| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | blaze f. | alevlenmek | ||
| Genel | ||||
| Genel | blaze i. | pırıltı | ||
|
All the flowers together form a blaze of colour. Bütün çiçekler bir arada bir renk pırıltısı oluşturur. More Sentences |
||||
| Genel | blaze i. | yangın | ||
|
The blaze destroyed the whole forest. Yangın bütün ormanı yok etti. More Sentences |
||||
| Genel | blaze i. | atın alnındaki beyazlık | ||
|
The name of the one with blaze is Thunder. Alnında beyazlık olanın adı Yıldırım'dır. More Sentences |
||||
| Genel | blaze i. | ışıltı | ||
|
A blaze of happiness covered her face. Yüzünü bir mutluluk ışıltısı kapladı. More Sentences |
||||
| Genel | blaze i. | ateş | ||
|
The blaze warmed everyone in the camp. Ateş, kampta bulunan herkesi ısıtıyordu. More Sentences |
||||
| Genel | blaze f. | alev alev yanmak | ||
|
A huge fire was blazing in the middle of the camp. Kampın ortasında büyük bir ateş alev alev yanıyordu. More Sentences |
||||
| Genel | blaze f. | parlamak | ||
|
Her eyes blazed with a blue fire. Gözleri mavi bir ateşle parlıyordu. More Sentences |
||||
| Genel | blaze f. | ateş etmek | ||
|
The minigun in the side of the helicopter was blazing toward the attackers. Helikopterin yan tarafındaki mini silah saldırganlara doğru ateş ediyordu. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | blaze i. | ateş | ||
|
The blaze warmed everyone in the camp. Ateş, kampta bulunan herkesi ısıtıyordu. More Sentences |
||||
| Teknik | blaze i. | yangın | ||
|
The blaze destroyed the whole forest. Yangın bütün ormanı yok etti. More Sentences |
||||
| Teknik | blaze f. | alev alev yanmak | ||
|
A huge fire was blazing in the middle of the camp. Kampın ortasında büyük bir ateş alev alev yanıyordu. More Sentences |
||||
| Teknik | blaze f. | parıldamak | ||
|
The manager's eyes were blazing with anger after the meeting. Toplantıdan sonra yöneticinin gözleri öfkeyle parıldıyordu. More Sentences |
||||
| Teknik | blaze f. | parlayarak yanmak | ||
|
All the lights started to blaze when we entered the hall. Salona girdiğimizde tüm ışıklar parlayarak yanmaya başladı. More Sentences |
||||
| Teknik | blaze f. | parlamak | ||
|
Her eyes blazed with a blue fire. Gözleri mavi bir ateşle parlıyordu. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | blaze i. | alaz | ||
| Genel | blaze i. | alev | ||
| Genel | blaze i. | köpürme | ||
| Genel | blaze i. | akıtma | ||
| Genel | blaze i. | parlak ışık | ||
| Genel | blaze i. | parlaklık | ||
| Genel | blaze i. | yanan şey | ||
| Genel | blaze i. | öfkeli parlama | ||
| Genel | blaze i. | parlak alev | ||
| Genel | blaze i. | alevlenme | ||
| Genel | blaze i. | alevler | ||
| Genel | blaze i. | atın alnındaki beyaz leke | ||
| Genel | blaze i. | sakar | ||
| Genel | blaze i. | aydınlık | ||
| Genel | blaze i. | öfkelenme | ||
| Genel | blaze i. | yol bulmak için ağaçlara çizilen işaret | ||
| Genel | blaze i. | zorluk kaynağı | ||
| Genel | blaze i. | ızdırap kaynağı | ||
| Genel | blaze i. | gürültülü ve zapt edilmeyen yaramazlık | ||
| Genel | blaze i. | öne atılma | ||
| Genel | blaze i. | kendini gösterme | ||
| Genel | blaze i. | bazı kedilerde iki farklı rengin burundan aşağıya doğru bir çizgide buluştuğu desen | ||
| Genel | blaze i. | saçın önündeki belirgin beyaz veya gri saç tutamı | ||
| Genel | blaze i. | işaretli yol | ||
| Genel | blaze i. | (izlenecek yolu gösteren) ipucu | ||
| Genel | blaze i. | ısıtıcı ışık | ||
| Genel | blaze i. | yüksek görünürlükte bir turuncu rengi | ||
| Genel | blaze f. | ışımak | ||
| Genel | blaze f. | alevlendirmek | ||
| Genel | blaze f. | yıldızı parlamak | ||
| Genel | blaze f. | öfkeyle parlamak | ||
| Genel | blaze f. | tutuşmak | ||
| Genel | blaze f. | parlamak (alev) | ||
| Genel | blaze f. | ağacı işaretlemek | ||
| Genel | blaze f. | yolu işaretlemek | ||
| Genel | blaze f. | öncülük yapmak | ||
| Genel | blaze f. | dikkat çekici olmak | ||
| Genel | blaze f. | göze çarpmak | ||
| Genel | blaze f. | duyurmak | ||
| Genel | blaze f. | yayınlamak | ||
| Genel | blaze f. | ilan etmek | ||
| Genel | blaze f. | bildirmek | ||
| Genel | blaze f. | uçarmışçasına hızlı hareket etmek | ||
| Genel | blaze f. | tutkuyla yanıp tutuşmak | ||
| Genel | blaze f. | (yiyecek) yüzeyini alevlendirmek | ||
| Genel | blaze f. | ilan etmek | ||
| Genel | blaze f. | duyurmak | ||
| Genel | blaze f. | (bir şeye veya kimseye) dikkat çekmek | ||
| Genel | blaze f. | (yol) bitkilerle kesmek | ||
| Genel | blaze f. | (yol) bitkilerle işaretlemek | ||
| Genel | blaze f. | öncülük yapmak | ||
| Genel | blaze f. | yalazlamak | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | blaze i. | akıtma | ||
| Teknik | blaze i. | alev | ||
| Teknik | blaze i. | parlak ışık | ||
| Teknik | blaze i. | sakar | ||
| Teknik | blaze i. | yalaz | ||
| Teknik | blaze f. | alazlamak | ||
| Teknik | blaze f. | tutuşmak | ||
| Askeri | ||||
| Askeri | blaze i. | arma | ||
| Askeri | blaze i. | askeri arma | ||
| İskambil | ||||
| İskambil | blaze i. | yalnızca resimli kağıtların olduğu bir iskambil eli | ||
| İskambil | blaze i. | yalnızca resimli kağıtların olduğu poker kombinasyonu | ||
| Argo | ||||
| Argo | blaze f. | esrardan kafa bulmak | ||
| Argo | blaze f. | kafası dumanlı olmak | ||
| Argo | blaze f. | kafası güzel olmak | ||
| Argo | blaze f. | esrar kullanmak | ||
| Argo | blaze f. | ot içmek | ||
| Argo | blaze f. | ot çekmek | ||
| Argo | blaze f. | üflemek | ||
| Argo | blaze f. | esrardan kafayı bulmak | ||
| Argo | blaze f. | kafası güzelleşmek | ||
| İngiliz Argosu | ||||
| İngiliz Argosu | blaze f. | yakmak/ateşlemek | ||