bow - Türkçe İngilizce Sözlük

bow

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

bow — Definition

Anlamı ve Tanımı:
eğilmek, yay, pruva
Okunuş (IPA):
(AmE /baʊ/, /boʊ/ – BrE /baʊ/, /bəʊ/)
Terim Türü:
İsim: bow (bows); Fiil: bow (bows – bowed – bowing)
Baş eğme hareketi, ok atmaya yarayan araç veya geminin ön kısmı. Eski İngilizce kökenli sözcük, farklı alanlarda ayrı anlam kümeleri geliştirmiştir. Dil ve denizcilik bağlamlarında, bağlama bağlı çok anlamlı yapı olarak değerlendirilir
Eş Anlamlılar:
bend (verb), archery bow
Zıt Anlamlılar:
straighten

"bow" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 106 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
bow i. yay
Take a bow and do not let the enemy destroy the tower.
Yay alın ve düşmanın kuleyi yok etmesine izin vermeyin.

More Sentences
bow i. başla selamlama
They shake hands instead of bowing.
Başla selamlama yerine tokalaştılar.

More Sentences
bow i. pruva
Genel
bow i. başla selamlama
They shake hands instead of bowing.
Başla selamlama yerine tokalaştılar.

More Sentences
bow i. yay (ok atmak için)
Give me your bow.
Bana yayını ver.

More Sentences
bow i. fiyonk
Can you tie a bow?
Fiyonk bağlayabilir misin?

More Sentences
bow f. eğilmek
There must be no bowing to political pressures.
Siyasi baskılara boyun eğilmemelidir.

More Sentences
bow f. eğmek
Will it persist in its attitude or will it bow to the wishes of the budgetary authority?
Tutumunda ısrar mı edecek yoksa bütçe otoritesinin isteklerine boyun mu eğecek?

More Sentences
bow f. baş eğmek
Close your eyes, bow your head, and begin to dissolve within the group.
Gözlerinizi kapatın, başınızı eğin ve grup içinde erimeye başlayın.

More Sentences
Teknik
bow i. fiyonk
Can you tie a bow?
Fiyonk bağlayabilir misin?

More Sentences
bow i. yay
Take a bow and do not let the enemy destroy the tower.
Yay alın ve düşmanın kuleyi yok etmesine izin vermeyin.

More Sentences
Genel
bow i. boyunduruk
bow i. reverans
bow i. yay (yaylı çalgı için)
bow i. reverans yapma
bow i. ilmek
bow i. baş eğerek selamlama
bow i. boyun eğme
bow i. gökkuşağı
bow i. ilmik
bow i. okçu
bow i. başıyla selamlama
bow i. geminin başı
bow i. arşe
bow i. okçu grubu
bow i. kavisli şey
bow i. kıvrımlı şey
bow i. kemerli şey
bow i. boyunduruk
bow i. eyerin önündeki kemer
bow i. eyerin önünü oluşturan parçalar
bow i. kılıç kabzası koruması
bow i. tetik koruması
bow i. araçların üstünü desteklemek için kullanılan ahşap veya metal yay parçası
bow i. papyon
bow i. kar ayakkabısı kalıbı
bow i. iskoçya ve ingiltere'de eskiden kullanılan çeşitli hacim birimlerine verilen ad
bow i. bir iskoç ağırlık birimi
bow i. arkograf
bow i. anahtar sapı
bow i. saati zincire takmak için kullanılan saat gövdesi halkası
bow f. başla selamlamak
bow f. reverans yapmak
bow f. baş eğerek selamlamak
bow f. çekilmek
bow f. boyun eğmek
bow f. başıyla selamlamak
bow f. saygıyla eşlik etmek
bow f. aşırı yormak
bow f. aşağı doğru eğilmek
bow f. aşağı doğru bükülmek
bow f. sarkmak
bow f. boyun eğdirmek
bow f. hizaya getirmek
bow f. ezmek
bow f. (bir kimseyi) saygıyla eğilerek içeri almak
bow f. düz çizgiden sapmak
bow f. eğilerek ifade etmek
bow f. eğilerek göstermek
bow s. parantez şeklinde dışa kavisli
bow s. çarpık
Medya
bow f. ilk kez medya karşısına çıkmak
bow f. ilk kez sahneye çıkmak
Teknik
bow i. bombe
bow i. eğmeç
bow i. kavis
bow i. makasların veya eski tür anahtarların tutma yerini oluşturan metal halka
bow i. sepet yapımında kullanılan bükülmüş parça
bow i. dikdörtgenin üç kenarını oluşturmak için dik açıyla iki kez bükülmüş çubuk
bow i. kereste parçasını uzunluğu boyunca bükme
Tekstil
bow f. (pamuk liflerini keçeleştirmek için) yay ile ayırıp dağıtmak
Mimarlık
bow i. bina kemeri
Mobilya
bow i. mobilyalarda kullanılan ahşap bükme destek
Havacılık
bow i. baş
Denizcilik
bow i. baş
bow i. baş omuzluk
bow i. geminin başı
bow i. göğüs
bow i. geminin baş tarafı
bow i. gemi pruvası
bow i. pruva
bow i. yarış teknesinde kürek
bow i. yarış teknesinde küreği pruvaya en yakın kullanan kimse
bow i. teknenin en öndeki küreği
bow i. eski bir denizci kuadrantı
bow i. eski bir tür denizci kuadrantı
bow s. pruvaya ait
bow s. pruva ile ilgili
Optik
bow i. gözlük çerçevesi
bow i. gözlük çerçevesi sapı
Tarım
bow i. büyükbaş hayvan sürüsü
bow i. çiftlikteki büyükbaş hayvanlar
Arkeoloji
bow i. kemer
Coğrafya
bow i. new hampshire eyaletinde yerleşim yeri
bow i. washington eyaletinde şehir
bow i. kanada'da bir nehir
Müzik
bow i. keman yayı
bow i. arşe
bow i. keman yayı vuruşu
bow f. (telli bir müzik aletini) yay kullanarak çalmak
Tiyatro
bow i. sahneye ilk çıkış
Sinema
bow f. gala yapmak
Osmanlıca
bow i. rükû
Eski Kullanım
bow i. çiçek buketi
bow i. çiçek demeti
bow i. vazo

