| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | flicker i. | titrek ışık/alev | ||
| Genel | ||||
| Genel | flicker i. | titrek ışık | ||
|
The flicker on the ceiling disturbed us. Tavandaki titrek ışık bizi rahatsız etti. More Sentences |
||||
| Genel | flicker i. | titreşim | ||
|
After one last flicker, the candle went out. Son bir titreşimden sonra mum söndü. More Sentences |
||||
| Genel | flicker i. | titreme | ||
|
After one last flicker, the candle went out. Son bir titremeden sonra mum söndü. More Sentences |
||||
| Genel | flicker i. | kırpışma | ||
|
When we saw the flicker of the baby's eyelashes, we left the room immediately. Bebeğin kirpiklerinin kırpıştığını gördüğümüzde hemen odadan çıktık. More Sentences |
||||
| Genel | flicker f. | titreyerek yanmak (ateş) | ||
|
The couple sat around the campfire, watching the flickering flames. Çift kamp ateşinin etrafında oturmuş, titreyerek yanan alevleri izliyordu. More Sentences |
||||
| Genel | flicker f. | titremek | ||
|
The couple sat around the campfire, watching the flickering flames. Çift kamp ateşinin etrafında oturmuş, titreyen alevleri izliyordu. More Sentences |
||||
| Genel | flicker f. | titreşmek | ||
|
After studying long hours, her eyelids were flickering. Saatlerce ders çalıştıktan sonra göz kapakları titreşiyordu. More Sentences |
||||
| Genel | flicker f. | kısa süreliğine belirmek | ||
|
A feeling of hope flickered across Mallory's face. Mallory'nin yüzünde kısa süreliğine bir umut ışığı belirdi. More Sentences |
||||
| Genel | flicker f. | kırpışmak | ||
|
After studying long hours, her eyelids were flickering. Saatlerce ders çalıştıktan sonra göz kapakları kırpışıyordu. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | flicker i. | titrek ışık | ||
|
The flicker on the ceiling disturbed us. Tavandaki titrek ışık bizi rahatsız etti. More Sentences |
||||
| Teknik | flicker f. | titreşmek | ||
|
After studying long hours, her eyelids were flickering. Saatlerce ders çalıştıktan sonra göz kapakları titreşiyordu. More Sentences |
||||
| Teknik | flicker f. | titremek | ||
|
The couple sat around the campfire, watching the flickering flames. Çift kamp ateşinin etrafında oturmuş, titreyen alevleri izliyordu. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | flicker i. | titreşme | ||
| Genel | flicker i. | ürperme | ||
| Genel | flicker i. | ufacık bir belirti | ||
| Genel | flicker i. | titrek alev | ||
| Genel | flicker i. | video | ||
| Genel | flicker i. | film | ||
| Genel | flicker i. | sinema filmi | ||
| Genel | flicker i. | sinema | ||
| Genel | flicker f. | çırpınmak | ||
| Genel | flicker f. | alazlanmak | ||
| Genel | flicker f. | oynamak (ışık/gölge) | ||
| Genel | flicker f. | alevlenmek | ||
| Genel | flicker f. | oynamak | ||
| Genel | flicker f. | kanat çırpmak | ||
| Genel | flicker f. | pırıldamak | ||
| Genel | flicker N. | geçici belirme | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | flicker f. | titreyerek yanmak | ||
| Bilgisayar | ||||
| Bilgisayar | flicker i. | titrek ışıltı | ||
| Telekom | ||||
| Telekom | flicker i. | işaretteki titreme | ||
| Telekom | flicker i. | kırpışma etkisi | ||
| Aydınlatma | ||||
| Aydınlatma | flicker i. | ışık titremesi | ||
| Zooloji | ||||
| Zooloji | flicker i. | altın ağaçkakan | ||
| Zooloji | flicker i. | kuzey amerika'ya özgü büyük bir ağaçkakan | ||