blaze - Türkçe İngilizce Sözlük

blaze

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

blaze — Definition

Anlamı ve Tanımı:
alevlenmek, parlamak, yangın
Okunuş (IPA):
(AmE /bleɪz/ – BrE /bleɪz/)
Terim Türü:
İsim: blaze (blazes); Fiil: blaze (blazes – blazed – blazing)
Güçlü ışık veya ateşle ortaya çıkan yoğun durum. Eski İngilizce blæse kökü, parlama ve yanma fikrini birleştirir. Doğa betimlemeleri ve mecazî anlatımda, kontrolsüz enerji açığa çıkışını ifade eden sözcük olarak kullanılır

"blaze" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 88 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
blaze f. alevlenmek
Genel
blaze i. pırıltı
All the flowers together form a blaze of colour.
Bütün çiçekler bir arada bir renk pırıltısı oluşturur.

More Sentences
blaze i. yangın
The blaze destroyed the whole forest.
Yangın bütün ormanı yok etti.

More Sentences
blaze i. atın alnındaki beyazlık
The name of the one with blaze is Thunder.
Alnında beyazlık olanın adı Yıldırım'dır.

More Sentences
blaze i. ışıltı
A blaze of happiness covered her face.
Yüzünü bir mutluluk ışıltısı kapladı.

More Sentences
blaze i. ateş
The blaze warmed everyone in the camp.
Ateş, kampta bulunan herkesi ısıtıyordu.

More Sentences
blaze f. alev alev yanmak
A huge fire was blazing in the middle of the camp.
Kampın ortasında büyük bir ateş alev alev yanıyordu.

More Sentences
blaze f. parlamak
Her eyes blazed with a blue fire.
Gözleri mavi bir ateşle parlıyordu.

More Sentences
blaze f. ateş etmek
The minigun in the side of the helicopter was blazing toward the attackers.
Helikopterin yan tarafındaki mini silah saldırganlara doğru ateş ediyordu.

More Sentences
Teknik
blaze i. ateş
The blaze warmed everyone in the camp.
Ateş, kampta bulunan herkesi ısıtıyordu.

More Sentences
blaze i. yangın
The blaze destroyed the whole forest.
Yangın bütün ormanı yok etti.

More Sentences
blaze f. alev alev yanmak
A huge fire was blazing in the middle of the camp.
Kampın ortasında büyük bir ateş alev alev yanıyordu.

More Sentences
blaze f. parıldamak
The manager's eyes were blazing with anger after the meeting.
Toplantıdan sonra yöneticinin gözleri öfkeyle parıldıyordu.

More Sentences
blaze f. parlayarak yanmak
All the lights started to blaze when we entered the hall.
Salona girdiğimizde tüm ışıklar parlayarak yanmaya başladı.

More Sentences
blaze f. parlamak
Her eyes blazed with a blue fire.
Gözleri mavi bir ateşle parlıyordu.