"bow" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
bow window i. cumba
violin bow i. arşe
bow compass i. kavis kumpası
violin bow i. kemane
dickey bow i. papyon
violin bow i. keman yayı
bow tie i. fiyonk
bow saw i. çelik testeresi
bow and arrow i. yay ve ok
bow window i. kavisli cumba
bow wow i. köpek havlaması
bow window i. çıkma
bow-tie i. fiyonk bağı
bow-tie i. papyon bağı
bow-tie i. papyon
bow-wow i. havhav
bow tie i. papyon kravat
bow tie i. papyon
dickie bow i. papyon kravat
bow rack i. yay askısı (okçuluk)
thumb ring used to draw the bow in the ottoman empire i. zihgir
hair bow i. saç fiyongu
hair bow i. saç tokası
bow-bells i. doğu londralılık
bow-bells i. londra'daki bow kilisesinin çanları
bow hand i. sol el
bow tie i. fiyonk şeklinde nesne
bow hand i. yayı tutan el
bow weight i. yayı okla tam olarak germek için gereken ağırlık
bow-wow i. buyuruculuk
bow-wow i. çığlık
bow-pen i. kalemli kavis kumpası
bow-wow i. haykırış
bow-pencil i. kalemli kavis kumpası
composite bow i. bileşik yay
cupid’s bow i. eros'un yayı
sea bow i. sıçrayan okyanus suyunda görülen gökkuşağı
sweeping bow i. gösterişli selam
sweeping bow i. abartılı selam
bow and scrape f. el pençe divan durmak
bow and scrape f. yaltaklanmak
bow out of f. çekilmek
draw the long bow f. abartmak
draw the long bow f. dozunu kaçırmak
bow to the inevitable f. kadere boyun eğmek
bow out f. emekliye ayrılmak
bow out f. çekilmek
bow down f. boyun eğmek
bow down f. ezmek
bow to f. müdana etmek
draw the long bow f. atıp tutmak
bow and scrape f. aşırı saygı gösterisinde bulunmak
bow to fate f. kadere boyun eğmek
draw a bow at a venture f. boş atıp dolu tutmak
bow one's head f. başını eğmek
bow one's head f. başını öne eğmek
bow respectfully to someone f. birisinin önünde saygıyla eğilmek
bow respectfully before someone f. birisinin önünde saygıyla eğilmek
draw the bow f. yayı germek
bow to the pressures f. baskılara boyun eğmek
have bow legs f. çarpık bacaklı olmak
bow to someone's demands f. taleplerine boyun eğmek
pull bow f. yay çekmek
draw a bow f. ok atmak üzere yayı bükmek
bow [obsolete] f. eğilmek
bow [obsolete] f. dönmek
bow-wow f. havlamak
bow-wow f. köpek havlamasını taklit etmek
greet with a bow f. yayla selamlamak
bow-legged s. parantez bacaklı
bow-wow s. küstah ve buyurgan
Öbek Fiiller
bow out of something f. istifa etmek
bow out of something f. emekliye ayrılmak
bow out of something f. emekli olmak
bow to something f. bir şeye boyun eğmek
bow down f. diz çökmek
bow down to (someone) f. (birinin önünde) yere kapanmak
bow down to (someone) f. (birine) boyun eğmek
bow down to (someone) f. itaat etmek
bow down to (someone) f. emrine girmek
bow down to (someone) f. diz çökmek
bow to (someone or something) f. (birine/bir şeye) boyun eğmek
bow before f. önünde eğilmek
bow before someone or something f. birine/bir şeye itaat etmek
bow before someone or something f. birinin/bir şeyin önünde saygıyla eğilmek
bow before someone or something f. birine/bir şeye boyun eğmek
bow before f. itaat etmek
bow to (someone or something) f. (birine/bir şeye) itaat etmek
bow before f. el pençe divan durmak
