaya vararak ortasını bulmak (teknik tasarım) optimize f.
birbiriyle çelişen çeşitli ihtiyaçlar arasında uzlaşmaya vararak ortasını bulmak (teknik tasarım) optimize f.
birbiriyle ilişkilendirilmek commune f.
birbiriyle ilişkili fikir ve inançlar bütününü yok etmek devastate f.
birbiriyle birleşmek coapt f.
(birkaç şeyi) birbiriyle karıştırmak comeddle [obsolete] f.
birbiriyle karıştırmak comingle f.
birbiriyle birleştirmek commerge f.
birbiriyle evlenmek intermarry f.
birbiriyle ilintili olmak intertwine f.
birbiriyle ilgili interrelated s.
birbiriyle karıştırılmış intermixed s.
birbiriyle rekabet eden rival s.
birbiriyle ilişkili interrelated s.
birbiriyle değiştirilebilir olmayan noninterchangeable s.
birbiriyle mücadele eden waging s.
birbiriyle değiştirilebilir interchangeable s.
birbiriyle aynı selfsame s.
birbiriyle aynı same as one another s.
birbiriyle aynı identical s.
birbiriyle aynı same in s.
birbiriyle kesişmeyen skew s.
birbiriyle özdeş numerical [obsolete] s.
üç kişinin birbiriyle yarıştığı (oyun, yarışma) three-handed s.
birbiriyle kesişen intersectional s.
birbiriyle ilişkili intersectional s.
birbiriyle evli joined s.
birbiriyle evli united s.
vücut hatları birbiriyle uyumlu harmonical s.
belirsiz bir şekilde birbiriyle karıştırılmış olan mixed-up s.
küçük ve birbiriyle ilgisiz ayrıntılarla dolu busy s.
iki kişinin yalnızca birbiriyle kurduğu ilişkiye dair one-one [us] s.
birbiriyle münasebeti olmayan incommunicating [obsolete] s.
birbiriyle iletişimi olmayan incommunicating [obsolete] s.
birbiriyle eşbiçimli (üç form) isotrimorphous s.
birbiriyle değiştirilebilir fungible s.
birbiriyle bağlantılı interconnected s.
Öbek Fiiller
birbiriyle kıyaslamak/karşılaştırmak measure someone against someone else f.
birbiriyle uyuşmak mesh together f.
aralıklı olarak birbiriyle yer değiştirmek trade off f.
iki canlı şeyi (bitki, insan dokusu) birbiriyle birleştirmek graft (something) on f.
iki canlı şeyi (bitki, insan dokusu) birbiriyle birleştirmek graft on f.
birbiriyle örtüşmek hold together f.
İfadeler
birbiriyle yakından ilgili/ilişkili olma there is no daylight between (two things) expr.
birbiriyle iç içe olma there is no daylight between (two things) expr.
birbiriyle iyi gitme hand in hand expr.
Atasözü
benzer özelliklere sahip insanlar birbiriyle iyi geçinmeye meyillidir birds of a feather fly together
Konuşma Dili
birbiriyle uyumsuz kıyafetler giyip gülünç duruma düşen fashion faux pas i.
erkek kankaların birbiriyle muhabbeti kesmesi dudevorce i.
birbiriyle uyuşmayan çift odd couple i.
birbiriyle yakın bağı/bağlantısı/ilişkisi olan kişiler bedfellows i.
birbiriyle bağlantılı iki kişi bedfellows i.
her şey birbiriyle alakalı everything's connected expr.
Deyim
(birbiriyle ilişkili/birbirine bağlı) olaylar/etkinlikler/deneyimler/kişiler vs zinciri daisy chain i.
birbiriyle bağlantılı çok sayıda grubu tanımlamak için kullanılan terim blanket term i.
birbiriyle çelişen duygular mixed emotions i.
birbiriyle çelişen duygular/hisler mixed feelings i.
birbiriyle alakasız görevler arasında gidip gelme switch tasking i.
dikkatini birbiriyle alakasız görevlere verme switch tasking i.
hokey gibi oyuncuların birbiriyle temas ettikleri oyunlarda fiziki darbeyle başa çıkmak ya da başa çıkmaya çalışmak take the body f.
birbiriyle karşılıklı uyum yakalamak strike sparks off each other f.
birbiriyle frekansı tutmak strike sparks off each other f.
birbiriyle frekansı tutmak strike sparks off each other (or one another) f.
birbiriyle çelişen işleri aynı anda yapmaya çalışmak ride two horses at once f.
birbiriyle çelişen işleri aynı anda yapmaya çalışmak ride two horses at the same time f.
aynı kıyafetleri birbiriyle farklı kombinasyonlar/eşleştirmeler yaparak giymek mix and match f.
sınırlı sayıda parçayı birbiriyle farklı şekillerde eşleştirmek mix and match f.
birbiriyle frekansı tutmak strike sparks off one another f.
birbiriyle hiç anlaşamamak/kaynaşamamak be as oil and water f.
birbiriyle hiç anlaşamamak/kaynaşamamak be like oil and water f.
farklı görünen fakat aslında birbiriyle ilişkili iki şey olmak be different sides of the same coin f.
birbiriyle dalaşmak go at somebody/something hammer and tongs f.
birbiriyle dalaşmak be at somebody/something hammer and tongs f.
iki farklı şeyi birbiriyle mukayese etmek compare apples with oranges f.
karşılaştırılması uygun olmayan çok alakasız iki şeyi birbiriyle kıyaslamak compare apples with oranges f.
birbiriyle alakasız like chalk and cheese s.
birbiriyle bağdaşmayan like chalk and cheese s.
birbiriyle alakasız as different as chalk and cheese s.
birbiriyle bağdaşmayan as different as chalk and cheese s.
birbiriyle tartışma/kavga halinde at one another's throats expr.
birbiriyle tartışma/kavga halinde at each other's throats expr.
birbiriyle zıt/çatışan amaçlarla at cross-purposes expr.
birbiriyle alakasız chalk and cheese expr.
birbiriyle hiç anlaşamayan/kaynaşamayan oil and water expr.
(birbiriyle) tanış on speaking terms expr.
Ticaret/Ekonomi
birbiriyle iş yapan birbirine akrabalık ortaklık vb bağlarla bağlı bulunmayan kimselerin bağımsız biçimde hareket ederek yalnızca kendi çıkarlarını düşünecekleri kuralı arm's length principle i.
işlerin birbiriyle olan ilgisi job relationship i.
birbiriyle değiştirilebilirlik interchangeability i.
birbiriyle değiştirilebilirlik interchangeableness i.
birbiriyle değiştirilebilirlik exchangeability i.
birbiriyle değiştirilebilirlik fungibility i.
birbiriyle yarışan talepler competing demands i.
birbiriyle yarışan talep competing demand i.
şirketlerin veya devletlerin birbiriyle rekabet ederken birbirine karşı avantaj elde etmek amacıyla bazı avantajlarını veya karlarını düşürecek eylemlere yönelmesi race to the bottom i.
şirketlerin birbiriyle birleşme ihtiyacı/gereksinimi merger-mania i.
aniden ortaya çıkan şirketlerin birbiriyle kurumsal birleşme furyası/dalgası/çılgınlığı merger-mania i.
birbiriyle yarışan teklifler bidding contest i.
birbiriyle değiştirilebilir olan interchangeable s.
Hukuk
birbiriyle bağdaşmayan iki suçun tek iddianamede birleştirilmesi duplicity i.
Siyasal
birbiriyle uyumlu çabalar concerted efforts i.