More Sentences
Genel
blaze i. alaz
blaze i. alev
blaze i. köpürme
blaze i. akıtma
blaze i. parlak ışık
blaze i. parlaklık
blaze i. yanan şey
blaze i. öfkeli parlama
blaze i. parlak alev
blaze i. alevlenme
blaze i. alevler
blaze i. atın alnındaki beyaz leke
blaze i. sakar
blaze i. aydınlık
blaze i. öfkelenme
blaze i. yol bulmak için ağaçlara çizilen işaret
blaze i. zorluk kaynağı
blaze i. ızdırap kaynağı
blaze i. gürültülü ve zapt edilmeyen yaramazlık
blaze i. öne atılma
blaze i. kendini gösterme
blaze i. bazı kedilerde iki farklı rengin burundan aşağıya doğru bir çizgide buluştuğu desen
blaze i. saçın önündeki belirgin beyaz veya gri saç tutamı
blaze i. işaretli yol
blaze i. (izlenecek yolu gösteren) ipucu
blaze i. ısıtıcı ışık
blaze i. yüksek görünürlükte bir turuncu rengi
blaze f. ışımak
blaze f. alevlendirmek
blaze f. yıldızı parlamak
blaze f. öfkeyle parlamak
blaze f. tutuşmak
blaze f. parlamak (alev)
blaze f. ağacı işaretlemek
blaze f. yolu işaretlemek
blaze f. öncülük yapmak
blaze f. dikkat çekici olmak
blaze f. göze çarpmak
blaze f. duyurmak
blaze f. yayınlamak
blaze f. ilan etmek
blaze f. bildirmek
blaze f. uçarmışçasına hızlı hareket etmek
blaze f. tutkuyla yanıp tutuşmak
blaze f. (yiyecek) yüzeyini alevlendirmek
blaze f. ilan etmek
blaze f. duyurmak
blaze f. (bir şeye veya kimseye) dikkat çekmek
blaze f. (yol) bitkilerle kesmek
blaze f. (yol) bitkilerle işaretlemek
blaze f. öncülük yapmak
blaze f. yalazlamak
Teknik
blaze i. akıtma
blaze i. alev
blaze i. parlak ışık
blaze i. sakar
blaze i. yalaz
blaze f. alazlamak
blaze f. tutuşmak
Askeri
blaze i. arma
blaze i. askeri arma
İskambil
blaze i. yalnızca resimli kağıtların olduğu bir iskambil eli
blaze i. yalnızca resimli kağıtların olduğu poker kombinasyonu
Argo
blaze f. esrardan kafa bulmak
blaze f. kafası dumanlı olmak
blaze f. kafası güzel olmak
blaze f. esrar kullanmak
blaze f. ot içmek
blaze f. ot çekmek
blaze f. üflemek
blaze f. esrardan kafayı bulmak
blaze f. kafası güzelleşmek
İngiliz Argosu
blaze f. yakmak/ateşlemek