bow before f. boyun eğmek
bow to (someone or something) f. (birine/bir şeye) bağlılık yemini etmek
bow to (someone or something) f. (birine/bir şeye) baş eğmek
bow before someone or something f. birinin/bir şeyin önünde eğilmek
bow before someone or something f. birinin/bir şeyin önünde el pençe divan durmak
bow (to) f. saygıyla eşlik etmek
bow out f. jübile yapmak
bow out f. bir yerde son kez çalışmak
bow (out) f. saygıyla eşlik etmek
bow (in) f. saygıyla eşlik etmek
bow out f. bir görevi son kez yapmak
Atasözü
if you bow at all bow low bir işi yapıyorsan layıkıyla/tam yap
Konuşma Dili
born within the sound of bow bells [uk] i. doğu londra şivesiyle konuşan kişi
born within the sound of bow bells [uk] i. bow kilisesi'nin çan sesleriyle büyümüş kişi
born within the sound of bow bells [uk] i. cockney aksanıyla konuşan kimse
born within the sound of bow bells [uk] i. doğu londra lehçesiyle konuşan kişi
born within the sound of bow bells [uk] i. doğu londra aksanıyla konuşan kişi
bow to the inevitable f. kaçınılmazı kabullenmek
bow to the inevitable f. kadere boyun eğmek
bow to the inevitable f. kaderine razı olmak
bow to the inevitable f. kaçınılmaza boyun eğmek
Deyim
two strings to one's bow i. amacı gerçekleştirmek için iki yol
another string to bow i. ek nitelik
another string to one's bow i. ek nitelik
a shot across the bow i. uyarı
a shot across the bow i. uyarı ateşi
pussy bow (short for "pussycat bow") i. kadın bluzunun yakasındaki büyükçe fiyonk
pussycat bow i. kadın bluzunun yakasındaki büyükçe fiyonk
warning shot across the bow i. gövde gösterisi
warning shot across the bow i. uyarı atışı
another string to your bow [uk] i. kullandığı veya yaptığı şey başarısız olursa alternatif bir yol
another string to your bow [uk] i. başka bir seçenek
another string to your bow [uk] i. ek bir seçenek
another string to your bow [uk] i. ek bir nitelik
another string to your bow [uk] i. ek bir beceri
another string to your bow [uk] i. elinde alternatif bir şey
another string to your bow [uk] i. yedekte bir şey
shot across the bow i. uyarı atışı
shot across the bow i. gövde gösterisi
draw a bow at a venture f. boş atıp dolu tutmak
bow and scrape f. yüzü yerde olmak
bow to the inevitable f. kadere razı olmak
bow and scrape f. haddinden fazla saygılı davranmak
draw the long bow f. desteksiz atmak
draw a bow at a venture f. işkembeden sallamak
bow and scrape f. yaltaklanmak
bow to someone's opinion f. görüşüne boyun eğmek
bow to someone's opinion f. düşüncesini kabul etmek
take a bow f. alkışları kabul etmek
take a bow f. teşekkürleri kabul etmek
bow the knee f. üstünlüğünü kabul etmek
bow the knee f. karşısında diz çökmek
bow to the porcelain altar f. (çok içip) kusmak
bow down before the porcelain god f. (tuvalete) kusmak
bow down to the porcelain god f. (tuvalete) kusmak
bow before someone f. birisinin önünde (saygıdan/korkudan) eğilmek
bow to the porcelain altar f. kusmak
draw a long bow f. yüksek perdeden atıp tutmak
draw a long bow f. yüksek perdeden konuşmak
take a bow f. tiyatro'da eğilerek selam vermek
bow at the feet of f. ayakları önünde eğilmek