"blaze" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 134 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
blaze away i. ateşin tutuşması
the blaze of the fire i. yangının alevleri
two-alarm apartment blaze i. alarm iki seviyesindeki daire yangını
blaze of glory i. zafer parıltısı
blaze-up i. patlak verme
blaze-up i. tutuşma
blaze orange i. (bir şeyin göze çarpması için kullanılan) çok parlak bir turuncu rengi
blaze-up i. kızışma
blaze-up i. çıkışma
blaze-up i. kızgınlık patlaması
blaze-up i. parlama
blaze-up i. ani patlama
blaze a trail f. yol yapmak (yol olmayan bir yerde)
blaze with anger f. sinirinden kudurmak
blaze a trail f. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun geçiş yerini işaretlemek
blaze abroad f. ilan etmek
blaze up f. alazlanmak
blaze up f. birden parlamak
blaze away at f. hararetle yapmak
blaze a trail f. çığır açmak
blaze out f. alazlanmak
blaze away at f. ateş etmek
blaze out f. alevlenmek
blaze up f. alevlenmek
blaze away at f. ateşe tutmak
blaze a trail f. bir ilke imza atmak
blaze a trail f. (yol olmayan bir yerde) yol yapmak
tackle a blaze f. yangınla mücadele etmek
blaze up f. yeniden alevlenmek
blaze out f. yeniden alevlenmek
blaze out f. uçarak gitmek
blaze out f. uçarmışçasına hızlı hareket etmek
blaze away f. (rol) çok iyi ve hızlı şekilde yapmak
blaze [obsolete] f. (hanedan arması) teknik bir şekilde betimlemek
blaze [obsolete] f. (trompete) üflemek
blaze [obsolete] f. (hanedan arması) çizmek
in a blaze expr. alevler içinde yanan
in a blaze expr. ışık yansıtan
in a blaze expr. yanan
in a blaze expr. sinirli
in a blaze expr. ışık veren
in a blaze expr. heyecanlı
in a blaze expr. ışıkla dolu
Öbek Fiiller
blaze away f. hararetli bir biçimde konuşmak
blaze away f. sürekli ateş etmek
blaze away (at someone) f. yaylım ateşine tutmak
blaze with (something) f. ile parıldamak
blaze with something f. alev alev yanmak
blaze with (something) f. alev alev yanmak
blaze with (something) f. … ile yanmak
blaze with something f. … ile yanmak
blaze with something f. ile parıldamak
blaze with something f. cayır cayır yanmak
blaze down on (someone or something) f. yoğun güneş veya ışığın altında kalmak
blaze down on (someone or something) f. yoğun güneş veya ışığa maruz kalmak
blaze down (on someone or something) f. (birinin veya bir şeyin) üzerine vurup yakmak (güneş veya ışık)
blaze away f. arka arkaya ateş etmek
blaze away f. yakıp ortadan kaldırmak
blaze away f. büyük bir yangında tahrip etmek
blaze away f. silahını arka arkaya ateşlemek
blaze away f. yakılıp ortadan kaldırılmak
blaze away f. yanıp kül edilmek/olmak
blaze away f. deli gibi ateş etmek
blaze away f. yakıp kül etmek
blaze away f. büyük bir yangında tahrip edilmek/olmak
blaze away f. silahla taramak
blaze away f. alevler içinde yok etmek
blaze away f. kafasına göre ateş etmek
blaze away f. büyük bir yangında yok etmek
blaze away f. büyük bir yangında yok edilmek/olmak
blaze away f. alevler içinde yok edilmek/olmak
blaze away at (someone or something) f. (birine/bir şeye) tekrar tekrar ateş etmek
blaze down f. -in üzerine vurup/gelip yakmak (güneş/ışık)
blaze with f. ile yanmak
blaze with f. alev alev/cayır cayır yanmak
blaze away at (someone or something) f. (birine/bir şeye) arka arkaya ateş etmek
blaze down f. -in üstünde ışıl ışıl parlamak
blaze away at (someone or something) f. (birini/bir şeyi) silahla taramak
blaze with f. ile parıldamak
Deyim
blaze a trail f. çığır açmak
blaze a trail f. başı çekmek
blaze the trail f. başı çekmek
blaze a trail f. öncülük etmek
blaze the trail f. öncülük etmek
blaze down on (someone or something) f. (güneş veya ışık için) yukarından yoğun bir şekilde üstüne vurmak
blaze down on (someone or something) f. alev alev yanmak
blaze down on (someone or something) f. (üstünde) ışıl ışıl parlamak
blaze down on (someone or something) f. … yakmak
blaze a way f. öncülük yapmak
blaze a way f. yön belirlemek
blaze a way f. rota belirlemek
blaze the trail f. çığır açmak
blaze a trail f. yol açmak
blaze the trail f. patika yapmak
blaze a trail f. ağaçları işaretleyerek yürüyüş yolu/rota oluşturmak
blaze the trail f. yeni bir girişimi başlatmak
blaze a trail f. patika yapmak
blaze a trail f. çığır açmak
blaze the trail f. yeni bir yol açmak/bulmak
blaze the trail f. yolu açmak
blaze the trail f. çığır açmak
blaze a trail f. yolu açmak
blaze a trail f. öncülük etmek
blaze a trail f. çığır açmak
blaze a trail f. öncülük etmek
blaze a trail f. yeni bir yol açmak/bulmak
blaze a trail f. başı çekmek
blaze the trail f. yol açmak
blaze the trail f. öncülük etmek
blaze a trail f. yeni bir girişimi başlatmak
blaze the trail f. bir ilke imza atmak
blaze the trail f. başı çekmek
blaze a trail f. bir ilke imza atmak
blaze the trail f. öncülük etmek
blaze a trail f. yol açmak
blaze the trail f. ağaçları işaretleyerek yürüyüş yolu/rota oluşturmak
blaze the trail f. yol açmak
in a blaze of glory zf. zafer parıltıları içinde
in a blaze of glory zf. tüm görkemi/ihtişamıyla
in a blaze of glory zf. ihtişamla
i̇n a blaze of publicity expr. geniş bir yankıyla (basının ilgisiyle)
blaze a trail yol açmak
blaze the trail yol açmak
Boyacılık
blaze orange i. fosforlu turuncu
blaze orange i. çok parlak turuncu tonu
Medikal
blaze-up i. alevlenme
Zooloji
white-blaze i. nişane
white-blaze i. akıtma
white-blaze i. atın alın bölgesinde bulunan beyaz kıllar
Argo
blaze away f. sürekli marihuana/ot içmek
blaze away f. sık sık marihuana/ot içmek
blaze away f. marihuana/ot içip durmak
blaze away f. istediği zaman marihuana/ot içmek
Star Wars
haven's blaze i. sığınağın alevi